Sabah güneşi odamın içine dolmuştu. Mışıl mışıl uyurken birden alarmın sesiyle uyandım. Oflayarak yüzümü yıkamaya gittim ama bir yandan da biraz heyecanlıydım. Çünkü yeni okulumda ilk günümdü.
Yeni okulumda gayet mutlu ve huzurlu olacağımı zannederek kafamdaki kötü düşünceleri uzaklaştırıp hızlıca hazırlanmaya başladım. Bu sırada mutfaktan annemin sesi geliyordu.
"Lina, gel hadi! Okula geç kalacaksın."
"Geliyorum," dedim ve hızlıca çantamı alıp kahvaltı masasına oturdum.
Erkek kardeşim, "Hiç gelmeseydin," dedi alaycı bir şekilde.
"Sabah sabah sinirlendirme beni," dedim.
Annem araya girip, "Kavga etmeyin, başım ağrıyor zaten. Hadi Lina, kahvaltını çabucak yap. Baban seni okula bırakacak," dedi.
Kahvaltımı bitirdim ve babamla beraber okula gitmek için dışarı çıktım. Arabadan indiğimde okul sandığımdan daha büyük görünüyordu. Babama veda edip yürümeye başladım.
Tam o sırada, nereden çıktığını anlamadığım siyah bir motor hızla geçti ve neredeyse eziliyordum. Kendi kendime söylenerek okul binasına girdim ve sınıfımı bulup boş bir yere oturdum.
Sınıftakiler benim hakkımda bir şeyler konuşuyorlardı ama kulak asmadım. Zilin çalmasına yakın sınıfa birkaç kişilik bir grup girdi. Fakat benim gözüm sadece bir tanesine takıldı. Sabah neredeyse bana çarpacak olan çocuktu.
Kara kaşlı, kara gözlü ve oldukça dikkat çekici biriydi. Hemen kaşlarımı çattım. Bu sabah bana çarpacak olan çocuk buydu. Normalde kavga edip rezillik çıkarırdım ama yeni okulumda ilk günden böyle bir şey yaşamak istemediğim için kendimi sakinleştirdim.
Arkaya bir yere geçtiler. Dikkatimi başka yere toplamaya çalışsam da üzerimde bakışlarını hissediyordum.
Sonra yanıma bir kız geldi.
"Merhaba, ben Berrak," dedi ve elini uzattı.
"Ben de Lina, memnun oldum," dedim ve elini sıktım.
Tam sohbet edecek gibi olduk ki zil çaldı ve Berrak gülerek, "Sonraki teneffüs sana okulu gezdirebilirim, hiç sıkılmazsın," dedi.
"Çok isterim," dedim ve gülümseyerek önüme döndüm.
İlk ders çabucak bitti. Berrak ile beraber sınıftan çıkacakken birisiyle çarpıştım. Bu oydu; sabahki çocuk.
Bir anlığına göz göze geldik.
"Yine mi sen?" dedim sinirlenerek.
Kaşlarını kaldırıp bana baktı.
"Sen şu sabahki dikkatsiz kız değil misin?"
Alaycı bir şekilde güldüm.
"Ben miyim dikkatsiz? Az kalsın bana çarpıyordun."
Kahkaha attı ve bana bakarak,
"Yolun ortasında sana çarpmadığım için bana teşekkür etmen gerek," dedi.
Sinirli bir şekilde ona baktım.
"Manyağın tekisin."
Arkamı dönüp Berrak'la birlikte yürüdüm. Fakat son kez dönüp arkama baktığımda göz göze geldik. Gözlerinde bir şey vardı.
İsmini koyamadığım bir şey...
Koridorda yürürken Berrak kısık sesle konuştu.
"Az önce konuştuğun çocuk... Aras. Onu tanıyor musun?"
Kaşlarım kendiliğinden çatıldı.
"Hayır. Tanımıyorum. Bence tanımaya değer biri bile değil."
Berrak başını salladı.
"Evet, haklısın. Biraz değişik bir tip. Ama okulun en popüler çocuklarından biri sayılır. Çorap değiştirir gibi sevgili değiştiriyor."
Kolumdan tutup beni durdurdu. Fark ettirmeden koridorun diğer ucundaki kız grubunu işaret etti.
"Ortadaki kızın adı Arya. Neredeyse bütün okul onu tanır. Bir zamanlar Aras'ın sevgilisiydi ama ayrıldılar. Buna rağmen hâlâ Aras'ın peşini bırakmıyor. Biraz takıntılı gibi."
İstemsizce Arya'yı inceledim.
Diğer kızlardan oldukça farklı giyiniyordu. Eteğini bilerek kısaltmış, gömleğinin üst düğmelerini açmıştı.
"Tam Aras'ın kriterlerine uygun biri bence," dedim.
Berrak kıkırdadı.
"Boş ver. Zaten onların dünyası bambaşka."
"Umurumda değil."
Öyle desem de zihnimin bir köşesinde Aras'ın bakışları ve söyledikleri dolaşıp duruyordu.
Zilin çalmasına dakikalar kala sınıfa döndük.
Aras ve arkadaşları yine en arkadaki sıralarda oturuyordu. İçlerinden biri bana baktı, sonra eğilip Aras'ın kulağına bir şey fısıldadı.
Aras başını kaldırıp bana baktı.
Dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümseme vardı.
Hiç umursamıyormuş gibi davranıp sırama doğru yürüdüm.
Oturduğum anda yüzümdeki gülümseme donup kaldı.
Bir tuhaflık vardı.
Elimi sandalyeye koyduğumda parmaklarım yapış yapış oldu.
Yapıştırıcı...
Şaşkınlıkla ayağa fırladım.
Tam o sırada Aras'ın arkadaşlarından biri yüksek sesle bağırdı.
"Yapıştı kaldı!"
Sınıf bir anda kahkahaya boğuldu.
Yüzüm ateş gibi yanıyordu.
Eteğime bulaşan yapıştırıcıya bakarken utançtan kıpırdayamıyordum.
Tam o sırada Berrak yanıma koştu.
"İyi misin, Lina?"
Sessizce başımı iki yana salladım.
Berrak öfkeyle Aras'ın olduğu tarafa döndü.
"Bu yaptığınız size komik mi geliyor? Rezil şakalarınızı kendinize saklayın!"
Sınıf bir anda sessizleşti.
Aras'ın arkadaşları hâlâ gülüyordu.
Aras ise hiçbir şey söylemeden olanları izliyordu.
Yüzündeki o alaycı ifade çözülmüştü.
Sanki söylemek istediği bir şey vardı ama susmayı seçmişti.
Berrak üzerindeki ceketi çıkarıp belime sardı.
Tek kelime etmeden çantamı aldım ve sınıftan çıktım.
Koridorda yürürken ellerim sinirden titriyordu.
"Lina..." dedi Berrak. "Onları umursama."
Dolmuş gözlerle ona baktım.
"Herkese rezil oldum..."
Tam o sırada arkamızdan ayak sesleri geldi.
Dönüp baktığımda gözlüklü, kumral bir çocuk karşımızda duruyordu.
Elindeki ıslak mendil paketini bana uzattı.
"Belki işinize yarar."
Bunu söyledikten sonra teşekkür etmemi bile beklemeden uzaklaştı.
"Kimdi o?" diye sordum.
"Can," dedi Berrak gülümseyerek. "Bizim sınıfta."
Birlikte tuvalete girdik.
Eteğime bulaşan yapıştırıcıyı temizlemeye çalışıyordum ama her sildikçe daha da yayılıyordu.
Tam o sırada Berrak'ın telefonu titredi.
Bir anda yüzü ciddileşti.
"Bir şey mi oldu?" diye sordum.
Cevap vermedi.
Sadece telefonunu bana uzattı.
Ekrana baktığım an nefesim kesildi.
Okul grubuna fotoğrafım atılmıştı.
Sandalyeden kalkmaya çalışırken çekilmişti.
Yapışkanlı eteğim...
Kızarmış yüzüm...
Utançtan ne yapacağımı bilemediğim o an...
Fotoğrafın altında tek bir başlık vardı:
"Yeni kızın ilk günü. 😂"
Yorumlar ise peş peşe geliyordu.
"İlk gün ve şimdiden rezillik."
"Yazık kıza."
"Keşke sandalyeye biraz dikkat etseymiş."
"😂😂😂"
Telefonu elimde sımsıkı tuttum.
İçimdeki utanç yerini öfkeye bırakıyordu.
Bunun tek bir sorumlusu vardı.
Aras...
Ve bunun bedelini ona mutlaka ödetecektim...





