İçeriğe geç

NEFESİN İZİNDE 🚪🕯️

Bölüm 8 · 8 dk okuma

NEFESİN İZİNDE 🚪🕯️

Bölüm 8

6.MUM🕯️| SİLİK TEBESSÜM

ESENLİKLER CANPARÇALARIM!🦅👋🏻! Bu bölüm geçiş bölümü olacak. O yüzden uzun olmayabilir. Baştan söyleyeyim. Sonda söylerim kaç kelime olduğunu Keyifli okumalar dilerim canparçalarım! "Her şey çatlakla başlar. Kırıldığında ise parçalar herkese batar." ••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••• Alarm çalmadan birkaç saniye önce gözlerimi açtım. Bu tek başına bir işaret olabilir. Normalde alarmı üç kez ertelerim, yorganla mücadele ederim, hayatla pazarlık yaparım. Ama bugün öyle olmadı. Tavana baktım ve içimden sebepsiz bir cümle geçti: Bugün şahane bir gün olacak. Sebebini bilmiyorum. Özel bir planım yok. Büyük bir beklentim de yok. Ama içimde hafif, temiz bir enerji var. Sanki gece biri zihnimi havalandırmış gibi. Yatağın içinde biraz doğruldum. Odam sabah ışığıyla doluydu. Güneş tam karşıdan gelmiyordu ama perdelerin arasından sızan o yumuşak aydınlık her şeyi daha düzenli gösteriyordu. Dün dağınık görünen masa bile bugün gözüme sempatik geldi. Yorganı üzerimden attım ve ayağımı yere bastım. Zemin serindi ama rahatsız etmedi. Banyoya doğru yürürken aynaya bakmadan önce kısa bir an durdum. Sonra omuz silktim ve baktım. Karşımda yorgun ama toparlanmaya hazır bir yüz vardı. Göz altlarım hafif koyu, saçım dağınık. Ama kötü görünmüyorum. Hatta kendime hafifçe gülümsedim. “Toparlanıyoruz,” dedim sessizce. Yüzümü yıkadım. Soğuk su cildime çarptığında tamamen uyandım. Dişlerimi fırçalarken aynadaki yansımam daha canlı görünmeye başladı. Saçımı taradım, düzgün bir şekilde topladım. Küçük, sade küpelerimi taktım. Bugün abartı yok. Net, temiz, kendinden emin. Odaya geçip dolabı açtım. Kıyafet seçmek normalde kararsızlık demektir ama bugün elim direkt lacivert gömleğe gitti. Altına siyah pantolon. Ceketimi de ekledim. Ayna karşısında üzerime oturuşuna baktım. Fazla değil. Eksik de değil. Hazırım. Çantamı kontrol ettim. Defterler, kalemler, ajanda. Her şey yerinde. Parfümümden hafif bir fıs sıktım. Temiz bir koku. Fazlası değil. Son kez aynaya baktım. Bu sefer yüzüm daha netti. Gözlerimde uykudan çok beklenti vardı. Bugün sıradan olabilir. Ama ben sıradan yaşamayacağım. Anahtarımı aldım, kapıya yöneldim. İçimde sakin ama güçlü bir his vardı. Gerçekten. Bugün şahane bir gün olacak. •🕯️🪞• 7/A’ya girerken kapıyı hafifçe iki kere tıklattım. İçeriden o tanıdık uğultu geliyordu. Kapıyı açtım. “Good morning, 7/A!” “Good morning teacher!” diye hep bir ağızdan bağırdılar. Sesleri canlı. Tam istediğim gibi. Tahtaya büyük harflerle yazdım: FUTURE TENSE Arkamı dönüp gülümsedim. “Okay. Today we are talking about the future. Not the past. Not now. The future. Dramatic, right?” Birkaç kişi güldü. Ön sıradan Ece el kaldırdı. “Teacher, will mi going to mu?” “İşte soru bu!” dedim parmağımla işaret ederek. “That’s why we are here.” Tahtayı ikiye böldüm. Bir tarafa WILL, diğer tarafa GOING TO yazdım. “Spontaneous decisions?” dedim. “WILL!” diye bağırdılar. “Plan before speaking?” “GOING TO!” Enerji tavan. Tam istediğim gibi. “Okay, imagine this,” dedim. “It’s raining. You don’t have an umbrella. What do you say?” Arka sıradan Mert atladı: “I will buy an umbrella!” “Perfect!” dedim. “Because you decide now.” Sonra devam ettim: “But if you checked the weather yesterday and you know it will rain?” Ön sıradan bir ses: “I am going to take my umbrella.” “Exactly!” Tahtaya örnek cümleler yazarken sınıfı izledim. Gözler canlı. Not alıyorlar. Gerçekten anlıyorlar. Sonra küçük bir oyun yaptık. Herkes ayağa kalktı. Rastgele öğrenci seçtim. “Tell me one thing about your future.” “I will be a doctor.” “I am going to travel to Japan.” “I will buy a big house.” Her cümlede alkış yaptırdım. Sınıf kahkahalarla doldu. Dersin sonunda sordum: “So… are you ready for your future?” “YEEEES!” diye bağırdılar. Zil çaldığında yüzümde istemsiz bir gülümseme vardı. İşte bu. Gerçekten şahane bir dersti. •🪞🕯️• Öğretmenler odasının kapısını ittiğim anda o tanıdık çay kokusu yüzüme çarptı. İçerisi sıcacıktı. Dışarının hafif serin havasından sonra burası resmen güvenli alan gibi. “Hoş geldin Maisie!” dedi matematikçi Zeynep elindeki kupayı kaldırarak. “Hoş bulduk, hayattayım şükür,” dedim gülerek. Masama çantamı bıraktım. Sandalyeye oturunca omuzlarımın gevşediğini hissettim. Biri kettle’ı yeni kapatmıştı, buhar hâlâ yükseliyordu. Çay bardaklarının tıkırtısı, kaşıkların şıngırtısı… garip bir huzur veriyor. Tarih öğretmeni Murat gazeteyi katlayıp bana baktı. “7/A nasıl geçti?” “Efsaneydi,” dedim. “Future tense fethedildi.” “Will mi going to mu?” diye takıldı. “Artık karıştırmıyorlar,” dedim gururla. Köşede biri tost makinesini çalıştırdı. Hafif kızarmış ekmek kokusu yayıldı. Zeynep bana bir bardak çay uzattı. “Al, hak ettin.” Bardağı elime aldım. Sıcaklığı avuçlarımı ısıttı. Küçük sohbetler, hafif kahkahalar, masa üzerindeki dağınık sınav kağıtları… Yoğun ama samimi. Bir an durup etrafa baktım. Burası gerçekten güzel. Gürültüsüz bir dayanışma gibi. •🕯️🪞• Öğleden sonra dersleri ayrı bir sınavdır. Yemek yenmiş. Şeker yükselmiş. Beyinler tatil moduna geçmiş. Ve ben 5/C’nin kapısının önündeyim. Derin bir nefes aldım. Kapıyı açtım. Kaos. Gerçek anlamda kaos. Bir grup arka sırada kalem savaşı yapıyor. Ön tarafta iki kişi sandalyeyi ters çevirmiş. Biri camdan dışarı bakıp bağırıyor: “Hocaaaam kuş var!” “Good afternoon 5/C!” diye sesimi yükselttim. Üç saniyelik bir sessizlik oldu. Sonra yine uğultu. Tamam. Tahtaya sertçe üç kere vurdum. TAK. TAK. TAK. “Eyes on me. Now.” Bu sefer yarısı sustu. “Eğer beş saniye içinde sessizlik olmazsa, hepiniz future tense yerine future silence öğreneceksiniz.” Birkaç kişi güldü. Ama ses tonum ciddi. Geri saydım. “Five… four… three…” İki dediğimde sınıfın yüzde sekseni sustu. Fena değil. “Teşekkür ederim. Oturun. Sandalyeler normal şekilde. Bu bir sirk değil.” Ön sıradan bir ses: “Hocam ama Berk başladı!” “Berk başladıysa Berk bitirir. Şu an hepiniz bitiriyorsunuz.” Tahtaya yazdım: I will survive this lesson. Sınıf kıkırdadı. “Evet,” dedim dönüp. “Bugünkü konumuz tekrar future tense ama bu sefer oyunla.” Arka sıradan biri bağırdı: “Hocam oyun muuu?” “Evet ama bağıran oyundan elenir.” Anında sessizlik. Kartlar çıkardım. Üzerlerinde durumlar yazıyor: “Win the lottery”, “Fail the exam”, “See a ghost”, “Eat too much pizza.” Gruplara böldüm. “Her grup kart çekecek ve cümle kuracak. Doğru tense, doğru puan.” İlk grup kart çekti. “Win the lottery.” Berk atladı: “I will buy a Ferrari!” “Bağırmadan söylesen de Ferrari alabiliyorsun,” dedim. Sınıf güldü. İkinci grup: “See a ghost.” Arka sıradan dramatik bir ses: “I will run away!” Bir kız ekledi: “I am going to scream!” “İşte bu!” dedim. “İki yapı da doğru. Alkış.” Bir süre sonra sınıfın enerjisi kaostan rekabete döndü. Bağırmalar azaldı, heyecan kontrollü hale geldi. Ama tabii tamamen değil. Bir kalem yine yere düştü. Biri sandalyeyi gıcırdattı. Bir başkası “Hocaaam su içebilir miyim?” diye üçüncü kez sordu. “Su içebilirsin ama yüzerek değil,” dedim. Zil çalmaya yakın ses tekrar yükselmeye başladı. Enerji bitişe doğru patlıyor her zaman. “Tamam,” dedim ellerimi kaldırarak. “Son soru. Eğer bu dersi başarıyla bitirirsek ne olacak?” Ön sıradan biri bağırdı: “We will be free!” “Yanlış,” dedim. “You will see me tomorrow.” Toplu bir “Offf hocaaam!” yükseldi. Ama gülüyorlardı. Zil çaldığında sınıf bir anda kapıya yöneldi. Sandalyeler kaydı, çantalar çarpıştı. Kapıdan çıkmadan önce döndüm: “5/C!” Yarı kapıdan kafalar uzadı. “Good job. Ama yarın daha az bağırıyoruz.” Berk sırıtıp dedi ki: “Teacher… we will try.” Kapı kapandı. Sınıf sessizleşti. Sandalyelerin dağınıklığına baktım. İç geçirdim. Yorucu muydu? Evet. Ama canlıydı. Ve kabul edelim… Biraz kaos iyidir. •🪞🕯️• Okuldan çıktığımda hava kararmaya yüz tutmuştu. Öğleden sonranın o yapışkan yorgunluğu omuzlarıma çökmüştü ama garip bir şekilde içim tamamen boş değildi. Gün yoğundu. Gürültülüydü. Ama hâlâ ayaktaydım. Arabayı park ettiğimde evin dış cephesi her zamanki gibiydi. Sade. Sessiz. Tanıdık. Anahtarı kilide sokarken içimde küçük bir tereddüt oldu. Sebepsiz. Sadece bir saniyelik. Kapıyı açtım. Ev karanlıktı. Işığı yakmadan birkaç adım attım. Koridordaki uzun ayna silueti yuttu. Elim duvardaki düğmeye uzandı. Tık. Sarı ışık bir anda yayıldı. Ve o an fark ettim. Girişteki vazoya yeni bir mum yerleştirmiştim sabah çıkarken. Beyaz, uzun, sade bir mum. Şimdi tam ortada duruyordu. Yanında cam vazo. İçinde kuru çiçekler. Ama aynalar… Koridordaki iki dar ayna, karşılıklı durur. Her gün önlerinden geçerim. Her gün aynı yansımayı görürüm. Bugün değil. Yaklaştım. Camın üzerinde ince çizgiler vardı. Çatlak gibi ama tam kırık değil. Sanki yüzeye tırnakla bastırılmış gibi ince, dağınık izler. “Bu sabah böyle değildi,” dedim fısıltıyla. Parmağımı yüzeye dokundurdum. Soğuktu. Gerçekti. Çizgiler camın içindeydi. Bir an için yansımama baktım. Yüzüm normaldi. Ama çizgiler yüzümü parçalara ayırıyordu. Gözüm ayrı bir üçgende, dudaklarım başka bir köşede. Derin bir nefes aldım. “Tamam. Cam çatlar. Ev eski.” Mantık. Mantık iyidir. Çantamı konsolun üzerine bıraktım. Vazoya yaklaştım. Mum hareketsizdi. Dokundum. Soğuk. Bir kibrit aldım çekmeceden. Çak. Küçük alev bir anlığına parladı. Mumun fitiline yaklaştırdım. Fitil önce karardı, sonra küçük bir alev yükseldi. Işık titredi. Koridorun duvarlarına yumuşak gölgeler yayıldı. Aynalardaki çatlaklar mum ışığında daha belirgin hale geldi. Çizgiler sanki derinleşti. Bir adım geri çekildim. Alev hafifçe kıpırdadı. Ev sessizdi ama sessizlik doluydu. Sanki bir şey bekliyordu. Ayakkabılarımı çıkardım. Paltomu astım. Ama gözüm aynalardaydı. Işık yansıdıkça görüntüm çoğalıyordu. Parça parça benler. İnce çizgilerle bölünmüş yüzüm. Bir an için, sadece bir an, yansımamın gözleri bana bir saniye geç baktı gibi oldu. Kalbim hızlandı. “Yorgunum,” dedim sertçe. “Bu kadar.” Mumun yanına tekrar yaklaştım. Alev sabit değildi. Hafif hafif eğiliyordu. Pencere kapalı. Hava akımı yok. Elimi alevin yanına getirdim. Sıcaklık gerçekti. Canlıydı. Vazonun cam yüzeyinde mumun ışığı kırılıyor, çatlak aynalara yansıyordu. Işık, çizgilerin arasına doluyor, onları daha görünür yapıyordu. Belki de hep vardı o çizikler. Belki ben yeni fark ediyorum. Koridorun sonunda salon karanlık duruyordu. Ama oraya gitmedim. Girişte kaldım. Mumun karşısında. Bu evde 14 mum yakacağım. Bir an bu düşünce aklıma düştü. Nereden geldiğini bilmiyorum. Bir tanesi şimdi yanıyor. Alevi izledim. Küçük ama inatçı. Aynalara tekrar baktım. Çatlaklar hâlâ orada. Ama artık daha az tehditkâr görünüyorlardı. Sanki sadece bir hatırlatma. Bir şeyin kırıldığını değil. Bir şeyin değiştiğini. Mumun ışığı yüzüme vurdu. Gözlerimde yorgunluk vardı ama korku azalmıştı. Kapıyı arkamdan kilitledim. Ev benim. Işık benim. Ve alev hâlâ yanıyor. •••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••• Nasıldı canparçalarım??? Umarım sevmişsinizdir. Bu bölüm bir geçiş bölümüydü. Asıl kaos yedinci bölümde! Kehaneti tahmin etmeyi unutmayın! "Bir sonra ki çarşambaya kadar sessiz ol."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.