İçeriğe geç

Nefes Alan Hapishane

Bölüm 8 · 9 dk okuma

Nefes Alan Hapishane

Bölüm 8

Bölüm 7 /// Vaat'e Giden Yolda Sorgulamak Yoktur!

Korku, yadsınamaz bir güçtür.

Silahlar, tarihin her aşamasında yer bulabilmiş mutlak ihtiyaçlardan biridir.

Ve insanlar...

İnsanlar, her daim sapıtmayı kendine vazife edinmiş yegâne türdür.

Nebat halkının bu üç ulvi bildirisi, tüm üyelerin kalbinde yatan tek değişmez manifestolardır. Vaat'e ulaşmak için öncelikle bunları, kalbinizin sert çerçevesine yazmanız gerekmektedir. Aksi takdirde temelsiz bir yapının göbeğine oturup ölümü beklemiş olursunuz, bu da insan olmaktan çıkmanın en bedbahtça yoludur.

Günlük ezberindekileri tekrarlama seansı, bir Yeşil Rehber olan Kayhan'ın haftanın ilk toplantısını başlatma çağrısıyla son buldu. Çam yeşili pelerin giymiş olan Yeşil Rehber Kayhan, Ahmer Efendi'den sonra en yüksek konuma sahip kişiydi. Dolayısıyla en önemli yetki de ona emanet edilmişti: Üçüncü değişmez bildirideki gibi sapıtmakta ısrarcı ruhlara yol göstermek. Fakat yol gösterici çağrılar daha önce hiç pazartesi günü yapılmamıştı. Oysa Nebat halkında her eylem, haftanın ilk günü yani Pazar günleri anlatılır ve uygulanırdı. Haftanın ikinci günü olan bugün, muhtemelen önemli bir şey olmuştu. Yeşil Başlıklı 13 isimli üye bunu sorgulamadı. Hatta aklına ansızın gelen bu düşünceyle kendini kınadıktan sonra ezberlediği manifestoları tekrarlamaya ara verdi ve bulunduğu kalenin zindanlarının birinden yavaşça çıktı. Üzerindeki orman rengi pelerin, taş zemini süpürürken tahta oturakların bulunduğu zindanlar geride kaldı. Bir zamanlar sadece sapıtmışların kapatıldığı paslı demir kapılı odalar, Ahmer Efendi'nin kaleye gelişiyle birlikte yeni lakin asıl amacına hizmet eder oldu.

"Mademki Kızıl Vaatçi'yi öldürüp onun çocuklarını grilerin altına hapsettik; onun, onların duygularını anlamalıyız." demişti Ahmer Efendi, geldiği ilk gün. “Biz, asırlar boyunca yeryüzünde bozgunculuk yaptık. Nice kanlar döktük! Nice yaşamları küçümsedik. Yalnızca insanları önemsedik. Üzerinde yürüdüğümüz toprağı, kendi pisliklerimizle kirlettik. Ağaçları, otları, tüm nebatatı rezil rüsva ettik. Oysa tek yaptıkları, insan olan bizlerin daha rahat yaşamamıza katkıda bulunmaktı. Biz ise aldırmadık, onları kesip biçtik. Üstün ırktık, nebatata korku saldık. Şimdi ise korkan biziz. Ölümüne sebep olduğumuz Kızıl Vaatçi’nin yokluğunda ne huzur bulabiliyoruz ne de ölünle burun buruna gelmeden yemek yiyebiliyoruz. Asıl rezil rüsva olan biziz. Eski yaşantımızı ancak ve ancak Kızıl Vaatçi'nin tekrar aramıza katılmasıyla elde edebiliriz. Unutmayın! Pis deliklerde saklanarak karın doyurmak size onurlu bir yaşam kazandırmaz lakin benim emirlerimi yerine getirirseniz size Vaatçi'nin temennisini sunabilirim.”

Konuşmasının sonunda, "Kızıl Vaatçi geri dönmeli!" sesleri kalenin taşlarını yerinden oynatmaya yetmişti. Gelişinin ilk haftasında, iki yıldır çoğalan Nebat halkı tekrar sapkınlaşma yoluna giren üyelerden temizlenmiş ve Ahmer Efendi'nin özünde hep koruduğu manifestolar, su yüzüne çıkartılmıştı. Manifestolar, değerlerini korumayı başarabilen her üye tarafından ezbere alınmış ve sapkın, eski lider tarafından insafsızca değiştirilmiş değerler tekrar düzeltilmişti. Her şey artık olması gerektiği gibiydi. Değer sahipleri olarak yapmakla yükümlü olduklarını yerine getirecek ve Kızıl Vaatçi'nin adaletini inkârcılara teslim edeceklerdi. Sözle ya da zorla! Tek düzen, herkesi vuracaktı. Tüm bunlar bittiği vakit Kızıl Vaatçi, hüküm zamanına geri dönecekti.

Eskiyi yad eden Yeşil Başlıklı 13 isimli üye, taş merdivenleri tek tek çıktı. Zindanlardan çıkan diğer gruplar da önünde ve arkasında sıra sıra dizilmiş, hiçbir aciliyet belirtisi olmadan metodik adımlarla ilerliyorlardı. Sanki görünmez bir çizgi üzerinde yürüyorlardı. Başlıkları takılıydı. Düzenin dışına çıkan tek üye dahi yoktu. Onlar, ruhlarla çevrili yek zincirdi ve yeniden şekillenmiş yaşamları, mutlak bir intizamın nefes kesici hâkimiyeti ile sarmalanmıştı

Orman rengi başlıklılardan oluşan sıranın başındaki gözlüklü üye, kurumuş kanla kaplı, artık kendi rengini kaybetmiş olan çürük bir tahta kapının önünde durdu. Kapının her iki yanında duvara sırtını yaslamış terekler bulunuyordu. Her tereğe kan dolu kavanozlar tehditkâr bir edayla oturmuştu. Elini uzatıp en yakın kavanozu alarak içeri girdi. Aynı hareketler geriye kalan on dokuz kişi tarafından da tekrarlandı.

Güneş ışıltısının tepedeki dairesel açıklıktan yansıdığı geniş bir odaya çıktılar. Eskilerin istirahat odası sayılan bu yer artık Kızıl Vaatçi'nin ilk durağı olarak görülür oldu. Kolonlar arasında daire şeklinde dizilerek henüz olması gereken bedene sahip olamayan Kızıl Vaatçi'nin etrafında toplandılar. Muntazam çember tamamlanınca kavanozların kapaklarını açtılar. Odada bulunan yirmi üyenin her biri, yeminlerini öbür ayinlerde olduğu gibi dile getirmek için sırasıyla açık dairesel alana yaklaştı. Taş döşemeden yaşama meydan okurcasına çıkan kara köklerin önüne varınca durdular ve "Sapkınlar refah bulacak! Kızıl Vaatçi geri dönecek!" söylemleriyle kökleri kanla suladılar.

Gri taşlar, kırmızının mükemmeliyetinin gölgesini taşımaya çoktan hazırdı. Kimi yerde taş döşemeleri delerek, kimi yerde ise taşların arasından geçerek kendi yollarını oluşturan ince kökler ise topraksız yaşam alanının özgür ruhluluğunu sergiliyordu. Bu köklerin merkezindeki zayıf bedenli ağaç, sulandırılmış kan rengi yapraklarıyla üzerindeki kararmış gökyüzüne alaylı bir gülüş gönderiyordu. Çiselemeye başlayan yağmur, semanın meydan okuma talebini kabul ettiğine dair haber taşımaktaydı.

Ağacın yanında duran Yeşil Rehber Kayhan, Kızıl Vaatçi'nin kana doymasıyla birlikte başlayan toplantının devamını getirdi ve kahverengi gövdeye elindeki kadehten gerekli sıvıyı döktü. Ağaca sadece Nebat halkının değerlerine en sıkı bağlılığı gösterenler ve zihinlerine manifestoların her birini eksiksiz kaydedenler, yani Ahmer Efendi'nin nezdinde konum sahibi kişiler yaklaşabilirdi. Burası, kızıl ağacın hemen dibi, başlıklı üyelerin durmayı hak ettiği yer değildi. Ancak ve ancak rehber vasfını elde edebilenlerin mekânıydı. Yakutlarla bezeli işlenmiş altın kadehi ağacın doğu yönüne bıraktı ve kollarını iki yana açarak söylevine başladı.

"Kızıl Vaatçi'nin doğum yeri sapkınlardan temizlenmek üzere. Bakın!" Başını göğe kaldırdı. Hızını arttırmaya başlayan yağmur, onun yüzünü ıslatıyordu. "Gökyüzü nasıl da ter döküyor! Doğu topraklarının, Kızıl Vaatçi'nin eline geçmek üzere olduğunu nasıl da biliyor! Ey, Yeşil Başlıklı kardeşlerim! Konumunuz sizi Kızıl Vaatçi'den uzakta tutacak kadar düşük diye korkmayınız! Gün yoktur ki, sizi harekete geçmekten alıkoysun! İnsan yoktur ki, değerlerinize daha sıkı bağlanmaktan sizi esirgesin!

“Bugün son gün! Bugün nihayete erdiğinde, Doğu topraklarını kirletenlerin direniş kırıntıları kızıla boyanacak ve siz, Yeşil Başlıklı yoldaşlarım! Bugün, sizin değerlerinizin benimki kadar sıkılaşmaya yaklaşacağı gün! Yeter ki mücadele etmekten vazgeçmeyin! Dirayetli olun! Her ne olursa olsun korkaklığınızı diriltmeyin.

“Sapkınlar refah bulacak! Kızıl Vaatçi geri dönecek!"

"Sapkınlar refah bulacak!" diye tekrarladı her bir başlıklı aynı ritimde. Sesleri taş zeminden sekiyor, kızılla yıkanmış taş duvarlara çarpıp geri yansıyordu. "Kızıl Vaatçi geri dönecek! Sapkınlar refah bulacak! Kızıl Vaatçi geri dönecek!"

Vaat'in inkâr edilemez rehberliğindeki yirmi üye, daha önceden belirlenen intizama göre kaleden ayrıldı. Yağmuru kendilerine fırsat bilen ve emirleri amaç edinen, hepsi de yirmi yaşının üzerinde olan genç bir gruptu onlar. Giydikleri orman yeşilinden pelerinlerin başlıklarını da verilen emirlere binaen takmışlardı. Vaat'e giden yolda sorgulamak yoktu. Her şey, daha önceden belirlenen bir neden akabinde ilerliyordu. Bilenen beyinler olarak kendilerine ait mantıklarını, öz çerçevelerine oturtmuşlardı. Geriye yalnızca çakılan fermanlar zincirinin bilaistisna uygulanışı vardı. Aksi takdirde, sürdürülmesi icap eden sistemde açıklık kabul edilemez bir yanlış olacaktı.

İşte yine bir gözetilen vakit! Yine bir baskın! Beklenen Çağ'a isyan edenler, gereken yola yönlendirilmenin tebliğiyle karşı karşıya. Ama ne fayda! Eskiden bir mahalleyi oluşturan griler, artık beton çöplüğünden farksız yığınlardı. Gizlilik içinde çalışanlar için her daim faydalı görülen yığınlar...

Doğal birer kalkan olan beton çöplükler arasından ilerlerken elinde silahıyla yürüyen Yeşil Başlıklı 13 isimli üye, Ahmer Efendi'den kaçıp duran sapkınları yakalamanın heyecanıyla yanıp tutuşuyordu. Ya onun hükümlerini kabulleneceklerdi ya da gazabının yakıcı hüsranında boğulacaklardı. İnsanların her daim bir seçme şansı vardı lakin gösterilen yol yalnızca bu ikisinden ibaretti. Bir üçüncüye yer yoktu, olamazdı.

Tüm ölü grilerin arasında vakur bir tavırla dikilen taştan malikâneye dört bir yandan yaklaştıklarında Yeşil Rehber Kayhan, üyelerden birinin duvardan tırmanarak kapısını içerden açtığı malikâne avlusuna girdi. Yeşil Başlıklı 13’ün de aralarında bulunduğu beş başlıklı üye de onu takip etti. İşlenen her saniye plana göre akarken çatıda nöbet tutan iki kişi de nihayet onları fark edebilmişti. Orman renkli üyelerin öncü grubu, bir el hareketiyle ateşe başladı. Yeşil Başlıklı 13, silahıyla nişan alıp ateş ederken Yeşil Başlıklı 5, ağaç dallarından yontulmuş taze oklarını saldı. Yeşil Başlıklı 2 de tuttuğu metalden mızrağı malikânenin giriş kapısının ortasına sapladı. Kapı açılır gibi olsa da hemen kapandı ve metalin metale sürtünme sesi geldi. Geri çektiğinde, kana bulanan mızrak ucunu tekrar kapıya sapladı ama kapı bu kez açılmadı. İçeriden metal sürgüyle kilitlenmişti. Buna rağmen Yeşil Başlıklı 2 yaptığı şeye devam etti, ta ki kilitli kısım parçalanıp sürgü yere düşene kadar.

Tıpkı kendisi gibi!

Tekerlekli sandalyede oturan bir sapkının oku yüzünden öldürülen ve ölmüş olan yaşlı bir adamın üzerine düşen yoldaşına bakan Yeşil Başlıklı 13, o an için onun yerinde olmayı diledi. Kızıl Vaatçi'ye kendini adamış bir özgür ruh, diye düşündü. Ne kadar da ince bir ölüm şekli! Yolu kapatan arkadaşının üzerinden geçerek malikâneye girdi. Yoldaşını öldüren kişiyi kalbinden vurmayı da ihmal etmedi. Onun düşündüğü kadarıyla bir sapkın daha kurtuluşa ermişti.

Tabancasının şarjörünü el alışkanlığı ile seri bir şekilde değiştirdi. Lakin sağ bileğine saplanan ok yüzünden silahını sol eline almak zorunda kaldı. Yöresel kıyafet giydirilmiş mankenler ve eski kalkanlar ile kendilerini korumaya alan birkaç sapkın daha vardı. Teslim olmak, Nebat halkına özgü değerlerin sahibi olmaya giden ilk evreydi. Eğer Kızıl Vaatçi'nin tartışılmaz gücü karşısında mücadeleden vazgeçseler, affedici tininden nasiplenebilme imkânı bulabilirlerdi.

"Keşke fark edebilseler!" diye mırıldandı 13, kalın sesiyle.

"Düşünme!" diye bağırdı Yeşil Rehber Kayhan, başlıklının sesini duyunca. "Sadece verilen emirleri uygula!"

Sorgulamak yok, diye düşündü 13 kendini azarlarcasına. Vaatçi'nin kızıl yoluna leke sürmüştü ve bunun için kendisini cezalandırmayı aklının bir köşesine kazıdı. Tam doğu bölgesi kurtuluşa erecekken değerine olan bağlılığı gevşemişti. Demek ki, yeterli olgunluğa erişemedim, diye düşündü tekrar. Ama önce yapmam gereken işi bitirmeliyim.

Sağ bileğindeki acıyı hiç hissetmiyordu. Sol elle silah kullanmak ise oldukça zorlayıcıydı. Daha önce bunun alıştırmasını yapmıştı ama Kızıl Vaatçi'ye olan bağlılığı yeterince sıkı olmadığı için başarısız olmuştu. İkinci katın başında duran ve kafasını taşla yaran küçük kız çocuğuna ateş etti. Ama "Nehir?" diye bağıran bir genç kız, çocuğu kenara çekti.

Bir kez daha ateş etti 13. Vazgeçmeyecekti. İsabetsiz kurşunu, taş duvardan sekip yere düştü. Tepeden tırnağa ıslanmış genç kızın saldığı ikinci ok, onun gözüne saplanarak görüşünü kızıla boyadı. Daha önce böylesine kara bir kızıl görmemişti. Tüm renkler anlamını yitirip de sırtüstü yere düşerken hayatında hiç değer sahibi olamayacak kadına acıdı.

Başlıklılar, 13’ün cansız bedeninin üzerinden atlayıp ikinci kata çıkan merdivenleri arşınladılar. Alt kattaki dört kişiyi esir almayı başarabilmişlerdi. Sapkınlardan sarışın ve mavi gözlü olanı, yayı ile ok sadağını yere bırakınca diğerleri önce şaşırdı.

"Sedat, ne yapıyorsun?" dedi genç kız.

"Nehir'e bir şey olmasını göze alamam, Derya! O benim her şeyim."

Karşılıklı silah çatışmalarının sona erdiğini gören Yeşil Rehber Kayhan, kırık kapıdan içeri girdi ve sapkınların öldürülmemesi için gerekli talimatı verdi. Onun bu hareketi, diğer sapkınların da silahlarını bırakmasına neden oldu. Elleri, teslimiyetlerini ifade edercesine havaya kalktı. Ölüm korkusu, mücadeleden vazgeçmenin en temel sebebiydi. Aynı hâl, üst kattaki üç kişi için de geçerliydi. Çatıda nöbet tuttukları iliklerine kadar ıslanmış hâllerinden belli olan iki genç, silahlarını yavaşça bırakarak başlıklıların eşliğinde merdivenlerden iniyordu. Küçük bir çocuk da onlarla birlikteydi. Sayısal üstünlük karşısında mantıklarına kulak vermiş ve sükûneti seçmişlerdi. Korkakça velakin akıllıca! Ölenlerin aksine yaşamaya hevesli olanların önlerinde yeni bir seçenek belirecekti.

“Refah, sapkınları bekleyen tek görünür yoldur. Onlar için ölümün tek ismi, kurtuluştur. Kurtuluşa eren yolun göstergesi ise yalnızca Yeşil Rehberlerin ellerinde bulunur.”

Yeşil Rehber Kayhan, ezberindeki manifestolardan yedincisini okudu ve yağan şiddetli yağmurun altında esirlerin Kızıl Vaatçi’nin kalesine götürülmesine önderlik etti.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.