İçeriğe geç

Nefes Alabilmek İçin

Bölüm 1 · 5 dk okuma

Nefes Alabilmek İçin

Bölüm 1

Giriş

Hoş geldiniz :)

Okumaya başladığınız tarihi bu satırın altına yazabilirsiniz. (07.07.22)

*

Giriş

İçimdeki sıkıntıyı bastırmak için kaçıncı kez olduğunu bilmediğim bir nefes daha çektim içime. Yeni okulumun bahçesindeydim, birkaç adım uzağımda annem ve müdürüm bir şeyler konuşuyorlardı.

Merakla etrafıma baktım. Okulun bahçesi geniş ve neredeyse ormanı andıracak kadar yeşildi. Sadece, okulun yaklaşık on metre uzağındaki yurt binasının etrafı topraktı. Fakat yine de bina ağaçlarla çevriliydi ve bu hoşuma gitmişti.

Okulun çoğu bölümünün çimenlerle oluşurken yurdun bahçesinin zemininin toprak olmasının nedenini merak etsem de, bu sorumun cevabını hiçbir zaman alamayacağım için düşüncelerimi uzaklaştırdım ve müdürüm ile annemin konuşmasına kulak kabarttım.

"Gördüğünüz gibi yurt binası üç katlı, ilk katında kız öğrencilerimizin yatakhanesi bulunuyor, ikinci katında yemekhane, üçüncü katında ise erkek öğrencilerin yatakhanesi. Okulun başlama saati 08.00 olup, bitme saati 16.00'dır. Kolejimiz dört yıllık olup, bütün öğretmenleri tecrübeli ve bilgili insanlardır."

Annem, yeni okul müdürümün konuşması bitince gülümsedi ve başını salladı, "Anladım." Ardından müdürüme doğru küçük bir kağıt uzattı. "Bir sorun olursa beni arayabilirsiniz Taner Bey."

Müdürümün kağıdı annemin elinden aldığını ve rehberine kaydettiğini gördüm. Sonrasında, bu sefer de müdürümün anneme numarasını söylediğini ve annemin de aynı işlemi yaptığını.

Tam o sırada zil çaldı ve annem bana doğru döndü. Gülümseyerek, "Ayrılma vakti..." dedi. Gözleri parlıyordu, sanırım ağlamak üzereydi. Ayrıca sesindeki hüznü de fark etmiştim. Ben de ağlamamak için gülümsedim ve neredeyse ona doğru koşarak sarıldım.

Üç yaşımdan beri annem bana hem annelik, hem babalık yapmıştı. Yıllarca baba sevgisinden yoksun kalmamak için çalışmış, çabalamıştı. Onun hakkını asla ödeyemezdim... İşte bu yüzden veda etmem zordu ona.

Gözlerime hücum eden gözyaşlarını durdurmaya çalışarak daha da sıkı sardım onu. "Seni çok seviyorum, anne."

"Yapma ama beni de ağlatacaksın!" demesiyle gözlerimi kırpıştırdım ve ondan ayrıldım. "Ben ağlamıyorum ki," dedim bir mızmız çocuk gibi. "Hem ne demiş Meral Aksel," dedim ve onun da bana katılmasını bekledim. Aynı anda, "Ağlamak yenilginin kanıtıdır!" dedik ve gülüştük.

***

Dördüncü dersin de bittiğini bildiren teneffüs zilinin çalmasıyla oflayarak kitabımı kapattım. Sınıftaki öğretmenin çıkmasıyla ben de ayağa kalktım. Sıkılmıştım, hava almak amacıyla koridora açılan sınıf kapısına yöneldim. Birkaç adım atmıştım ki, arkamdan birinin bana seslendiğini duydum.

Henüz kimseyle tanışmamıştım, bu nedenle birinin bana seslenmesini garipsemiştim. Merakla o yöne döndüm ve kıvırcık uzun saçlara sahip, bana gülümseyen ve gözleri parıldayan bir çocuk ile karşılaştım.

"Efendim?" diye mırıldandım.

"Selam! Ben Oğuz."

"Ben de Burcu."

"İkimiz de yeni gelenlerdeniz... Öyle değil mi?"

"Evet?" Gelme amacını hala anlayamamıştım.

"Bu yıl sınıfımıza bizimle beraber beş yeni kişi gelmiş. Onlarla tanıştın mı?"

Beklenmedik sorusu karşısında başımı salladım. "Hayır, henüz kimseyle tanışmadım. Ya sen?"

"Gerçekten mi? Ben neredeyse sınıfın hepsiyle tanıştım."

"Ciddi misin, ne kadar hızlısın!" Şaşkınlıkla güldüm.

"Evet, biraz öyleyimdir... İstersen seni diğerleriyle tanıştırayım?"

"Diğerleri? Sınıftaki herkesle mi?"

"Hayır, tabii ki, zaten sınıftaki herkes başka biriyle takılıyor. Yeni gelenlerden bahsediyorum."

Benim için bir sakıncası yoktu, zaten tanışma fasıllarını pek beceremezdim. "Olur, tabi onlar da isterlerse."

Bunun üzerine kıvırcık saç, -hayır Oğuz!- evet, Oğuz sağ tarafa yöneldi ve ıslık çaldı. "Nehir, Ayaz, Sarp! Hey! Buraya gelin!"

Söylediği isimleri çağırma şekliyle kıkırdadım; ıslık çalarak!

O sırada bizim bulunduğumuz tarafa doğru gelen bir kız iki erkekten oluşan üç kişi görüldü. Yanımıza geldiler ve kız olanın yanımda oturan kişi olduğunu fark ettim.

"Merhaba," dedi. "Ben Nehir."

"Ben de Burcu."

Yanımda otururken onu pek incelememiştim, fakat güzel bir kızdı. Beyaz tenliydi, açık yeşil gözlere sahipti. Koyu kahverengi düz saçlarını atkuyruğu yapmıştı.

"Ben Ayaz."

Kızın sağ tarafındaki siyah saçlarını hafifçe yukarı kaldırmış, koyu kahverengi gözlere sahip bir çocuk konuşmuştu.

"Ve ben de Sarp. Memnun olduk," Bu sefer de Ayaz'ın hemen sağında bulunan, açık kahverengi saçlarını aşağı doğru taramış, siyah gözlü biri tanıtmıştı kendisini. Bana gülümseyen yüzlere karşılık gülümsedim ve, "Ben de memnun oldum," dedim.

"Aynı sınıftayız, hepimiz bu yıl bu okula yeni gelmişiz. Bence çok güzel bir grup, hatta takım olacağız!" Oğuz'un neşe dolu sesiyle kıkırdadım. Benimle beraber diğerleri de kıkırdadı ve,

"Ne takımı Oğuz?" diye sordu Sarp. Oğuz ona tuhaf bir bakışı attı ve, "Futbol takımı! Ne olacak abi, arkadaş takımı işte."

Sarp bozulmuştu, gülmeyi kesti ve somurtmaya başladı. Onun bu yüz ifadesine günlerce gülebilirdim, fakat okulda olduğumu kendime hatırlattım ve gülmeyi kestim. O sırada ders zili çaldı ve sıralarımızın yolunu tuttuk.

Sarp ile Ayaz yan yana oturuyorlardı, en arkada ise Oğuz tek başına oturuyordu. Arka arkaya sıralarda oturuyorduk ve tanıştığım tek dört insanın çevremdeki sıralarda oturması, nedensiz bir biçimde beni rahatlatmıştı.

Bu rahatlamanın yanında bir de bastırmaya çalıştığım o huzursuzluk hissi vardı içimde. Ve hiç bastıramayacağım kadar büyük geliyordu.

"Her neyse," dedim ve düşüncelerimi uzaklaştırmaya çalışarak sınıfa giren matematik öğretmeninin anlattıklarına kulak verdim.

***

*

İLERLEYEN BÖLÜMLERDEN...

"Biz de aynı kadere mahkumuz. Kendi yalnızlığında boğulanlarız biz, sonrasında nefes alamayanlarız... Alabilmek için sokağa çıkan, fakat bu sefer de kalabalığın içinde yine boğulan, boğulmaya mahkum olanlarız..." Ayaz'ın sesiyle biraz daha gülümsedim, bir yandan da gözlerim dolmuştu. Beni anlayabilen insanlarla karşılaşmak... Tuhaf ama bir o kadar da güzeldi.

*

"Burada sert bir şey var," dedi Ayaz. Merakla çukura doğru eğildim. Toprağı biraz daha oydu ve elinde bir kutuyla bize döndü. "Bu da ne?" diye fısıldadı Oğuz. Bir anda içimi bir korku kapladı. Sanki... sanki, o kutunun içinden çıkacaklar bize iyi şeyler yaşatmayacaktı.

*

"Dün gece bir kabus muydu?" diye soran Oğuz'a baktım. Hepimiz şaşkınlık içindeydik ve ne yapacağımızı bilmiyorduk. "Keşke bir kabus olsaydı. Ama dün gece yaşananlar ve o kutunun içinden çıkanlar..." dedi Nehir, yutkundu ve devam etti. "Hepsi gerçekti."

*

Dolan gözlerimi birkaç kez kırpıştırdım ve karşımdaki adama tükürürcesine, "Bize acı çektirmek hoşuna mı gidiyor?!" dedim bağırarak. "Neden yapıyorsun bunu? NEDEN?!"

Nehir yanımda olduğunu belirtircesine yavaşça kolumu sıktı. Adam bana düşmanca bir bakış attı ve, "Nefes alabilmek için." dedi. Bu da ne demekti?

Ardından bir kahkaha daha attı.

*

Bölüm sonu

4 yorum