İçeriğe geç

Nar Çiçeği - TAMAMLANDI

Bölüm 9 · 6 dk okuma

Nar Çiçeği - TAMAMLANDI

Bölüm 9

9. Bölüm

İbrahim

Meryem'le olan olan konuşmamızdan sonra eve gelmiştim. Yemek vakti Zeynep'in yine hiç keyfi yoktu. İki üç lokma yedi yemedi kalkıp odasına gitti. Zeynep'in arkasından anamın bakışlarını gördüm. Herkes yok saymaya çalışsa da Zeynep'in hüznünü hepimiz paylaşıyorduk. Anam yorgun olduğu için odasına gittiğinde babamla kaldık. Cesaretimi toplayıp babama bu konuyu açmam lazımdı.

"Baba seninle bir husus hakkında konuşmak isterim."

"Kurtlu gibi kıvranmandan anladıydım zaten. De hele."

"Zeynep'i biliyorsun, dillendirmeye gerek yok. Durumdan bahsediyorum."

Sessizce başını salladı sadece.

"Baba ben derim ki senin de rızan olursa kuralım bunların yuvasını."

"Bak oğlum, benden gelip kızımı isteyemeyen karşıma çıkıp Zeynep'le yuva kurmak istediğini söylemeyen adama benim verecek kızım yok. Yavrumun gözü yaşlı diye de boynumu indirip gelin yuvanızı kuralım demem. O Zeynep'e olan sevdasını gömdüyse benim kızım da elbet gömecek. İsterse evlenmesin bana yük değil. Ama bu işte arayı yapan ben olmam. Sen de olmayacaksın."

Söylediklerini dinledim. Hak da verdim ama kardeşimin gözümün önünde erimesine gönlüm razı olmadı yine de. Tam itiraz edecekken anladı.

"Bu işin oluru vardır yoktur ben bilmem. Allah yazmışsa birbirlerine elbet kavuşurlar. Ama bizim vesilemiz olmayacak İbrahim. Koskoca adam, kızımı istedi diye dövecek sövecek halim yoktu. Yolu yordamı uygun bir şekilde rızamızı sorabilirdi. Yapmadı. Zeynep'i hiç istememiş belli. Yanında yurdunda isteyen bir şekilde gelirdi. Sevdasına sahip çıkmadı. Seninle benimle değil Zeynep'le konuşsa bile oluru vardır yoktur bilirdi, anlardı. Son kez söylüyorum. Bu işe karışmayacaksın."

"Tamam baba." Başka çarem kalmamıştı. Babam söylediklerinde sonuna kadar haklıydı.

...

İlçeye gittiğimizde kızları kumaş, elbise satan bir dükkanın önünde bıraktım. Hemen yanında bir iç çamaşırı dükkanı vardı. Zeynep arkasını döner dönmez Meryem'in kulağına ilk gecemiz için almak istediği özel bir şeyler varsa alabileceğini söyledim. Kıpkırmızı oldu. Hiç kimseden hiçbir lafını esirgemeyen kız benim tek lafımla böyle kıpkırmızı kesilince aşırı hoşuma gidiyordu.

Kızları bıraktıktan sonra eş dostun yanına uğradım. Düğün için alışverişe geldiğimizden bahsederken ayaküstü kaç bardak çay içirdiler sayamadım. Ayaklarım beni Hamza'ya götürmek istese de direndim. Babamın sözünü tuttum.

Sonunda kızların yanına gittiğimde işlerini halletmişlerdi. Ödemeyi yaptıktan sonra çıktık. Gelmişken kızları lokantaya götürdüm. Birlikte yemek yedik. Zeynep'in kuş kadar yediği Meryem'in de benim de gözümüzden kaçmamıştı. Elden gelen bir şey yoktu. Keşke olsaydı.

....

Hamza

Köyden çıktığımdan beri dilimdeki üç beş cümlem de soldu. Oldum olası konuşkan biri değildim zaten. Zeynep'in sevdası gönlüme düşünce sustum sanmıştım, sevdasını öğrenince nasıl susulur, nasıl yanılır iyice bellemiştim. Yüreğime düşen ateşi söndüremedim.

Köyden gelir gelmez Necmettin'in yanında işe başladım. Yardımcı aradığını duyar duymaz ona gitmiştim. Koca bedenimle en iyi yardımcı ben olabilirdim.

Güneş gökyüzündeyken bir nebze kolay olan acım gün yerini karanlığa bırakınca beni boğuyordu. Kendime hiç yakıştıramasam da her gecem sabaha kadar ağlayarak geçiyordu. Günlerce ağzıma doğru düzgün lokma girmemişti. Tek tük içtiğim sigarayı içmiyor yiyordum sanki. Neredeyse hiç uyumadan işe gittiğim çok gün olmuştu. Sonraları uykularım biraz düzene girdi. Acımı uykuya tutturmayı öğrenmiştim. Bu süreçte Zeynep'i düşünmemeye çalıştım. Bu imkansıza yakın bir şeydi ama başkasını sevdalı, başkasının helali olacak kadını düşlemeyi kendime hiç yakıştıramadım.

Çok zayıfladım, uzun boyuma yakışmayacak çirkinlikte bir zayıflıktı bu. Yanaklarım çökmüş, gözlerim içine kaçmış gibiydi. Aynaya baktığımda harabeden farksızdım. Saçım sakalım uzamıştı. Olur olmaz baş ağrılarıma eklenen mide ağrılarım başlamıştı. Ağrılarla baş edemeyince Necmettin'e haber edip doktora gittim. Sigarayı kesinkes bırakmamı, düzgün yememi söylediğinde çok da umursamadım. Bu ruh halindeyken sigarayı bırakmam imkansızdı. Dönüşte kahvenin önünden geçerken köyden tanıdık birkaç sima gördüm. Selam vermek üzereyken de konuşmalarına şahit oldum.

"Vay be, Bozkurtlar da düğün yapıyor he. Allah mutlu mesut etsin inşallah. Allah utandırmasın."

O an yer ayağımın altından kaydı sandım. Dünyam başıma yıkıldı. Bu kadar çabuk muydu? Ben kahrımdan ölürken Zeynebim bu kadar çabuk mu başkasının olacaktı? Olamazdı.

Koşar adım dükkana gittim. Necmettin'e anamı artık daha fazla yalnız bırakmak istemediğimi söyledim. Helalleştim, babamdan kalan emektara binerek köye döndüm. Gidişim gibi gelişim de ansızın, çarçabuk olmuştu.

Anam karşısında beni gördüğünde çok mutlu oldu. Bir süre döndüğüme inandıramadım. Anamın sürekli sarılıp, öpmesiyle tekrar gitmeyeceğim konusunda defalarca söz verdirmesiyle bütün geceyi geçirmiştik.

Anamı ikna edip uykuya yolladığımda yerimde duramaz oldum. Sabaha kadar gözüme bir damla uyku girmedi. Düşünüp durdum. Evlenmek istiyorsa karşısına çıksan ne olacak dedim durdum. Kendime dinletemedim.

Sabah olduğunda anam sofrayı donatmıştı. Yiyecek halim ve isteğim olmamasına rağmen anam üzülmesin diye zorla yedim. Gönlünü alarak evden ayrıldığımda aklım başımda değildi. Kararım belliydi.

Zeynep beni sevmese de ona olan sevdamı bilecekti. Öylece evlenmesine izin veremezdim.

.....

Yokuşun başında arabamı durdurdum. Zeynep çıkarsa diye beklemeye başladım. Çok geçmeden onu gördüm. Beni fark ettiğinde bir an duraksadı. İbrahim haber etti mi diye telaşa kapıldım. Ama zaten haberi olacaktı. Yolun ortasında söylemek istemedim. Gel desem gelmezdi. Tuttum kolundan sürükledim. Zaten göğsüme anca geliyordu, engel olamadı. Arabayı çalıştırdığımdaki paniği, yol boyunca yaprak gibi titreyişi ağlaması içimi dağlasa da sabrettim. Birileri görecek de düğünü bozulacak diye çok korktu. Ağladı kendi kendine söylendi ama hiç benim halimi görmedi. Ağzından düğün lafı çıktığında deliye döndüm. Sanki kör ateşlerde yanıyorum gibi canım acıdı. Direksiyonu döve döve ağladım. Sessiz ağlayışlarımı bırakıp bağıra bağıra ağladım. Zerre utanmadım. Döndüm yüzünü avuçlarımın arasına aldım. Allah'ım ne büyük lütuftu bu.

"Düğün, müğün yok!" diye adeta kükredim.

Ağlayışı artsa da burnunu düşürmedi. O an sandım ki evlenecek onunla. Geri götürmem için ısrarcı olunca sevdamı da söyleyemeden döndüm geri. Yol boyu gözyaşlarım durmadı. Zeynep'i bıraktım. Nasıl eve geldim bilmiyorum. Banyoya girip suyun altında dakikalarca ağladım. Çıktığımda on yaş daha almıştım sanki. Akşam yemeğini yemedim. Anam da anladı bir derdim olduğunu ama soramadı. Gece çöktüğünde odaya sığamaz oldum. Bahçeye çıkıp sedire uzandım, bir sigara daha yaktım. Gözlerimi kapatıp sessizliğin içindeki kalbimin çırpınışını dinlerken yüzümde minicik bir el hissettim. Arkasından sevdalı olduğum sesi.

"Hamza."

Gözümü açmadan bekledim. Rüyadayım sandım.

"Sigaran var elinde uyumadın ya. Hamza ne olur bak yüzüme."

Gözlerimi açınca kaybolacak sandım. Bir rüya ancak bu kadar güzel olabilirdi. Ama yine de gözümü açmaktan kendimi alıkoyamadım. Rüya görüyorum sandım ama gerçek. Zeynep tam karşımda. Allah'ım gecenin bu saatinde ne işi var Zeynep'in burada?

"Zeynep" dedim şaşkınlıkla. Yüzüme bir tokat atıp,

"Zeynep ya, Allah'ın cezası!" diye fısıldayarak azarladı beni.

Ne olduğunu anlamadığım için şaşkın şaşkın yüzüne bakıyordum. Evdeki ışık yanınca Zeynep'i bir telaş sardı. Birden koca gövdemle minik bedenini sardım arabaya doğru ilerledim. Zeynep bir yandan omzuma vuruyor bir yandan da durmadan söyleniyordu.

"Seni öldüreceğim."

Arabaya biner binmez çalıştırdım. Yüzünü görmeye çalıştığımda ağladığını fark ettim. Gideceğimiz yere kadar sabrettim. Yine aynı tepeye gelmiştik. Arabayı durdurup yüzüne baktım.

"Zeynep." dememle dönüp kucağıma oturması bir oldu. Kolları boynumda sıkı sıkı sarılıydı. Dünyanın en muhteşem duygusuydu Zeynep'e sarılmak. Vakit kaybetmeden beline doladım kollarımı. İncecik beli vardı. Geri çekilip bu sefer de omzuma vurdu bir tane.

"Zeynebim."

"Hamza."

"Söyle Hamza'nın canı."

"Hamza, seni çok seviyorum."

Dediğiyle gözlerim doldu, ellerim titremeye başladı. Boğazıma bir yumru yerleşti, yutkunamadım. Buna rağmen konuştum. Bunca zaman susmalarıma karşın şimdi dile getirdim aşkımı.

"Güzel gözlüm, canım. Seni çok seviyorum."

"Ama seni öldürmek de istiyorum!" dedi kaşlarını çatarak. Allah'ım bu nasıl bir güzellikti böyle. Büyük bir keyifle konuştum.

"Öldürdün bunca zaman, şimdi de öldür. Ben seni böyle sardım ya ölsem de gam yemem artık."

Yine vurdu bir tane.

"Ağzından yel alsın!"

Kocaman bir kahkaha attım.

"Hem öldüreceğim diyorsun hem ağzından yel alsın. Karar ver Zeynep Hanım." Ben böyle deyince bir utandı.

"Beni eve götür. Yokluğumu kimse anlamadan döneyim. Yarın herkes kınadayken cevizin orda bekle beni. Konuşalım."

"Zeynep sen benimle dalga mı geçiyorsun?! Ne kınası kızım?! Kaçmadın mı sen bana?!"

"Ne kaçması Hamza, delirdin herhalde."

"Yavrum, şimdi kucağıma böyle kurulmuşken yarın başkası için ellerini kınalamana izin verir miyim ben?" Minicik bir tebessüm etti. Nazlı nazlı konuştu.

"Ben değil abim evleniyor bizim Meryem'le. Yani Meryem'in kınası. Ben senden başkasına varmam Hamza. Sen sevmeseydin de varmazdım."

Üstümden nasıl bir yük kalktı anlamatam.

"Zeynep." dedim.

"Seni şimdi öpeceğim."

Gözlerinde şaşkınlık peydah olurken ben çoktan kırmızı dudaklara yapışmıştım.

.......

Merhaba,

Umarım beğendiğiniz bir bölüm olur. Hatalarım varsa affola.

Keyifli okumalar, sevgiler. ❤️

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.