Kapı aralık duruyordu ve dışarıdaki soğuk rüzgar odanın içine, evimin huzurunu alıp götüren bir fırtına gibi doluyordu. İçeride kimse yoktu, ama odanın içindeki o ağır, metalik koku—Yabancı’nın olduğu her yerde hissettiğim o koku—her yere sinmişti.
Tam kapıyı kapatmak için hamle yapacakken, bir el kapıyı dışarıdan tuttu. Kalbim duracak gibi oldu. Ama bu kez gelen bir düşman değil, oydu.
Yabancı, loş ışığın altında bir heykel gibi duruyordu. Kıyafetlerinde çamur ve kurumuş siyah lekeler vardı. Bir dövüşten çıkmış gibi görünüyordu. İçeri daldı ve kapıyı ardındaki görünmez bir güce karşı omuzlayarak kapattı. Ardından arkasını dönüp bana baktı. O kehribar gözler, normalden çok daha parlak, neredeyse tehditkardı.
"Sana kapını kilitlemeni söylemiştim," dedi sesi hırıltılıydı.
"Kim onlar?" diye bağırdım, korkum yerini öfkeye bırakmıştı. "Evime nasıl girdiler? O yazı neydi?"
Yabancı üzerime doğru bir adım attı. Hareketleri o kadar akışkan ve hızlıydı ki, göz kırpma süresinde aramızdaki mesafeyi yok etti. Beni duvara yasladığında, yine o buz gibi soğukluğu hissettim. Ama bu kez farklıydı; elleri titriyordu.
"Onlar, gölgelerin sahipleri," dedi fısıltıyla. "Ve senin o günlüğü bulman, yüzyıllık bir anlaşmayı bozdu. Seni öldürmeden önce günlüğü geri almalılar."
"Neden?" dedim, sesim titriyordu. "Ben sadece bir öğrenciyim!"
Yabancı, yüzünü boynuma doğru yaklaştırdı. Tam orada, nabzımın attığı yerde durdu. Nefesini orada hissetmek, tüm mantığımı altüst ediyordu. "Çünkü," dedi derin bir sesle, "o sayfada senin ismin yazıyor olması, sadece bir kurban olduğun anlamına gelmiyor. Sen, bu tarikatın en büyük sırrının anahtarısın."
Tam o an, dışarıdaki sokak lambaları patladı ve bütün mahalle zifiri karanlığa gömüldü. Yabancı, bana sıkıca sarıldı. "Bana tutun," dedi emreder bir tonda. "Şu an, senin tek gerçekliğin benim."
Karanlığın içinde parlayan o kehribar gözlere bakarken, ona karşı hissettiğim korkunun, garip bir şekilde arzuya dönüştüğünü fark ettim. Tehlikeliydi, yabancıydı, ama sanki beni dünyadaki herkesten daha iyi tanıyordu.