Bizi biz yapan geçmişimiz midir yoksa daha yazmadığımız geleceğimiz mi?
Bir yanda geçip gittiğini sandığımız geçmişimiz tüm gerçekliğiyle kendini hatırlatmaktan çekinmezken, diğer yandan da geleceğin bize sürekli fısıldadıklarını duyarız.Geçmişte ki hataların ağırlığıyla ezilir, geleceğin bilinmezliğinde kayboluruz.Geriye dönemeyeceğimizi bilmemize rağmen geçmişte ki yerimize odaklanırız.Geleceği bilmediğimiz halde ise orda ki yerimizi bulmaya çalışırız.Gelecek hep bir heyecan ve korku barındıracak, geçmişte bir o kadar çok keşke ve iyi ki'lerle hatırlanacak.Gelecek için yaşayacağız ama geçmiş için de unutmayacağız.Geçmiş unutulmak için değil.Sakın Unutma!
Aldığım derin nefesle birlikte gözlerimi kapattım.Gözlerim kapanırken bu yılın tüm ağırlığını tekrardan omuzlarımda hissettim.Her anlam da zor bir seneydi benim için.Lise de bırakmak istediğim hatta hatırlamak bile istemediğim anılarım beni üniversitede de yalnız bırakmamıştı.Lise de kalması gereken kişilerle aynı bölüme gitmem, girdiğim ortamlarda dışlanmam ve en büyük hayalim olan oyunculuğa kendimi ait hissedememem beni zor bir sürece sokmuştu.Küçük bir şehirden kalkıp İstanbul'a üniversite için gelmekte büyük bir cesaretti fakat bunu ben çok geç anlamıştım.
Verdiğim nefesle birlikte gözlerimi açmış, başımı arkaya yaslamıştım.Zaman geçmek bilmiyordu sanki.Elimde ki dergiyi üçüncü kez açarken tek isteğim bir an önce kampa varmaktı.
Üniversite de ki ilk yılımın bitişiyle ailemin yanına dönecekken, annemin ısrarları sonucu gençler için olan bir yaz kampına gitmeyi kabul etmiştim.Kabul etmiştim evet ama kendi rızamla mı orası tartışılır.
Dergiyi kapatıp çantamdan kamp broşürünü çıkardım.Özenle hazırlanmış broşürün her yanında Unutulmaz Bir Anı yazması nedense hoşuma gitmişti.Hayatım da unutamayacağım güzel bir anım var mıydı, pek sayılmaz.Kendim için bir şey yapacak olmam bile beni şaşırtıyor.Annen ısrar etmese kendin için bir şey yapacağın mı var Mavi?
'' Türk Hava Yolları, TK4871 sefer sayılı Milas Bodrum uçağı havalimanımıza inmiştir '' duyduğum sesle gülümserken broşürü çantama koydum.Az önce zaman geçmiyorken, ne ara gelmiştik?
Kendi kendini gömerken zamanın geçmesi normal, Mavi.
Uçaktan inerken havanın bu kadar sıcak olmasını beklemiyordum.Bu sıcakta kampa gitmek pek akıl kârı değildi, macera arıyordum işte.Maceraya baksana.
Bavulumu almış havalimanından çıkarken, taksi beklemeye başladım.Telefonumdan gönderilen adresi açarken gelen taksiye binmiş, yolu tarif etmiştim.Telefonuma göz gezdirirken, gideceğim kamptan gelen mesajla duraksadım.Ne yani uçak yetmedi birde otobüse mi bineceğim? Bu sıcakta...
On beş dakikalık yolculuk sona ermiş varış noktasında ki grubu görmüştüm.Benim yaşlarımda bir sürü genç gülüp sohbet ediyor, bazıları fotoğraf çekiliyor, bazıları da sıcaktan bayılmış yere çökmüşlerdi.Ne yapacağım çok belliydi.İnsanlarla kaynaşmaya çalışmak?
Yere çökmüş kaçıncı kişiydim bilmiyorum ama geç kalan otobüse tek sövmeyen kişi olduğumu biliyordum.En azından tek olmadığım bir konu bulmuştum.Acaba yol yakınken dönse miydim?
Duyduğum şeyin korna sesi olması için dua ederken yerden kalkmıştım.Normal otobüslere göre daha uzun ama aynı zamanda da daha ince olan beyaz otobüsün durağa yanaşmasıyla, bir adam elinde ki dosyalarla otobüsten indi.
'' Sevgili Gençler, öncelikle hoşgeldiniz.Kusura bakmayın önceki grupta sorun çıktığından geç kaldık.İki ay sürecek kampımıza katılan üçüncü grupsunuz.İsimlerini okuduklarım bavullarını muavine verip sırasıyla koltuklara yerleşebilirler. ''
İsimleri saymasıyla sıra giderek azalmış bana gelmişti.Bavuluma adım yazılı etiket yapıştırılır yapıştırılmaz kendimi otobüste ki koltuğuma atmıştım.Çantamdan kulaklığımı çıkarırken, heyecanım katlanmıştı.Yersiz bir heyecan değildi, sonuçta ilk defa böyle bir şeye katılıyordum.Tatilde bile birkaç gün kalamayan ben, bir kampta iki ay kalacaktım.Tanımadığım insanlarla kalmak beni geriyordu doğrusu.
İyi düşünmeliydim.
Doğayla iç içe iki ay, birkaç insanla tanışabilirdim.Gerilecek birşey yoktu.İnsan sonuçta onlarda benim gibi.Beni yiyecek halleri yok.Değil mi?
Otobüs kalkarken telefonumdan müzik açmış, rahatlamayacağımı bildiğim halde rahatlamaya çalışıyordum.
Telefonumdan gelen alarmla ilaçlarımı unuttuğumu farkettim.
Muavinin dağıttığı su ile ilaçlarımı içerken, iki ay yetip yetmeyeceğine bakıyordum.Yetmeyecek gibi duruyorlardı.
Kan değerlerimin düşüklüğü ve vitaminsizlikten dolayı geçen yıl ilaç içmeye başlamıştım düzenli.Ne kadar fayda gösteriyorlar bilmiyorum ama stresin ve sıkıntının vücudumda ki etkilerini olabildiğinde götürdüklerine inanıyordum.
İlaçlarımı çantama koyarken başımı pencereye yasladım.
Söz vermeliyim, bu yazı unutulmaz yapacağım.Söz.
Sıcak havayla mayışırken, yolu izlemeye koyuldum.Tatlı küçük köylerden geçmiş, uçurumları ve yemyeşil dağları arkamızda bırakmış, hayal bile edemeyeceğim bir yere gelmiştik.
Kendimi küçükken izlediğim gençlik dizilerinde hissetmem normal mi?
Otobüsten inerken kulaklığımı ve suyumu da çantama atmış, bavulumla birlikte grubumun peşinden ilerlemeye koyuldum.Otobüslerin ilerisinde ki ahşap oymalı büyük kapıdan geçtikten beş altı dakika sonra ilerde ki çitlerle kaplı yerle şaşırmadan edememiştim.
Küçük bir şehir vardı resmen karşımda.
Her yer de olan gençlerin sesleri içimde hiç var olduğunu bilmediğim bir duyguyu açığa çıkarmıştı.
Rehberin yönlendirmesiyle meydana gelmiştik.Meydan çok kalabalıktı, her köşe başında şekerlemeciler ve tatlıcılar vardı.Meydanın solunda büyük bir kütüphane, kütüphanenin yanında sırasıyla hediyelik eşya dükkanları vardı.Sağ tarafta biraz ilerde büyük bir açık hava konser alanı vardı.Konser alanının yanında farklı farklı restaurantlar, marketler hatta daha da ilerisinde de birkaç giyim mağazası vardı.
Meydanın karşısında yer yer kafeler, kafeleri geçince de sahile çıkılıyordu.
Rehberimiz meydanı gezdirdikten sonra kütüphanenin solunda ki taştan merdivenden çıkarken bize birkaç kuraldan bahsetmeye başladı.
Önemsemediğimden değil, buranın büyüsüne kapıldığımdan dinlemedim.Tabii canım.
Uzun taştan merdivenler bizi ahşap küçük evlere getirmişti.Doğa ile görüntü olarak uyum içerisinde olan evlere bakarken, kendi evimi ne kadar özlediğimi hatırladım.Korkuyordum, ve tek korkan bence bendım.Hatalarım ve yanlış kararlarım insanlardan soğumama neden olmuştu.Soğuk ve asosyal biri değildim.Sadece yanlış kişilerle tanıştım...
Rehberimiz bizlere kalacağımız evleri ayarlarken, yavaş yavaş kararan havaya rağmen gökyüzünü aydınlatan şeyin ne olduğuna bakmak istedim.
O gördüğüm lunapark mıydı? Annemi arayıp verdiğimiz paranın değdiğini söyle Mavi.
Sahi annemler, onlarla bir an önce iletişime geçmeliydim.Ama ilk önce eve yerleşmeliydim.Ve benle birlikte kalacak üç kişiyle tanışmalı...Onların insan olduğunu unutmadığın sürece sorun yok bence.
Rehberimiz meydana inerken bizlerde kalacağımız evlere yönelmiştik.
Bavulumu ahşap merdivenlerden çıkarıp, evimin önünde ki ayakkabılara baktım.Derin bir nefes aldım ve kapıyı çaldım.
Bizi biz yapan geçmiş mi gelecek mi bilmiyorum.
Tek bildiğim geçmişin beni etkilememesi ve geleceğinde beni korkutmaması gerektiği.
Geçmiş geride kaldı ve gelecek ise ileride saklı.
Hayatıma yeni bir zaman dilimi açılıyor.Şimdi.
Kapı açılırken içeriden sızan ışık yüzümü aydınlatmıştı.O an aklıma gelen gerçekle gözümden bir yaş düştü.Ve onu unutmayı seçtim.
Unutmak öyle bir eylemdir ki, nice acılar dindirir.Hayatta devam edemeyeceğim dediğin yerde sana yolu gösterir.Gösterdiği yol yanlışta olsa sana bir kaçış yoludur.
Zor olan unutmak değildir, unutmamaktır.
Unutma beni, Mavi.
***
MYOSOTİS
-Unutma Beni -
' Bazı şeyler unutulmak için başlar '
Yazar : LUNA PİENA

