Do Do-hee,Mirae Gıda'nın CEO'dur.Her zaman çok şık, modern, keskin hatlı takım elbiseler veya asil kıyafetler giyer. Saçından makyajına kadar her şeyi kusursuzdur çünkü iş dünyasında zayıf görünmeye tahammülü yoktur. Etrafına yaydığı aura o kadar güçlüdür ki, insanlar onun yanından geçerken çekinirler.Do-hee aslında her şeye sahip gibi görünse de çok yalnız bir karakter. Küçük yaşta anne ve babasını trajik bir trafik kazasında kaybetmiş. Onu bu kazadan sonra yanına alan ve bir anne gibi büyüten kişi Mirae Group’un başkanı Madam Joo (Joo Cheon-sook) olmuş. Do-hee, Madam Joo’yu canından çok seviyor ve ailede gerçekten güvendiği tek insan o. Ancak Madam Joo’nun kendi öz çocukları, Do-hee’yi "sonradan gelen bir yabancı" ve miras ortağı olarak gördükleri için ondan nefret ediyorlar.Jeong gu-won, dış görünüşüne inanılmaz derecede önem verir. Her zaman çok şık, jilet gibi takım elbiseler veya tasarım kıyafetler giyer. Saçının tek bir teli bile yanlış durmamalıdır. Yürüyüşünden bakışlarına kadar her hareketinden asalet ve özgüven akar. Kendini insanlardan kat kat üstün gördüğü için, etrafına her zaman "Yukarıdan" bakan bir havası vardır.Jeong gu-won, insanlar arasında kimliğini gizlemek için Sunwol Vakfı adında geleneksel bir sanat vakfının başkanı olarak yaşar. Burada harika kılıç dansları yapar, tarihi eserler toplar. Onun bu hayattaki tek sırdaşı ve yardımcısı, vakfın direktörü olan Park Bok-gyu adındaki adamdır (Bok-gyu da aslında 200 yıl önce Gu-won ile sözleşme imzalamış ilk insanlardan biridir).Lüks restoranın kapısından adımını atan Do Do-hee, saatine nefretle baktı. Madam Joo’nun zoruyla geldiği bu kör randevu, şu an şirket hisselerini incelemekten çok daha sıkıcıydı. Asistanının tarif ettiği masaya doğru ilerledi. Masada, jilet gibi simsiyah takımıyla oturan, etrafındaki insanları sanki birer böcekmiş gibi süzerek önündeki çilekli pastayı yiyen kibirli bir adam duruyordu. Do-hee, adamın bu umursamaz tavrına sinir olarak tam karşısındaki sandalyeyi sertçe çekip oturdu.
Jeong Gu-won, çatalındaki çileği tam ağzına götürecekken karşısında biten bu öfkeli kadını görünce duraksadı. Normalde insanlar bir iblisin yaydığı o soğuk auranın yanında nefes bile alamazken, bu kadın resmen ona meydan okur gibi bakıyordu.
Do-hee, çantasına uzanıp içinden bir dosya çıkarırken gözlerini adamdan ayırmadı:
"Açık konuşalım, bu randevuya sadece Madam Joo’yu kırmamak için geldim. Ne evlenmeye niyetim var ne de sizin gibi kibirli biriyle vakit kaybetmeye. Görünüşünüz fena değil ama tavırlarınız gerçekten çekilmez."
Gu-won, alaycı bir tebessümle çatalını tabağın kenarına bıraktı. Arkasına yaslanıp bu garip insanı incelemeye başladı:
"Demek evlenmeye niyetin yok... Ve benim tavırlarım çekilmez, öyle mi?"
"Evet," dedi Do-hee, sesindeki netlikle duvar örer gibi. "Ben işimle evliyim. O yüzden bu saçmalığı burada bitirelim."
Gu-won hafifçe öne doğru eğildi, gözlerindeki o karanlık parıltıyla fısıldadı:
"Benim masama izinsiz oturup bana emir yağdıran ilk insansın. Cesaretini takdir ettim ama bence sen önce hangi masada oturduğunu bir kontrol etmelisin."
Do-hee kaşlarını çattı, tam o esnada asistanından gelen mesajla telefonunun ekranı aydınlandı: "Efendim, yanlış masaya yönlendirmişim, randevunuz yan masadaki beyefendiyle."
Do-hee’nin yanakları bir anlığına utançtan alev alsa da dik duruşunu bozmadı. Hızla çantasını alıp ayağa kalktı:
"Kusura bakmayın, bir yanlışlık olmuş."
Gu-won arkasından bakarken çatalını yeniden eline aldı:
"Gerçekten deli bir kadın... Ama pastamdan daha eğlenceli olduğu kesin."