İçeriğe geç

Mwjskwksks

Bölüm 8 · 7 dk okuma

Mwjskwksks

Bölüm 8

Bölüm 8 Bir bakismadan Trubendeki gülümsemeye

Pazartesi sabahı...

Alarm çalar çalmaz gözlerimi açtım.

Nedense bugün içimde ayrı bir heyecan vardı.

"Sakin ol Elif."

"Alt tarafı okula gidiyorsun."

"Düğüne değil."

Hazırlanıp evden çıktım.

Okulun kapısına vardığımda Rabia her zamanki yerinde beni bekliyordu.

Beni görür görmez sırıttı.

"Bugün bir farklısın."

"Neyim farklı?"

"Gülüyorsun."

"Yoo."

"Yalan söyleme."

Ben de gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım.

"Hadi derse geç kalacağız."

Okulun bahçesine girdik.

Koridorlar yine öğrenci kaynıyordu.

Üst sınıflar aşağı iniyor, alt sınıflar sınıflarına yetişmeye çalışıyordu.

Biz de merdivenlerden çıkıyorduk.

Tam ikinci kata vardığımız sırada...

Karşıdan Ercan ve arkadaşları geliyordu.

"Tamam Elif."

"Sakın heyecan yapma."

"Normal davran."

Başımı hafifçe eğip yürümeye devam ettim.

Tam yanımızdan geçeceklerdi ki...

"Selam."

O sesi duyunca istemsizce başımı kaldırdım.

Ercan bana bakıyordu.

Yüzünde o tanıdık gülümsemesi vardı.

Bir an afalladım.

"Bana mı dedi?"

Rabia dirseğiyle beni dürttü.

"Kız!"

"Kız sana diyor."

Ben de kendime gelip hafifçe gülümsedim.

"Selam."

Ercan başını salladı.

"Günaydın."

"İyi dersler."

"Size de."

diyebildim.

Sesim yine heyecandan ince çıkmıştı.

Ercan arkadaşlarıyla yürüyüp giderken ben olduğum yerde birkaç saniye kaldım.

Rabia yüzüme bakıp kahkahayı patlattı.

"Kız!"

"Artık selamlaşıyorsunuz."

Ben omzuna hafifçe vurdum.

"Abartma."

"Nesi abartma?"

"Daha geçen hafta birbirinizi uzaktan izliyordunuz."

"Bugün çocuk sana günaydın dedi."

"Haklı..."

"Gerçekten de öyle oldu."

Koridorda yürümeye devam ettik.

Ben istemsizce arkamı döndüm.

Ercan da tam o anda arkasına dönmüştü.

Yine göz göze geldik.

İkimiz de aynı anda gülümseyince hemen başımı çevirdim.

"Yeter Elif."

"Kalbin okulun ortasında çıkacak şimdi."

Rabia kulağıma eğildi.

"Bir şey söyleyeceğim."

"Söyle."

"Bence bu çocuk artık bahane aramıyor."

"Ne bahanesi?"

"Seninle konuşmanın."

Ben yine itiraz edecek oldum.

"Yok ya..."

Rabia elini kaldırdı.

"Tamam tamam."

"İnkâr etmeye devam et."

"Ama ben buradayım."

"İlk sevgili olduğunuz gün bunu yüzüne vuracağım."

Ben kahkaha atıp koluna hafifçe vurdum.

"Dur hele."

"Daha adımı doğru düzgün söyleyebiliyor mu onu bile bilmiyorum."

Tam bunu demiştim ki...

Arkamızdan tanıdık bir ses duyuldu.

"Elif!"

İkimiz de aynı anda arkamızı döndük.

Ercan birkaç adım geriden bize sesleniyordu.

"Kalemini düşürdün."

Elindeki siyah tükenmez kalemi bana uzattı.

Şaşkınlıkla cebime baktım.

Gerçekten de kalemim yoktu.

"Allah..."

"Fark etmemişim."

"Sağ ol."

Kalemi uzatırken parmaklarımız bir anlığına birbirine değdi.

İkimiz de istemsizce elimizi çektik.

"Rica ederim."

dedi gülümseyerek.

Sonra arkadaşlarının yanına doğru koştu.

Ben ise elimde kalemle öylece kalakaldım.

Rabia omzuma yaslanıp kısık sesle güldü.

"Kanka..."

"Bu kalemi bence ömür boyu kaybetme."

Ben de gülmeye başladım.

"Galiba..."

"Gerçekten hikâyemiz yavaş yavaş başlamıştı

Elimdeki kaleme birkaç saniye öylece baktım.

"Alt tarafı kalem Elif."

"Abartma."

"Ama..."

"Bana kendi eliyle verdi."

Dudaklarımın kenarı istemsizce yukarı kıvrıldı.

Rabia bunu fark edince koluma hafifçe vurdu.

"Bir de gülmüyorum diyordu."

"Sus kız."

"Kalem sonuçta."

"He he."

"Kalemmiş."

"O kalemi eve gidince çerçevelet bari."

Kahkahayı bastım.

"Salak."

İkimiz güle güle sınıfa girdik.

---

İlk iki ders nasıl geçti hiç anlamadım.

Defterime not alıyordum ama aklım sürekli başka yere gidiyordu.

"Bugün bana iki kere selam verdi."

"Bir de kalemi getirdi."

"Acaba gerçekten tesadüf müydü?"

Tam bunları düşünürken zil çaldı.

Teneffüs...

Ben ve Rabia her zamanki gibi koridora çıktık.

Koridor yine kalabalıktı.

Üst sınıflar aşağı iniyor, alt sınıflar yukarı çıkıyordu.

Rabia bir anda kolumu tuttu.

"Dur."

"Ne oldu?"

"Karşıya bak."

Başımı kaldırdım.

Ercan...

Arkadaşlarıyla birlikte merdivenlerden çıkıyordu.

Yanımızdan geçerken bu kez hiç duraksamadı.

"Selam kızlar."

dedi gülümseyerek.

Rabia da ben de aynı anda,

"Selam."

dedik.

Ercan birkaç adım yürüdü.

Sonra tekrar durdu.

Bana döndü.

"Kalem işe yaradı mı?"

Bir an güldüm.

"Evet."

"Hatta ilk derste onunla yazı yazdım."

"O zaman iyi."

"Tekrar kaybetme."

Yanındaki arkadaşı omzuna vurdu.

"Oğlum..."

"Kalemin reklamını mı yapıyorsun?"

Ercan gülerek,

"Kes lan."

dedi.

Hepsi gülüşerek aşağı inmeye başladı.

Ben ise arkalarından bakakaldım.

Rabia usulca kulağıma eğildi.

"Kanka."

"Bence çocuk bahane üretiyor."

"Ne bahanesi?"

"Seninle iki dakika konuşabilmek için."

Ben başımı iki yana salladım.

"Yok artık."

"Rabia..."

"Harbi film izlemeyi azalt."

Tam o sırada telefonuma bir bildirim düştü.

Okulun WhatsApp grubuna beden hocası mesaj atmıştı.

"Bugün son iki ders okul takımları hazırlık maçı yapacaktır. İzlemek isteyen öğrenciler bahçeye inebilir."

Rabia mesajı okur okumaz bana döndü.

"Kader."

"Ne kaderi?"

"Bugün yine maç var."

İçimden derin bir nefes verdim.

"Allah'ım..."

"Yine mi?"

Rabia göz kırptı.

"Bugün bakalım tribünden kimi arayacak."

Ben de gülerek omzunu ittim.

"Bir sus."

"Sen konuşunca daha çok heyecanlanıyorum."

Rabia kahkaha attı.

"Tamam."

"Ama bugün bir şey olacak."

"Nereden biliyorsun?"

"İçime doğuyor."

"İnşallah..."

"Bu kızın içine bu sefer yanlış doğmuştur."

Ama nedense...

Benim de içimde tarif edemediğim bir his vardı.

Sanki bugün...

Sadece sıradan bir okul günü olmayacaktı.."Son iki ders zili çalar çalmaz bütün okul bahçeye döküldü.

Kızlar tribünlere doğru koşuyor, erkekler sahanın kenarında toplanıyordu.

Rabia kolumdan tuttu.

"Hadi!"

"Koşma kız!"

"Düşeceğim."

"Düşersen kaldırırım."

"Önce maçı kaçırmayalım."

"Şuna bak..."

"Maça değil de konsere gidiyor sanki."

Tribünlerin orta tarafına boş bir yer bulup oturduk.

Hava hafif rüzgârlıydı.

Rüzgâr saçlarımı yüzüme savurunca tokamı çıkarıp saçımı tekrar topladım.

Tam o sırada oyuncular sahaya çıkmaya başladı.

Ercan...

Her zamanki gibi en öndeydi.

Arkadaşlarıyla şakalaşıyor, bir yandan da ısınıyordu.

Bir ara başını kaldırdı.

Tribünlere baktı.

Sonra...

Yüzünde küçücük bir gülümseme oluştu.

Rabia hemen kolumu sıktı.

"Bak."

"Döndü yine."

"Rabia, canımı acıtıyorsun."

"Özür."

"Ama gördün değil mi?"

Gördüm...

Hem de fazlasıyla.

Hakem düdüğü çaldı.

Maç başladı.

Top bir o takımdaydı, bir bu takımda.

Ercan orta sahadan aldığı topu sürmeye başladı.

Bir kişiyi geçti.

Sonra bir kişiyi daha.

Tribünlerden alkış sesleri yükseldi.

"Vur!"

diye bağırdı biri.

Ama o pas vermeyi tercih etti.

"Vay..."

"Bencil de değilmiş."

Dakikalar ilerledikçe maç iyice kızıştı.

Bir pozisyonda Ercan sert bir müdahaleyle yere düştü.

Ben farkında olmadan ayağa kalktım.

"Bir şey oldu mu?"

diye mırıldandım.

Rabia bana yan gözle baktı.

"Daha yere düşeli iki saniye oldu."

Ben de utanıp tekrar oturdum.

"Refleks..."

Neyse ki Ercan birkaç saniye sonra ayağa kalktı.

Üzerindeki tozu silkeleyip oyuna devam etti.

"İyi..."

"Bir şey olmamış."

Maçın sonlarına doğru korner kazandılar.

Top ceza sahasına doğru açıldı.

Herkes yükseldi.

Bir anda...

Tak!

Ercan kafayı vurdu.

Top ağlarla buluştu.

GOOOOL!

Tribünler alkıştan yıkılıyordu.

Ben de istemsizce ayağa fırlayıp alkışlamaya başladım.

"Helal olsun!"

Ağzımdan nasıl çıktığını ben bile anlamadım.

Gol sevincini yaşayan Ercan, arkadaşlarıyla sarıldı.

Sonra yine...

Başını tribünlere çevirdi.

Bu kez göz göze geldiğimizde gülümsemekle yetinmedi.

Uzaktan başparmağını hafifçe kaldırdı.

Sanki...

"Gördün mü?"

der gibi.

Kalbim yine deli gibi atmaya başladı.

"Rabia..."

"Kız..."

"Az önce bana mı yaptı o hareketi?"

Rabia kahkahayı bastı.

"Bana yapmadığı kesin."

Ben de istemsizce gülmeye başladım.

"Yok artık..."

"Bugün gerçekten çok değişik geçiyor."

Hakem son düdüğü çaldı.

Maç bitmişti.

Öğrenciler yavaş yavaş tribünlerden inmeye başladı.

Biz de çantalarımızı alıp merdivenlere yöneldik.

Tam bahçeden çıkacakken arkamdan tanıdık bir ses duyuldu.

"Elif!"

Bu artık üçüncü kez oluyordu.

İsmimi onun ağzından duymaya alışıyor gibiydim.

Arkamı döndüm.

Ercan koşarak yanımıza geldi.

Alnında hâlâ maçın teri vardı.

Nefes nefeseydi.

"Eee..."

"Maç nasıldı?"

diye sordu gülümseyerek.

Ben de gülümseyip cevap verdim.

"Güzeldi."

"Özellikle son gol..."Rabia'nın yüzüne bir baktım.

Dudaklarını birbirine bastırmış, gülmemek için kendini zor tutuyordu.

"Hayır..."

"Ne olur konuşma."

"Ne olur beni rezil etme."

Ama Rabia, Rabia'ydı.

"Kanka..."

diye bana dönüp sırıttı.

"Ben kantine gidiyorum."

"Size iyi sohbetler."

Kolumu bırakıp resmen kaçtı.

"Lan Rabia!"

Arkasından seslendim.

"Dön buraya!"

El sallayıp uzaklaştı.

"Bana küsmeyin."

Ben olduğum yerde kalakaldım.

"İhanet..."

"Resmen sattı beni."

Ercan gülmeye başladı.

"Arkadaşın eğlenceli biri."

Ben de başımı salladım.

"Biraz fazla eğlenceli."

"Her gün beni rezil ediyor."

Ercan kahkaha attı.

"Belli oluyor."

İlk defa onun yanında bu kadar rahat güldüğümü fark ettim.

Sessizlik oldu.

İkimiz de ne diyeceğimizi düşünüyorduk.

Sonunda Ercan konuştu.

"Bu arada..."

"Maça gerçekten geldiğin için teşekkür ederim."

Omuz silktim.

"Ne demek."

"İzlemesi keyifliydi."

"Eee..."

"Gol de attın."

"O kadarını da yapayım artık."

İkimiz de aynı anda gülmeye başladık.

"Allah Allah..."

"Meğer konuşabiliyormuşuz."

Koridordan öğrenciler geçiyor, bize bakıp yollarına devam ediyorlardı.

Ercan çantasının askısını düzeltti.

"Şey..."

"Aslında seni bir şey soracaktım."

Bir anda içimde kelebekler uçuşmaya başladı.

"Ne soracak?"

"Allah'ım sakin ol."

"Evet?"

"Sen hep Rabia'yla mı takılıyorsun?"

"Genelde evet."

"Bazen Beyza da geliyor."

"Hımm."

Başını salladı.

"İyi."

"Niye sordun?"

"Merak ettim."

Küçük bir gülümseme vardı yüzünde.

Tam o sırada uzaktan bir ses geldi.

"Ercaaaan!"

Arkadaşlarından biri el sallıyordu.

"Hadi lan!"

"Servis kaçacak."

Ercan bana dönüp gülümsedi.

"Gitmem lazım."

"Tamam."

"Görüşürüz."

"Görüşürüz Elif."

Bu sefer adımı söylerken gözlerimin içine baktı.

Kalbim yine hızlandı.

O arkadaşlarının yanına doğru yürürken ben de arkamı dönüp Rabia'nın peşinden kantine gittim.

Daha içeri girer girmez Rabia kahkahaya başladı.

"Eee?"

"Eee ne?"

"Ne konuştunuz?"

"Hiç."

"Hiç mi?"

"Hiç."

Rabia gözlerini kıstı.

"Ben seni tanıyorum."

"Şu an kalbin dakikada iki yüz atıyordur."

İçeceğimin kapağını açarken gülmeye başladım.

"Biraz..."

"Biraz mı?"

"Çocuk adını söyleyince kızardın resmen."

Ben utanıp yüzümü çevirdim.

"Abartma."

Rabia kolunu omzuma attı.

"Kız..."

"Ben bu hikâyenin sonunu çok merak ediyorum."

Ben de istemsizce camdan dışarı baktım.

Bahçede Ercan arkadaşlarıyla yürüyordu.

Tam okul kapısından çıkmadan önce bir kez daha arkasını döndü.

Ve...

Yine bana baktı.

Bu kez ben de kaçmadım.

Küçücük de olsa gülümsedim.

O da başını hafifçe salladı.

Sonra okulun kapısından çıkıp gözden kayboldu.

Ben derin bir nefes aldım.

"Galiba..."

"Onunla her karşılaşmamız, bir öncekinden biraz daha güzeldi."

"Efsaneydi."

Ercan utangaç bir şekilde ensesini kaşıdı.

"Beğenmene sevindim."

Rabia ise sessizce bize bakıyor, sırıtmasını zor tutuyordu.

"Allah'ım..."

"Şu kız birazdan kesin bir şey diyecek..."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.