İçeriğe geç

Mürekkep Yarası(BL)

Bölüm 3 · 5 dk okuma

Mürekkep Yarası(BL)

Bölüm 3

2.Bölüm Jenaratör Dairesi

Paslı jeneratör dairesinin içi kör karanlıktı, sadece havada uçuşan tozların kokusu duyuluyordu. Çocuk, Asher’ı kolundan çektiği gibi eski bir demir dolabın arkasındaki dar boşluğa doğru itti ve hemen ardından kendisi de o daracık alana sığıştı. Boşluk o kadar dardı ki, sırtları soğuk duvara yaslanmışken göğüs kafesleri birbirine değmek üzereydi.

Dışarıdaki ağır bot sesleri deponun beton zemininde yankılanmaya başladı. Hemen ardından, dolabın kenarlarındaki boşluklardan içeriye doğru Enstitü ajanlarının el fenerlerinin o parlak, beyaz ışıkları sızdı.

Asher, kalbinin sesini dışarıdaki adamlar duyacak diye korkudan nefesini tuttu. Tam o sırada, çocuk elini kaldırıp Asher’ın dudaklarının üzerine sertçe bastırdı.

Karanlıkta göz göze geldiler. Işıklar üstlerinden geçerken çocuk kıpırdamadan dışarıyı izliyordu, çenesi kasılmıştı. Asher ise dudaklarındaki o sıcak elin yarattığı tuhaf hissi anlamaya çalışıyordu. Az önce bileğini kavrayan elin aynısıydı ama bu sefer aralarında bir kumaş parçası olduğu için o devasa renk patlaması yaşanmıyordu. Yine de ikisi de o anki elektriğin farkındaydı.

Dışarıdaki telsiz sesi tam dolabın birkaç adım ötesinde cızırdadı:

Bölge temiz görünüyor. Şüpheliler çoktan nehir tarafına kaçmış olabilir, dış halkayı daraltın.

Bot sesleri yavaş yavaş uzaklaşırken, fener ışıkları da jeneratör dairesinin tavanından çekildi. Deponun o tekinsiz sessizliği geri gelmişti.

Ancak dolabın arkasındaki dar alanda gerilim azalmamıştı. Tehlikenin geçmesine rağmen çocuk elini hemen Asher’ın dudaklarından çekmedi. Birkaç saniye boyunca, o zifiri karanlıkta sadece birbirlerinin hızlı nefes alışverişlerini dinlediler.

Sonunda çocuk elini yavaşça indirdi, avucunu pantolonuna sürttü. Gittiler,dedi, ses tonu hâlâ mesafeli ve sertti. Ama dışarıda bekliyorlardır. Bir süre daha çıkamayız.

Asher sırtını duvardan ayırıp dar boşlukta hafifçe kıpırdandı. Bana dokunduğunda neden az önceki gibi olmadı?diye sordu doğrudan. Neden her yer yine gri?

Çocuk karanlıkta bir süre sessiz kaldı. Tenimiz birbirine değmedi çünkü, dedi düz bir sesle. Okulda iki farklı spektrumun doğrudan birbirine dokunmasının yasak olduğunu söylerken bunu kastetmiyorlar mıydı?

Asher kaşlarını çattı. Sadece hastalık bulaşır dediler. Kimse bana dünyanın renkleneceğini söylemedi.

Çocuk dolabın arkasından çıkmak için hamle yaptı ama durdu. Yüzünü yeniden Asher'a döndü. Çünkü onlar da ne olduğunu bilmiyor. Ya da bilmeni istemiyorlar.

Çocuk dolabın arkasından çıkmak için yavaşça öne doğru adım attı. Hareketleri temkinliydi. Asher da onun arkasından dar boşluktan sıyrılmaya çalıştı ancak aceleci davrandı. Karanlıkta nerede olduğunu kestiremediği paslı bir demir boruya ayağı çarptı.

Metalik ses dar alanda yankılanıp deponun içinde patladı. Jeneratörün üzerindeki birkaç boş teneke kutu da gürültüyle yere yuvarlandı.

Çocuk anında arkasına dönüp Asher’ı montunun yakasından yakaladı ve hızla duvara doğru itti. Salak mısın sen dedi kızgınca

Cevap vermelerine fırsat kalmadan, deponun diğer ucundan sert bir ses yükseldi:

Ses jeneratör dairesinden geldi Buradalar

Gitmemişlerdi. Enstitü ajanları pusuya yatmış, en ufak bir açık bekliyordu. Fenerlerin beyaz ışıkları jeneratör dairesinin kırık kapısından içeri doluşmaya başladı. Ağır bot sesleri bu kez koşarak onlara doğru yaklaşıyordu.

Çocuk, Asher’ın yakasını bıraktı ve arkasındaki duvarda yer alan eski bir demir kapağa sert bir tekme attı. Kapak dışarıya doğru açıldı. Aşağıya, nehir kenarına çıkan dar bir tünel görünüyordu.

Atla dedi çocuk.

Asher kamerayı göğsüne bastırıp kendini o dar boşluktan aşağıya bıraktı. Saniyeler sonra arkasından çocuğun da tünelden aşağı kaydığını duydu. Arkalarında, jeneratör dairesinin kapısı büyük bir gürültüyle kırıldı.

Aşağıya kaçtılar Nehir çıkışını kapatın

Asher ve çocuk tünelin sonundaki çamurlu toprağa düştüler. Nehrin soğuk rüzgarı yüzlerine çarparken, rayların bittiği o karanlık ormanlık alana doğru koşmaya başladılar.

Gecenin karanlığında ağaçlar devasa gölgeler gibi dikiliyordu önlerinde. Arkalarındaki fener ışıkları ağaç gövdelerinin arasından sızıp peşlerini bırakmazken, çalıları yararak ilerlemeye çalışıyorlardı.

Asher’ın ciğerleri yanıyordu, bacakları artık onu taşımıyordu. Ayağı bir ağaç köküne takılınca dengesini kaybetti ve dizlerinin üzerine düştü. Kamerayı göğsüne bastırıp nefes almaya çalıştı ama tıkanmıştı.

Ren durup arkasına döndü. Kalksana kaybedecek vaktimiz yok

Asher başını iki yana salladı, ayağa kalkacak gücü kalmamıştı. Arkalarındaki fener ışıkları ağaçların arasından iyice yaklaşmıştı. Gidemiyorum,dedi Asher soluk soluğa. Nefes alamıyorum. Beni bırak, git.

Ren bir saniye bile tereddüt etmedi. Öfkeyle bir küfür savurarak Asher’ın yanına döndü, adamın kolunu kavrayan eliyle onu sertçe yukarı çekti. Sana arkamda şahit bırakmayacağım dedim,diye mırıldandı dişlerinin arasından.

Asher'ın itiraz etmesine fırsat vermeden, onun kolunu kendi omzuna doladı ve onu neredeyse havada taşıyarak zorla ileriye doğru sürüklemeye başladı. Asher ayaklarını her sürttüğünde Ren daha da yükleniyordu ona.

Yürü,dedi Ren, sesi nefes nefeseydi ama kararlıydı. Yakalanırsak ikimizin de hayatı biter.

Işıklar neredeyse arkalarındaki dallara çarpacak kadar yaklaştığında, Ren önlerindeki sık sarmaşıkları yararak ilerledi. Ağaçların arasına gizlenmiş, yıllar önce raydan çıkıp orada çürümeye terk edilmiş eski bir yük vagonunu fark etti.

Asher’ı neredeyse vagonun yarı açık kapısından içeri fırlatır gibi soktu, ardından kendisi de içeri süzülüp paslı demir kapıyı hiç ses çıkarmadan üzerlerine çekti.

İçerisi zifiri karanlıktı ve yoğun bir küf kokusu vardı. İkisi de vagonun iki ayrı köşesine sırtlarını yaslayıp yere çöktüler. Dışarıda çok yakından geçen bot sesleri duyuluyordu. Fener ışıklardan biri vagonun kırık penceresinden içeri sızıp tavanı taradı ve sonra yavaşça uzaklaştı.

Dakikalarca hiç kıpırdamadan, sadece dışarıdaki sesleri dinlediler. Ayak sesleri tamamen kaybolup orman yeniden o ıssız sessizliğine gömüldüğünde, Ren başını arkaya, vagonun soğuk demirine yasladı.

Gittiler,dedi, sesindeki o atarlı ton yerini saf bir yorgunluğa bırakmıştı. Karanlıkta Asher’a doğru döndü. Adın neydi senin

Asher hala nefesini düzene sokmaya çalışıyordu, başını salladı. Asher seninki ne?

Ren,dedi çocuk, elini dağınık saçlarının arasından geçirerek. Benim adım da Ren.

Asher elindeki kameraya dokundu. Beni orada bırakabilirdin. Neden bırakmadın?

Ren karanlıkta hafifçe güldü ama bu neşeli bir gülüş değildi. Gözlerini Asher'ın göğsünde tuttuğu kameraya dikti. Seni çok umursadığımdan değil,dedi düz ve sert bir sesle. Eğer orada kalsaydın, o adamlar seni yakaladığında ilk iş o boynundaki alete bakacaklardı. Enstitü benim o duvara ne çizdiğimi, yüzümü ve az önce yaşanan o saçmalığı görseydi peşimi asla bırakmazdı. Seni orada bırakamazdım çünkü o fotoğrafın yakalanması benim ölümüm demek.

Oturduğu yerde hafifçe öne doğru eğildi, aralarındaki mesafe azaldı. Bu dünyada mavi ve kırmızı spektrumlar asla yan yana gelemez. Bizim az önce yaşadığımız o şey, eğer duyulursa ikimizi de yaşatmazlar. O yüzden sabah ilk iş, o fotoğrafı gözümün önünde sileceksin.

Asher kameranın arkasındaki ekrana baktı ama içerisi çok karanlık olduğu için hiçbir şey seçemiyordu. Ren'in bu bencilce ama haklı açıklaması aralarındaki mesafeyi korumasını sağlamıştı.

Tamam,dedi Asher yavaşça. Ama önce sabah olduğunda buradan nasıl çıkacağımızı bulmalıyız.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.