Nehir kenarındaki terk edilmiş tren deposu tamamen karanlık ve sessizdi. Asher, boynundaki eski analog kamerayla gölgelerin arasında sessizce ilerliyordu. Ait olduğu Soğuk Spektrum yüzünden dünyayı sadece mavi, yeşil ve mor tonlarında görebiliyordu; geri kalan her şey onun için gri ve siyahın soluk varyasyonlarından ibaretti. Bu sessizliği ve kimsenin uğramadığı bu yıkıntıları seviyordu. Burada, insanlardan uzak durmak ve dünyayı sadece bir vizörün arkasından izlemek ona güvenli geliyordu.
Kamerasını vizörüne yaklaştırıp tam deponun derinliklerindeki paslı vagonları çekecekti ki, karşı duvarda ani bir hareketlilik fark etti.
Yüzünde siyah bir bez maske olan bir çocuk duvara yaklaşmış, elindeki sprey boyayı sallıyordu. Çocuğun spreyin başlığına bastığı an, duvara fışkıran boya Asher’ın vizöründe sadece koyu, anlamsız bir gri lekesi olarak belirdi. Asher, buranın sadece kendisine ait olduğunu sanırken bu kuralsız yabancının mekanı böylesine sabote etmesini şaşkınlıkla izledi. Bu anın, yakalaması gereken bir kontrastı olduğunu düşünerek refleksle parmağını deklanşöre bastı.
klik klik
Patlayan flaş ışığı, deponun içinde bir el bombası gibi yankılandı. Duvardaki çocuğun dışarıda bekleyen arkadaşı, panik içinde içeriye doğru, "Yakalandık! Biri var, koş!" diye bağırıp kaykayıyla karanlığa doğru fırlarken, duvardaki maskeli çocuk kaçmak yerine öfkeyle sesin geldiği yöne döndü. Gözleri flaş yüzünden anlık olarak kamaşmıştı ama orada bir şahit olduğunu biliyordu. Eğer arkasında onu ele verecek birini bırakırsa, Kromatik Enstitü'nün onu bulması uzun sürmezdi. Maskeli çocuk, Asher'ın saklandığı beton sütuna doğru adeta avını köşeye sıkıştıran bir yırtıcı gibi, hırsla fırladı.
Asher neye uğradığını şaşırarak geri çekilmek istedi ama aceleyle gerilerken ayağı yerdeki paslı bir demir ray parçasına takıldı. Dengesi tamamen kaybolup sırtüstü yere düşerken, maskeli çocuk çoktan üzerine atlamıştı.
Çocuk, Asher'ın kaçmasını engellemek için dizini onun göğsüne bastırdı ve onu sertçe beton zemine sabitledi. Asher acıyla soluğunu dışarı üflerken, çocuğun sprey boya lekeleriyle kaplı çıplak parmakları, Asher'ın soluk bileğine sert, hoyrat bir hamleyle kenetlendi.
İkisinin de kalbi aynı saniyede duracak gibi oldu.
Bileklerinin birleştiği o temas noktasından, her ikisinin de ruhuna doğru devasa, yıkıcı bir elektrik şoku yayıldı. Asher’ın gözleri şokla açıldı. Hayatında ilk kez gri duvarların ötesinde, dünyasını darmadağın edecek bir şey görüyordu. Karşısındaki bu asabi çocuğun kapüşonunun altından taşan dağınık tek tutam saçı, gözünü alan, içini anında eriten parlak, tehlikeli bir kırmızılıkla yanıyordu. Çocuğun duvara sıktığı boya ise arkada canlı bir yangın gibi parıldamaktaydı.
Aynı anda üzerindeki çocuk da kaskatı kesildi, boğazından hırıltılı bir nefes kaçtı. Altında tuttuğu Asher'ın gözlerinde, hayatı boyunca hiç görmediği, Sıcak Spektrum'un tamamen yabancısı olduğu derin, sonsuz bir gece mavisi okyanusu dalgalanıyordu.
Etraflarındaki tüm o gri, ruhsuz depo, ikisinin temas ettiği o küçük noktadan dışarıya doğru akan canlı, sıcak bir mürekkep gibi delice renkleniyordu. Yasaklanan, bin yıldır birbirinden uzak tutulan sıcak ve soğuk, ilk kez burada, bu betonun üzerinde birbirine karışmıştı.
Üzerindeki çocuk, zihnini altüst eden bu yoğun görsel patlamayla neye uğradığını şaşırarak, sanki canı yanmış gibi hızla elini çekti ve geriye doğru sıçradı.
Temas koptuğu anda, o büyüleyici renk dalgası bir saniye içinde soldu. Depo, saniyeler içinde yeniden o eski, eksik ve soluk gri tonlarına gömüldü. İkisi de betonun üzerinde, aralarında birkaç metre mesafeyle nefes nefese birbirine bakıyordu. Kalpleri göğüs kafeslerini delecek gibi vuruyordu.
Maskeli çocuk elini titreyen yüzüne götürdü, siyah bezi hoyratça çenesinin altına indirdi. Öfkeli ve tamamen savunmacı bir tavırla dişlerinin arasından, "Sen..." diye soludu. Sesi hem şoktan hem de öfkeden titriyordu. "Sen ne yaptın bana? Ne koydun lan o kameranın içine”
Asher hâlâ yerdeki tozun toprağın içindeydi, titreyen eliyle kamerasını sıkıca kavradı. "Ben bir şey yapmadım..." dedi, sesi pürüzlü ve kısıktı. Yaşadığı şokun büyüklüğüyle kekelememek için kendini zor tutuyordu. "Asıl sen... Sen benim dünyama ne yaptın? Kimsin sen, ne biçim bir şeysin?"
Yabancı çocuk, hırçın bir tavırla ayağa kalktı, üzerindeki tozu silkelerken gözlerini Asher'dan bir saniye bile ayırmıyordu. Hâlâ tetikteydi, avucunun içini pantolonuna sürterek az önceki hissi silmeye çalışır gibiydi.
"Bu seni hiç ilgilendirmez," diye tersledi Ren, sesi hala atarlı ve sertti. "Burada gördüklerini de, az önce ne olduğunu da unutacaksın. Eğer Enstitü'ye tek bir kelime edersen, seni o kameranla birlikte bu nehre atarım”
Asher doğrulup oturdu, gözlerini bu hırçın yabancıya dikti. "Beni tehdit etmeyi bırak. Az önce duvarı resmen ateşe verdin. Saçların... Saçların kırmızıydı."
"Kapa çeneni!" diye çıkıştı çocuk, deponun çıkışına doğru bir adım atarken. “Kimsin,neyin nesisin bilmiyorum ama görünme bir daha buralarda.Birde sil o fotoğrafı eğer Enstitü’ye bir haber bile giderse dediklerimi harfi harfine yaparım.”
Asher oturduğu yerden yavaşça ayağa kalktı. Üzerindeki tozu silkeledi ama gözlerini çocuğun üzerinden çekmedi. Korkuyordu ama içindeki o merak korkusuna baskın gelmişti. Kamerayı göğsünde sabitleyip meydan okuyan bir tavırla sordu:
Silmezsem ne olur?
Çocuk adımlarını anında kesti. Yavaşça arkasına döndü, yüzündeki şok ifadesi yerini saf bir öfkeye bırakmıştı. Ne dedin sen? diye sordu, sesi tehlikeli bir şekilde alçalmıştı.
Asher geri adım atmadı. Fotoğrafı diyorum. Silmezsem ne olur? Beni gerçekten nehre mi atacaksın
Çocuk bir iki hızlı adımlarla yeniden Asher’ın dibinde bitti. Boy farkını kullanıp Asher’ın tepesine dikildi, aralarındaki mesafe neredeyse tamamen kapanmıştı. Benimle oyun oynama diye söylendi öfkeyle. "Enstitü’nün o gri takım elbiseli heriflerinin beni yakaladığında ne yaptığını biliyor musun? Beni bir hücreye kapatıp o gördüğün renkleri beynimden kazıyana kadar rahat etmezler. Ve inan bana, yanımda seni de sürüklerim.
Asher tam ağzını açıp karşılık verecekti ki, deponun kırık tavanından içeriye doğru keskin, beyaz bir ışık huzmesi sızdı. Işık, ikisinin tam ortasındaki beton zemini tarayıp geçti.
Hemen ardından dışarıdaki çöplerin devrilme sesi ve bir telsiz hışırtısı duyuldu.
"Merkez, 4. bölgedeki eski tren deposunda yasa dışı spektrum aktivitesi ve flaş patlaması tespit edildi. Girişleri kapatıyoruz."
İkisinin de nefesi boğazında tıkandı.
"Lanet olsun," diye mırıldandı çocuk, öfkesini aniden unutup deponun ana kapısına bakarak. "Kromatik Enstitü devriyeleri. Jax kapıda bekliyordu, çoktan tüymüş olmalı."
Asher panikle etrafına bakındı. Girişleri kapatıyorlar diyor. Buradan çıkış yok mu?
Ana kapı bitti,dedi çocuk, sesindeki o atarlı ton gitmişti sadece yakalanmamak için hızlı olamaya çalışıyordu. Gözlerini Asher'ın boynundaki kameraya dikti. O fotoğrafı sonra halledeceğiz dedi sonra hızlıca Asher’e işaret yaparak gel dedi.
Çocuk, deponun en karanlık köşesindeki paslı, devasa bir jeneratör dairesine doğru koşmaya başladı. Asher, arkasında kalıp yakalanırsa az önce gördüğü o yasaklı kırmızı dalgasını Enstitü'ye açıklayamayacağını çok iyi biliyordu. Mecburen, hiç tanımadığı bu yabancının arkasından karanlığın içine doğru fırladı.