Pazar akşamı evin üzerine çökerken, Umay odasındaki yatakta ters dönmüş bir hâlde yatıyordu. Gövdesi yatağın yumuşak şiltesindeydi, kot pantolonlu bacaklarını ise duvara doğru dikmişti. Tavandaki avizenin desenlerini saymaktan içi geçmiş, sıkıntıdan patlama noktasına gelmişti.
Elindeki telefonu evirip çevirirken aklından Melis’e gitmek ya da onu eve çağırmak geçiyordu. Ama Melis gelse, salonda çizim paftalarının arasına gömülmüş olan Alper’i ve abisini görecekti. Melis’in o panik halleri, Alper’in her mesajında ecel terleri dökmesi hiç çekilmezdi. Alper hâlâ evdeyken Melis’e gitmek için salondan geçmek de gözünde büyüyordu. Alper’in o sorgulayan bakışlarına ve her zamanki "Nereye böyle bücür?" sorularına maruz kalmak istemiyordu.
"Of, patlayacağım şimdi," diye mıldanarak duvardaki bacaklarını yana doğru düşürdü ve yatakta doğruldu.
Çantasının gizli gözündeki diğer telefonu çıkardı. Salondan Hakan ile Alper’in hararetli mimarlık tartışmaları geliyordu. Alper’in sesi yorgun ama hâlâ canlıydı. Umay’ın dudaklarında muzip bir tebessüm belirdi. Sıkıntısını gidermenin en kestirme ve en eğlenceli yolu tam olarak avucunun içindeydi.
Parmakları hızla klavyede gezinmeye başladı.
+90 538 XXX XX 16: "Şu an o paftaların başında kaşlarını çatmış, projeye sövüyorsun değil mi? Biraz gevşe Alper, ders çalışmak seni bu kadar germemeli."
Salondan gelen sesler bir anda kesildi.
Umay odasının kapısındaki hafif aralıktan dışarıyı dinlemeye çalıştı. Alper elindeki çizim kalemini masaya pat diye bırakmış, cebinden hızla telefonunu çıkarmıştı.
Alper: "Sen benim zihnimi mi okuyorsun? Tam olarak o durumdayım. Şu an ne yaptığımı bu kadar nokta atışı tahmin etmen normal değil anonim."
Umay yatakta bağdaş kurup oturdu, kıkırdamasını eliyle kapattı.
+90 538 XXX XX 16: "Zihin okumak değil sarışın, sadece seni iyi analiz etmek diyelim. Hırslı ve mükemmeliyetçi bir mimar adayı zora gelince tam olarak böyle davranır. Yani seni görmek ya da izlemek zorunda değilim, huylarını ezbere biliyorum."
Alper salonda oturduğu sandalyede dikleşti. Hakan ona garip garip bakıyordu. "Oğlum ne oldu yine? Rengin attı senin."
"Hakan..." dedi Alper, sesi kısıktı. "Bu kız benim karakterimi, tepkilerimi benden iyi biliyor. Ne zaman ne yapacağımı nokta atışı tahmin ediyor!"
Hakan kahkaha attı. "Oğlum çocukluğundan beri bizi uzaktan süzüp takılan biridir işte. Kampüste ya da üst sınıflarda seni analiz etmiş bir psikoloji öğrencisi falan olmasın bu? Seni çözmüş resmen."
Alper arkasına yaslandı, elindeki telefonu sıktı. Hakan'ın teorisi mantıklı gelmişti. Karşısındaki kız onu fiziken takip etmek yerine zihnini okuyordu.
Alper: "Psikoloji okuyan bir analiz dehası mısın, yoksa sadece beni çok iyi tanıyan biri mi? Çünkü beni böyle çözen başka kimse olmadı."
+90 538 XXX XX 16: "Bunu zamanla anlayacaksın Alper. Ama tahminimde haklıyım değil mi? Masadaki paftaları kenara itip pes etme noktasına geldin."
Alper mesajı okuduğunda hafif bir kahkaha attı. Gerçekten de çizim kalemini fırlatmış, pes etmek üzereydi.
Alper: "Haklısın... Tam olarak pes etme noktasındayım. Zihnimi kurcalamayı bırak da projemi bitirebileyim. Yoksa bu gidişle senin yüzünden sınıfta kalacağım."
+90 538 XXX XX 16: "O senin kendi başarsızlığın olur sarışın, suçu bana atma. Hadi git ve çizimini bitir. İyi çalışmalar."
Umay mesajı attıktan sonra telefonu kapattı ve yatağına sırtüstü bıraktı. Az önceki o can sıkıntısından eser kalmamıştı. Salondan Alper’in "Hakan ben bugünlük bu kadar çalışabiliyorum, kafam darmadağın oldu" dediğini duydu.
Umay gözlerini tavana dikip gülümsedi. Alper onu kampüsteki psikoloji öğrencilerinin ya da üst sınıfların arasında arayadursun, kendisi onun zihninin tam ortasında kök salıyordu.