Gecenin zifiri karanlığı, evdeki o ağır ve boğucu sessizliği daha da katlanılmaz kılıyordu. Umay, yatağın üzerinde dizlerini karnına doğru çekmiş, başını kollarının arasına gömmüş halde sessizce ağlamaya devam ediyordu. Gözlerinin önünden Alper’in kanlı yüzü ve abisinin gözlerindeki o korkunç yıkım bir an bile silinmiyordu.
Aniden odanın kapısındaki kilit mekanizması büyük bir gürültüyle döndü. Kapı duvara çarpacak kadar sert bir hışımla açıldı.
Hakan kapının threshold'unda duruyordu. Yüzü sirke satıyordu; gözleri ağlamaktan ve öfkeden kan çanağına dönmüş, parmak boğumlarındaki kurumuş kan izleri beyaz teninde birer leke gibi kalmıştı.
"Salona gel!" dedi Hakan, sesi buz gibi ve emrediciydi. "Anlat pisliğinizi, ne kadar zaman olduğunu."
Umay ürkerek başını kaldırdı. Abisinin gözlerindeki o katıksız kırgınlığı görünce boğazına bir düğüm daha oturdu. Yataktan yavaşça indi, titreyen bacaklarının üzerinde durmaya çalışarak abisinin peşinden salona yürüdü.
Salon adeta bir savaş alanı gibiydi. Yerlerde cam kırıkları, fırlatılmış sehpa ve Alper’in kan izleri duruyordu. Hakan tekli koltuğa çöktü, ellerini kenetleyip Umay’a baktı. Umay ise karşısındaki üçlü koltuğun ucuna, sanki bir yabancıymış gibi ilişti.
"Konuş," dedi Hakan, bakışlarını kızdan ayırmadan. Sesi yıpranmış ve kısıktı. "Ne zamandır arkamdan iş çeviriyorsunuz? Ne zamandır beni evimde, kendi dümende aptal yerine koyuyorsunuz?"
Umay gözyaşlarını silmeye çalışarak yutkundu. "Abi... Kimse seni aptal yerine koymadı. Yemin ederim niyetimiz seni kandırmak değildi."
"Bana yalan söyleme Umay!" dedi Hakan, sesini yükseltip elini koltuğun kenarına vurarak. "O herifle benim gözümün içine baka baka ne yaşadınız?! Ne zamandır var bu iğrençlik?!"
"Dört aydır..." dedi Umay fısıltıyla, başını öne eğerek. "Dört aydır birlikteyiz."
Hakan duyduğu süreyle başını geriye atıp acı bir kahkaha attı. "Dört ay... Dört koca ay! Ben Alper’le her gün yüz yüze baktım. Dertleştim, maça gittim, kardeşimdi dedim ya! O şerefsiz benim yüzüme bakıp gülümserken arkamdan öz kardeşime mi dokunuyordu?!"
"Abi öyle söyleme!" diye bağırdı Umay, gözlerinden yaşlar boşanarak. "Alper seni çok seviyor, sana değer veriyor! İnan bana en çok o acı çekti bu vicdan azabından. Kaç kere söylemek istedi sana ama beni korumak için, aramız bozulmasın diye sustu!"
"Beni korumak için mi?!" dedi Hakan, hışımla ayağa kalkıp Umay’ın tepesine dikilerek. "Beni koruyan adam benim evimde, benim yokluğumda kardeşimin koynuna girmez! Kardeşimdi dediğim adam bana bu kazığı atmaz! Sen bana ihanet ettin Umay! Ben seni gözümden sakındım lan, kimse seni incitmesin diye dünyayı karşıma aldım! Sen gittin benim en yakın dostumla arkamdan iş çevirdin!"
"Aşık oldum abi!" diye feryat etti Umay, ayağa kalkıp abisinin karşısında durarak. "Anlamıyor musun?! Ben onu sekiz yaşımdan beri seviyorum, bekliyorum! Şimdi ona kavuşmuşken buna engel olmana izin vermem! Engel olamadık! İsteyerek olmadı, kaçmaya çalıştık, birbirimizden uzak durmaya çalıştık ama yapamadık! Ben Alper’i seviyorum, o da beni seviyor!"
Hakan, Umay’ın bu itirafıyla sendeleyerek bir adım geri gitti. Yüzündeki öfke bir anlığına yerini derin bir hayal kırıklığına bıraktı.
"Sevgiymiş..." dedi Hakan, sesi titreyerek. "Bunun adı sevgi değil Umay, bunun adı kahpelik. Ama bitti. Duyuyor musun beni? O adam bu eve bir daha adım atamaz. Sen de o okulu bitirene kadar benim dizimin dibinden ayrılmayacaksın. Eğer bir daha onunla tek bir temasını, tek bir mesajını yakalarsam... Yemin ediyorum bu sefer onu yarım bırakmam."
Hakan arkasını dönüp odasına doğru yürürken, Umay gözyaşları içinde koltuğa kapaklandı.
Aynı saatlerde, şehrin diğer ucundaki acil servisin soğuk koridorlarında Alper, muayene sedyesinde oturuyordu.
Yüzündeki yaralar pansuman edilmiş, patlayan dudağına ve kaşına dikiş atılmıştı. Sol gözü neredeyse tamamen kapanmış, kaburgalarındaki ezilme yüzünden her nefes alışı göğsüne bıçak gibi saplanıyordu. Melis, elinde buz torbasıyla yanında duruyordu.
"Abi biraz daha uzan dinlensene," dedi Melis endişeyle. "Doktor kaburgaların için dinlenmen gerektiğini söyledi."
"İyiyim ben Melis..." dedi Alper, boğuk ve hırıltılı bir sesle. Bakışları hastane odasının beyaz tavanında sabitlenmişti. Yüzündeki ve bedenindeki hiçbir fiziksel acı, içindeki o yıkımın yanında bir hiçti.
Hakan’ın o son yumruğu atarkenki gözleri, Umay’ın feryatları zihninde yankılanıp duruyordu. Dostunu kaybetmişti, kardeşini kaybetmişti ama hepsinden öte Umay’ı o evde çaresiz bırakmış olmanın ağırlığı omuzlarına çökmüştü.
Elini yavaşça cebine atıp telefonunu çıkardı. Ekranındaki Umay’la olan fotoğrafına baktı. Dikişli dudağını zorlayarak hafifçe fısıldadı:
"Seni o evde bırakmayacağım güzelim... Ne pahasına olursa olsun."