İçeriğe geç

Müphem

Bölüm 47 · 5 dk okuma

Müphem

Bölüm 47

Bölüm 47: Gece Yarısı Sığınakları

Araba gecenin karanlığını yararak hırsla ilerlerken, Umay başını soğuk cama yaslamış durmaksızın ağlıyordu. Gözlerinin önünden Alper’in kanlar içindeki yüzü, patlayan dudağı ve o haldeyken bile kendisine "Ağlama sakın" diyen bakışı gitmiyordu. Ellerine bulaşan kan kurudukça, kalbindeki o keskin sızı daha da derinleşiyordu.

"Abi niyetimiz seni arkandan vurmak değildi..." diye fısıldadı Umay tekrar, hıçkırıklarının arasından.

Hakan direksiyonu öyle bir sıkıyordu ki eklemleri bembeyaz kesilmişti. "Sana sesini çıkarma dedim Umay! Tek bir kelime daha edersen bu arabayı Alper'in evine sürüp yarım bıraktığım işi tamamlarım!"

Binanın önüne geldiklerinde Hakan arabayı ani bir frenle durdurdu. İndi, Umay’ın kapısını açıp kızı kolundan kavradığı gibi sürükleyerek apartmana soktu. Merdivenleri ikişer ikişer tırmanırken Umay’ın canının acıması umurunda bile değildi; beynini kemiren o ihanet duygusu gözünü tamamen kör etmişti.

Eve girdiklerinde Hakan, Umay’ı koridordan odasına doğru savurdu ve kızı sertçe içeri itti.

"Buradan çıkmayacaksın!" diye kükredi Hakan, kapının eşiğinde durarak. "Tek bir adım bile atmayacaksın bu odadan! Duydun mu beni?!"

Hakan kapıyı Umay’ın yüzüne çarpıp kilitledi. O devasa öfkenin ve yaşadığı şokun etkisiyle, normalde ilk yapacağı şeyi—Umay’ın telefonunu elinden almayı—tamamen unutmuştu.

Umay odada tek başına kaldığında kapıya vurup ağlamaya devam etti ama abisinin uzaklaşan adım seslerini duyunca duraksadı. Hızla gözyaşlarını sildi. Panikle üzerini aradı ve cebinde duran telefonunu fark etti. Ellerinin titremesine engel olmaya çalışarak hemen Melis’i aradı.

Melis telefonu ikinci çalışta açtı. "Umay? Ne oldu kızım bu saatte—"

"Melis!" dedi Umay, hıçkırıklarına boğularak. Sesi o kadar çaresiz ve panik doluydu ki Melis hattın diğer ucunda buz kesti. "Melis mahvolduk... Abim bizi yakaladı!"

"Ne?! Umay ne diyorsun sen?!"

"Abim, Alper’in evinde yakaladı bizi!" dedi Umay, nefes nefese. "Alper’i öldürüyordu Melis... Dövdü onu, yüzü gözü kan içinde kaldı! Alper karşılık bile vermedi, vurmasına izin verdi! Abim beni eve kilitledi, çıkamıyorum. Yalvarırım Melis... Yalvarırım Alper’in yanına git! Onu o halde bırakma, hastaneye götür. Lütfen Melis, ne olur git!"

Melis durumun ciddiyetini anladığı an yataktan fırladı. "Tamam Umay, tamam sakin ol! Hemen üzerimi giyinip Alper abinin evine geçiyorum. Ambulansı da ararım gerekirse. Sen sakin ol, haber vereceğim sana!"

Umay telefonu kapatıp göğsüne bastırırken, salondan yükselen gürültülerle irkildi.

Hakan salonda bir o yana bir bu yana volta atıyordu. Nefes alamakta zorlanıyor, göğsü körük gibi kalkıp iniyordu. Yıllarca arkasını kolladığı, kardeşi bellediği adamın ve canından çok sevdiği öz kardeşinin ona oynadığı bu oyun beynini yakıyordu.

"Ulan Alper..." dedi Hakan kendi kendine, sesi salonda yankılanırken. "Ulan şerefsiz..."

Gözünün önüne Alper ile Umay’ın o koltuktaki hali geldikçe siniri daha da katlandı. Masanın üzerindeki cam sürahiyi kaptığı gibi duvara fırlattı. Cam kırıkları büyük bir gürültüyle salona saçıldı. Hakan hırsını alamayıp sehpayı tekmeledi, duvara yumruk attı. Parmak boğumları kanamaya başladığında bile acıyı hissetmiyordu. İçindeki o hıyanet yangını, bedenindeki hiçbir acıyla kıyaslanamazdı.

"Orospu çocuğu..." diye bağırdı Hakan, salondaki koltuğa çökerken. Yüzünü kanlı ellerinin arasına aldı. İlk defa gözlerinden dökülen yaşlara engel olamadı; hem öfkeden hem de hayatının en büyük kazığını yemiş olmanın verdiği o derin yıkımdan ağlıyordu.

##

Melis, Umay’ın telefondaki çaresiz haykırışlarını duyar duymaz üzerine ne bulduysa geçirip taksiye atladığı gibi Alper’in evine koştu. Merdivenleri nefes nefese tırmanıp aralık duran dış kapıyı ittiğinde, gördüğü manzara karşısında dehşetle duraksadı. Salondaki eşyalar dağılmış, halının üzerine kan damlaları saçılmıştı.

Alper, koltuğun dibinde yerde duvara yaslanmış bir halde yatıyordu. Yüzü gözü kan içindeydi; sol gözü morarıp şişmiş, patlayan dudağındaki kan çenesine doğru kurumuştu. Ağır ağır, hırıltılı nefesler alıyordu.

"Alper abi!" diye bağırdı Melis, koşarak yanına diz çöküp. "Allah'ım... Ne yapmış Hakan abi böyle?!"

Alper gözlerini güçlükle araladı. Melis’i görünce kanlı dudaklarını zorlukla araladı. "Melis... Umay... Umay nasıl?"

"O iyi, evde ama kilitli," dedi Melis, adamı kolundan tutup kaldırmaya çalışarak. "Ayağa kalkabilecek misin? Seni hemen hastaneye götürmem lazım, durumun çok kötü!"

Alper, Melis’in yardımıyla büyük bir acı içinde ayağa kalktı. Hastaneye gitmek istemiyordu ama vücudundaki kırık veya çatlak ihtimali ve Melis’in ısrarları karşısında direnemedi. Melis bir taksi çağırarak Alper’i en yakındaki acil servise yetiştirdi.

O sırada Umay, kendi odasındaki yatağın kenarına çökmüş, dizlerini göğsüne çekmiş halde titriyordu. Dışarıdan Hakan’ın salonda bir aşağı bir yukarı yürürken çıkardığı ağır adım sesleri, arada sırada attığı derin ve öfkeli nidalar geliyordu. Hakan, elindeki kanlı sargıyla salondaki koltukta karanlığa bakarak oturuyor, içindeki o ihanet yangınını söndüremiyordu.

Umay ellerini birleştirip gözlerini kapattı. Gözyaşları yanaklarından süzülürken bildiği bütün duaları Alper için sıralamaya başladı.

"Lütfen Allah'ım..." diye fısıldadı içinden, hıçkırığını bastırmak için dudaklarını ısırarak. "Lütfen ona bir şey olmasın. Bütün cezasını ben çekeyim, yeter ki Alper iyi olsun..."

Dakikalar saat gibi geçerken Umay’ın kucağındaki telefon hafifçe titredi. Umay ekranda Melis’in adını görünce kalbi duracak gibi oldu. Hızla açıp kulağına götürdü.

"Melis! Nasıl? Nerede?!"

"Umay, sakin ol," dedi Melis fısıltıyla. "Hastanedeyiz, pansumanı yapıldı. Kaburgalarında ezilme var ama ciddi bir kırık yok. Yanımda şimdi, seninle konuşmak istiyor."

Birkaç saniyelik hışırtının ardından telefondan o çok tanıdık, canından çok sevdiği ama şu an pürüzlü ve acı dolu çıkan ses duyuldu.

"Umay..."

Umay sesini duyar duymaz ağlamasını tutamadı. "Alper! Alper iyi misin? Çok canın acıyor mu? Yemin ederim çok korktum..."

"Şşşt... Ağlama güzelim," dedi Alper, boğuk ve hırıltılı nefesinin arasından. "İyiyim ben. Birkaç sıyrık sadece, hiçbir şeyim yok. Sen nasılsın? Hakan... Hakan sana bir şey yaptı mı? Canını yaktı mı senin?"

"Yapmadı, sadece odaya kilitledi beni," dedi Umay, gözyaşlarını silerken. "Seni o halde öyle bırakıp gelmek mahvetti beni Alper... Benim yüzümden oldu her şey."

"Sakın böyle söyleme," dedi Alper son derece kararlı bir sesle. Yüzündeki acıya rağmen sesi sarsılmazdı. "Bu gecenin olacağı vardı. Abin ne yaparsa yapsın haklı, öfkesini kustu. Ama ben buradayım Umay. Hiçbir yere gitmiyorum. Seni de o evde bırakmayacağım."

"Alper, abim çok kötü..." dedi Umay fısıltıyla, salona doğru bakarak. "Salonda oturuyor, öfkesi hiç geçmeyecek gibi."

"Biliyorum," dedi Alper. "Geçmesin zaten. Ama biz geri adım atmayacağız. Şimdilik abinin dediğini yap, onu daha fazla kışkırtma. Melis seni bilgilendirir. Seni çok seviyorum Umay, sakın unutma."

"Ben de seni çok seviyorum..." dedi Umay.

Telefon kapandığında Umay başını yastığa gömdü. Alper’in sesini duymak, onun hâlâ arkasında durduğunu hissetmek içindeki o devasa korkuyu biraz olsun dindirmişti. Kapının ardında bekleyen o büyük fırtınaya rağmen, artık pes etmeyeceklerini ikisi de çok iyi biliyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.