Sınıf Öğretmenliği bölümünün o bitmek bilmeyen sınav haftası, Umay ve Melis için tam anlamıyla bir maraton gibi geçmişti. Günlerdir kütüphane köşelerinde materyal tasarımları, öğretim yöntemleri ve alan sınavı notları arasında helak olmuşlardı. Nihayet Cuma akşamüstü son sınavın da bitmesiyle birlikte üzerlerindeki o ağır stres bulutu dağılmaya başladı. Ancak Umay için biten sadece sınav haftası değildi; bir aydır içini kemiren, Alper’in o buz gibi duruşuyla perçinlenen o durgunluk ve hayal kırıklığı da nihayet bir patlama noktasına ulaşmıştı.
"Bugün o kütüphane kokusundan da, ders notlarından da kurtuluyoruz," dedi Melis, sınav salonundan çıkar çıkmaz Umay’ın kolunu tutarak. "Bütün bir ay boyunca bir hayalet gibi gezindin Umay. İtiraz istemiyorum, bu gece kafa dağıtacağız. Giyeceğiz en güzel kıyafetlerimizi, gideceğiz o yeni açılan kulübe!"
Umay normalde bu teklife isteksizce yaklaşabilirdi. Ama son bir aydır kalbine gömdüğü o kırgınlık, içindeki o aşırı bastırılmış hisler bir şekilde dışarı çıkmak istiyordu. Ağlamak, düşünmek veya Alper’in yok sayan bakışlarını analiz etmek istemiyordu artık.
"Tamam," dedi Umay, gözlerindeki o uzun zamandır görülmeyen hırslı kıvılcımla. "Gidiyoruz."
Gece saat on birde şehir merkezindeki popüler bir gece kulübünün ışıkları ve müziğin ritmi sokağa taşıyordu. Mekân hıncahınç doluydu; gençlerin enerjisi, ışık oyunları ve bas sesleri ortamı tamamen sarmıştı.
Umay ve Melis barın hemen kenarında kendilerine bir yer bulmuşlardı. Umay üzerine giydiği sırt dekolteli, mürdüm rengi şık bir elbise ve hafif ama etkileyici makyajıyla göz alıcı görünüyordu. Yüzündeki o mahzun ifade yerini, alkolün ve müziğin etkisiyle aniden parlayan berrak bir özgüvene bırakmıştı.
"İşte benim fırtına kızım!" dedi Melis, elindeki shot bardağını Umay’ın bardağına çarparak. "Şu sınavların şerefine, arkada bıraktığımız bütün dertlerin şerefine!"
"Şerefe!" dedi Umay ve bardağı bir dikişte bitirdi. Boğazını yakan sert sıvı, içindeki o bir aylık uyuşukluğu tek hamlede dağıttı.
Alkol kanına karıştıkça, Alper’in ona ördüğü o duvarlar, "kardeşimsin" deyişleri, kaçışları zihninde flu birer anıya dönüşüyordu. Umay dans etmeye başladı. Müziğin ritmine kendini kaptırdıkça o omuzlarındaki koca yükün hafiflediğini hissetti. Artık kimse için kendini kasmayacak, kimse için üzülmeyecekti.
O sırada kulübün biraz ilerisindeki VIP localarının birinde, Hakan ve arkadaş grubu oturuyordu. Alper de sınav haftasının bitişini kutlamak ve kafasını boşaltmak için Hakan’ın ısrarıyla oraya gelmişti. Ece de Alper’in yanındaydı ama Alper yine her zamanki gibi dalgındı.
Alper bardağındaki içkiyi yudumlarken bakışları rastgele alt kattaki kalabalık dans pistine kaydı. Işıkların ritimle değiştiği o an, gözleri bir noktada çakılı kaldı.
Dairesel ışığın tam altında Umay dans ediyordu.
Alper’in kalbi tek bir saniyede duracakmış gibi tekledi. Elindeki bardak hafifçe sallandı. Umay’ın o dökümlü saçları, hareket ettikçe ortaya çıkan sırt dekoltesi ve etrafındaki insanların bakışlarını hiç umursamadan neşeyle, özgürce gülümseyerek dans edişi... Alper’in göğsüne aniden alev gibi bir kıskançlık ve şok dalgası oturdu.
Bir aydır Alper’in karşısında başı önde, "Alper abi" diyerek geri çekilen o yaralı kız gitmiş; yerine kulübün ortasında ışık saçan, ulaşılmaz ve son derece çekici bir kadın gelmişti.
"Hakan..." dedi Alper, sesi aniden buz gibi kesilerek. Yanında oturan Hakan’ın kolunu sıktı. "Aşağıya bak."
Hakan başını Alper’in işaret ettiği yere çevirdi. Kalabalığın arasında kardeşini ve Melis’i görünce gözleri büyüdü. "Ne?! Umay’la Melis mi onlar? Lan bunların burada ne işi var?!"
Alper oturduğu yerden aniden ayağa kalktı. Göğsü hızla kalkıp iniyordu. Bir aydır koruduğu o profesyonel ve soğuk mesafe, Umay’ın o kalabalığın içinde rahatça eğlendiğini gördüğü an adeta unufak olmuştu. İçindeki o kabullenemeyiş ve sahiplenme dürtüsü, Alper’i kontrol edemeyeceği bir öfkenin kucağına itiyordu.
Alper’in localardan merdivenlere doğru attığı adımlar o kadar hızlı ve öfkeliydi ki, arkasından gelen Hakan ona yetişmekte zorlanıyordu. Ece ne olduğunu anlamayarak aralarından sıyrılmaya çalışsa da, Alper’in gözü alt kattaki o yoğun mor ışığın altında parıldayan Umay’dan başka hiçbir şeyi görmüyordu.
Bir aydır ördüğü o buz gibi duvarlar, koyduğu aşılmaz mesafeler, Umay’ın o dökümlü sırt dekoltesi ve etrafındaki bakışları hiç umursamadan kulübün ritmine kendini kaptırmış haliyle tek bir saniyede tuzla buz olmuştu. İçini dağlayan şey sadece kızgınlık değildi; bastırmaya çalıştığı o yakıcı, kontrolsüz kıskançlık Alper’in şakaklarında bir felaket gibi zonkluyordu.
Pistin ortasına daldıklarında, yüksek bas sesleri mekânı inletmeye devam ediyordu. Alper, kalabalığı yararak doğrudan Umay ve Melis’in durduğu yere vardı. Hakan hemen arkasından atılıp Melis’in koluna hafifçe dokunarak şaşkınlıkla bağırdı: "Umay! Melis! Ne işiniz var kızım sizin burada?!"
Müziğin ve alkolün etkisiyle başı hafifçe dönen Umay, arkasından gelen sesi duyunca yavaşça döndü. Mürdüm rengi elbisesi ışıkların altında parıldıyor, dökümlü saçları omuzlarından süzülüyordu.
Gözleri önce abisi Hakan’ı, ardından hemen yanında adeta gözlerinden ateş saçarak duran Alper’i buldu.
Alper’in boyun damarları şişmişti, çenesi kenetlenmiş halde Umay’ın gözlerinin içine bakıyordu. Umay ise alkolün verdiği o hafif uyuşukluk ve umursamazlıkla gülümsedi. Yüzünde, bir aydır taşıdığı o kırgın ve yaralı ifadeden eser yoktu. Dudakları muzipçe kıvrıldı, bakışları Alper’in ve abisinin üzerinde gezindi.
"Aaa..." dedi Umay, sesi alkolün etkisiyle hafifçe uzayarak ve son derece neşeli bir tonda. "Abimler de buradaymış!"
Melis panikle elindeki bardağı barın üzerine bırakıp geri çekilirken, Hakan kardeşinin o halini görünce kaşlarını çattı. "Umay sen sarhoş musun kızım? Bu saatte, bu kalabalıkta ne işiniz var sizin?!"
Umay abisine bakıp hafifçe kıkırdadı, ardından gözlerini yavaşça Alper’e kaydırdı. Alper, kızın bu kadar rahat, bu kadar umursamaz ve bu kadar yakınında olması karşısında nefesini tutmuş gibiydi.
"Neden olmasın ki abicim?" dedi Umay, elindeki bardağı hafifçe sallayarak. "Sınavlar bitti... Biz de kafa dağıtmaya geldik. Değil mi Alper abi?"
O "Alper abi" kelimesi, Umay’ın dudaklarından yine o mesafeli ama bu kez tamamen meydan okuyan, sarhoş bir neşeyle dökülmüştü.
Alper bir adım daha atarak Umay ile arasındaki mesafeyi sıfırladı. Sesi, kulübün o yüksek müziğine rağmen Umay’ın tam kulağının dibinde sert ve fısıltılı bir emre dönüştü: "Toparlanıyorsun. Hemen."
Umay başını hafifçe geriye atıp Alper’in o alev alev yanan gözlerine baktı. Bir ay sonra ilk defa Alper onun bu kadar yakınındaydı ve o ördüğü buz gibi duvarlar Alper’in kendi elleriyle yıkılıyordu. Umay’ın dudaklarında acı ama zafer dolu bir tebessüm belirdi.
Alper’in o sert ve otoriter fısıltısı, kulübün gürültülü müziğine rağmen Umay’ın kulaklarında yankılandı. Bir aydır ondan kaçan, gözlerini kaçıran, her adımda onu yok sayan adam şimdi karşısına dikilmiş, emir yağdırıyordu.
Umay’ın içindeki o alkolün ve bir aylık bastırılmış öfkenin harmanlandığı dalga, artık tutulamaz bir noktaya ulaştı. Yüzündeki o sahte, neşeli gülümseme bir anda silindi; yerine gözlerinden ateş saçan, son derece keskin ve meydan okuyan bir ifade geldi.
Alper’in omuzlarından tutup onu hafifçe kenara çekmesine izin vermedi, aksine dikleşerek bir adım öne çıktı.
"Git başımdan Alper!" diye bağırdı Umay, sesi neredeyse müziğin baslarına karışacak kadar yüksek ve isyankardı. "Sizin eğlenmeye hakkınız var da bizim yok mu?!"
Hakan araya girmeye çalışarak, "Umay, yürü eve gidiyoruz, saçmalama!" dediğinde, Umay başını iki yana sallayarak geri çekildi. Gözleri dolmuştu ama bu üzüntüden değil, tam anlamıyla saf bir öfkeden kaynaklanıyordu.
Alper ise kızın bu sözleri karşısında adeta donakaldı. "Sizin" kelimesi... Yani Ece’yi, kendisini, o masadaki hayatı ve bir aydır kurduğu o yapay düzeni tek bir kalemde harcayan bir "sizin". Alper’in göğsüne sert bir yumruk gibi oturdu bu cümle.
"Umay, burası kalabalık, uzatma ve gidelim," dedi Alper, bu kez sesindeki o sert otoriteyi biraz olsun yitirerek, daha boğuk ve baskın bir tonda.
"Hiçbir yere gitmiyorum!" dedi Umay, ellerini iki yana açarak. Alkollü olmanın verdiği o cesaretle içindeki her şeyi kusmaya hazırdı. "Bir aydır köşe bucak kaçtığın, görmezden geldiğin kızım ben! Hani o 'abi' sınırlarının ardına saklanıp hayatını yaşadığın Umay! Şimdi ne oldu? Eğlencenizi mi böldüm? Rahatsız mı oldunuz?!"
Mekandaki birkaç meraklı bakış üzerlerine çevrilirken, Hakan kardeşinin kolundan tutup çekiştirmeye başladı. "Yeter Umay, burada herkesin içinde bu konuyu açmanın sırası değil. Arabaya biniyoruz, hemen."
Umay abisinin çekişine direndi ama alkolün ve yorgunluğun getirdiği ani sarsıntıyla hafifçe dengesini kaybetti. Tam düşecekken, Alper refleksle öne atılıp bileğinden yakaladı.
İşte o an, bir aydır birbirlerinden kaçırmak için verdikleri tüm o çabalar, ördükleri o kalın duvarlar, o tek bir temasla yerle bir oldu. Alper’in parmakları Umay’ın bileğini sardığında, ikisinin de nefesi kesildi. Alper, kızın gözlerindeki o hem vazgeçmiş hem de meydan okuyan bakışa baktı ve o an anladı: Bu mesafeyi ne kadar uzatırlarsa uzatsınlar, kaçamayacakları gerçeğin tam ortasındaydılar.