İçeriğe geç

Müphem

Bölüm 3 · 4 dk okuma

Müphem

Bölüm 3

Bölüm 3: Ateşle Oynamak

Umay yatakta sırtüstü uzanmış, telefonun ekranına bakarken kalbinin ritmini odanın içinde bile hissedebiliyordu. Alper’in bana kendinle ilgili 3 ipucu vereceksin tehdidi, aslında onun bu gizemli oyuna ne kadar hızlı çekildiğinin en büyük kanıtıydı.

Ama Umay aptal değildi. Alper gibi zeki ve dikkatli bir mimarlık öğrencisine vereceği en ufak bir açık, her şeyi bir anda mahvedebilirdi.

Parmakları hızla klavyede gezinmeye başladı.

+90 538 XXX XX 16: Tehdit mi ediyorsun beni Alper bey? Bütün kampüste bu numarayı aratsan bile bulamazsın, kendini yorma. Ama madem bu kadar meraklısın... Sana 3 ipucu vereyim. Ama şartım var:

Alper: Şart mı? Kim kimin eline düşmüş durumda acaba gizemli hanım? Söyle bakalım şartını.

+90 538 XXX XX 16: Benim sana verdiğim her ipucu karşılığında, sen de bana kızların arkasından flörtöz gülüşler atmak yerine hayatında gerçekten ne istediğinle ilgili dürüst bir cevap vereceksin. Anlaştık mı?

Alper kütüphanedeki çizim masasında otururken ekrana bakıp hafifçe ıslık çaldı. Bu kız sadece gizemli değil, aynı zamanda son derece özgüvenli ve dişliydi. Etrafındaki, onun tek bir gülüşüne düşen kızlara hiç benzemiyordu.

Alper: Kabul. Oyunun kurallarını sen koyuyorsun madem. İlk ipucunu alayım?

+90 538 XXX XX 16: İpucu 1: Seninle aynı gökyüzüne bakıyoruz ama senin beni görmek için başını kaldırdığın yerlerde değilim. Genelde senin dikkat bile etmediğin açılardayım.

Alper: Bu ne biçim ipucu ya? Felsefe yapma anonim, somut bir şey ver! Şöyle fakülte, boy bos, saç rengi falan?

+90 538 XXX XX 16: Çok şey istiyorsun. Şimdi sıra sende. Soru geliyor: Gerçekten o etrafındaki flörtöz halin kadar umursamaz mısın, yoksa bu sadece insanları uzak tutma yöntemin mi?

Alper elindeki kalemi masaya bıraktı. Çatılan kaşlarıyla ekrana baktı. Bu soru beklenmedikti. Genelde kızlar ona ne zaman buluşacaklarını, hangi kulüplere gittiğini sorardı. Kimse onun maskelerinin arkasını merak etmemişti.

Alper: Derine iniyorsun. Pekala, dürüstlükse dürüstlük... İnsanlar fazla beklentiye girmesin diye o duvarı örüyorum. Çapkın etiketi yapıştırmak, kalbini birine açıp hayal kırıklığına uğramaktan daha güvenli.

Umay ekranı okurken nefesini tuttu. Kalbine sıcacık ama bir o kadar da buruk bir his yayıldı. Alper’in o herkesi büyüleyen, umursamaz sarışın çocuk imajının altında, aslında ne kadar korumacı bir ruh yattığını biliyordu. Şimdi bunu onun ağzından duymak, aşkını bin kat daha derinleştirmişti.

+90 538 XXX XX 16: Göründüğünden daha derin bir adamsın Alper... Şimdi git ve o kahveni iç. Yarın sabah uykusuz gözlerle karşıma çıkmanı istemiyorum.

Alper: Bekle! Kaçma hemen. Yarın seni kampüste nasıl tanıyacağım? En azından üstünde ne olacağını söyle!

+90 538 XXX XX 16: İyi uykular Alper.

Umay telefonu kapatıp göğsüne bastırdı. Yüzünde kocaman bir tebessümle tavana baktı.

Ertesi sabah kampüs her zamankinden daha kalabalıktı. Umay, üzerine giydiği toprak tonlarındaki kazak ve kahverengi saçlarını açık bıraktığı doğal haliyle Melis’in yanında yürüyordu.

"Kızım sen delirmişsin!" dedi Melis fısıltıyla. "Adamın aklını başından almışsın dün gece. Bak şuraya!"

Umay başını kaldırdığında, mimarlık fakültesinin girişinde duran Alper’i gördü. Alper’in elinde bir fincan kahve vardı ama bakışları sürekli etrafta dönüp duruyordu. Kampüsteki her genç kıza, her geçen öğrenciye dikkatle, sanki telefonundaki o gizemli kişiyi arar gibi bakıyordu.

"Anlamasına imkan yok", dedi Umay kendine güvenen bir fısıltıyla. "O beni sadece Hakan’ın küçük kardeşi olarak görüyor."

Tam o sırada Hakan ve Alper kızların olduğu tarafa doğru yürümeye başladı. Alper’in gözleri yorgundu ama içinde garip bir canlılık, bir avcı merakı vardı.

"Günaydın kızlar," dedi Hakan.

Alper masaya yaklaşırken gözleri yine otomatik olarak Umay’ın üzerinden geçti, arkadaki kızlara kaydı, sonra aniden duraksadı. Bakışları tekrar Umay’a döndü.

Umay’ın kalbi bir anlığına duracak gibi oldu. Acaba anladı mı? diye düşündü panikle. Elleri titremeye başladı, dili yine boğazına düğümlendi.

Alper yavaşça Umay’a doğru bir adım attı. Yüzünde garip, inceleyen bir ifade vardı. Umay’ın tam karşısında durdu.

"Umay..." dedi Alper, sesi her zamankinden daha alçak ve dikkatliydi. "Senin kahveyle aran nasıldı?"

Umay’ın gözleri büyüdü. Ağzını açtı ama sesi çıkmadı. Bakışlarını kaçırıp Melis’e sığındı.

Hakan araya girdi, gülerek Alper’in omzuna vurdu. "Oğlum saçmalama, Umay kahve sevmez ki, çaycıdır o. Ne biçim soru bu sabah sabah? Kız yine heyecandan konuşamadı senin yüzünden, korkutma kardeşimi."

Alper hafifçe kıkırdadı, gerilim bir anda dağıldı. Umay’ın saçını her zamanki gibi hafifçe karıştırdı. "Doğru ya, bizim küçük kız çaycıydı. Kusura bakma bücür, kafam biraz dolu da."

Alper arkasını dönüp Hakan’la yürümeye başladığında, cebinden telefonunu çıkardı. Umay da çaktırmadan çantasındaki diğer telefonu eline aldı.

Saniyeler sonra Alper’den yeni bir mesaj düştü:

Alper: Kampüsteyim. Her geçen kıza bakıyorum ama hiçbiri senmişsin gibi hissettirmiyor. Bugün bana 2. ipucunu vereceksin anonim, kaçışın yok.

Umay arkasından yürüyen Alper’e baktı. Yüzünde hafif, gizemli bir gülümseme belirdi. Yanındayken dili tutulan o küçük kız, Alper’in zihnini adeta bir labirent gibi ele geçiriyordu ve Alper bu labirentten çıkmayı hiç ama hiç istemiyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.