Cuma günü saat tam üçte kampüsün orta bahçesi cıvıl cıvıldı. Ortadaki devasa çınar ağacının altındaki ahşap bankta Mimarlık Fakültesi'nden Alper ve Ece yan yana oturuyordu. Aynı fakülteden dönem arkadaşı ve ev arkadaşı olan Hakan ise elindeki ders notlarıyla bankın hemen önünde dikilmiş, ikiliyle proje hakkında sohbet ediyordu.
Alper’in üzerinde beyaz bir tişört vardı, sarı saçları güneşin altında parıldıyordu. Ece neşeyle ona bir şeyler anlatıyor, koluna girip gülümsüyordu. Ama Alper’in bakışları sürekli etrafta, bahçede yürüyen, banklarda oturan kızların üzerinde mekik dokuyordu. Saatine baktı: 15.05.
Gözleri her an telefonuna düşecek bir bildirimi arıyordu. Karşısındaki anonim kızın o çınar ağacının altına geleceğinden emin gibiydi ama bahçedeki yüzlerce yabancı yüz arasından onu nasıl ayırt edeceğini bilemiyordu.
Tam o sırada çınarın gölgesine doğru bir karaltı yaklaştı.
Umay, elinde çantası ve üzerindeki hafif hırkasıyla banka doğru yürüdü. Yüzü hafif solgundu. Bankta oturan Alper ile Ece’nin ve önlerinde dikilen abisinin yanına kadar geldi. Kalbi öyle bir çarpıyordu ki, sanki göğüs kafesini delip Alper’in kucağına düşecekti.
"Abi..." dedi Umay, sesi hafif pürüzlü ve yorgun çıkarak.
Abisi başını Alper’le konuştuğu konudan kaldırıp kardeşine baktı. "Umay? Ne oldu abim, dersin bitmedi mi senin?"
Alper de başını kaldırıp baktı. Gözleri Umay’a kaydı ama bakışlarında sadece 'arkadaşımın küçük kardeşi' rahatlığı vardı. Umay’ın hemen arkasından geçen kızlara çaktırmadan bakmaya devam ediyordu.
Umay, Alper’in kendisini tamamen bir "fon elementi" gibi görmesini içten içe buruk bir sızıyla izledi. Tam karşısındaydı. Bir metre bile yoktu aralarında.
"Ben kendimi hiç iyi hissetmiyorum abi," dedi Umay, bakışlarını abisine odaklayarak. "Mide bulantım var biraz, başım da dönüyor. Eve geçeceğim, sana haber vereyim dedim. Merak etme beni."
Abisi endişeyle bir adım attı. "Kötü müsün kızım? Dur ben bırakayım seni eve, arabayla geçelim."
"Yok yok," dedi Umay hemen elini kaldırarak. "Taksiye bineceğim hemen kampüs çıkışından. Sen dersine gir abi, akşam görüşürüz."
Ece de nezaketen araya girdi. "Geçmiş olsun Umaycım, dikkat et kendine."
"Teşekkürler," dedi Umay fısıltıyla. Sonra gözleri istemsizce Alper’e kaydı.
Alper, Umay’a bakıp samimi bir tebessümle gülümsedi. "Geçmiş olsun bücür. Abinin evine değil, annenin yanına git, gidince dinlen, Nermin teyzeye söyle sana bir nane limon yapsın."
Umay’ın boğazı düğümlendi. Alper ona öyle masum, öyle habersiz bakıyordu ki... "Sağ ol Alper abi," dedi Umay. 'Abi' kelimesini üzerine basa basa, içine oturan o ağırlıkla söyledi. Ardından arkasını dönüp hızlı adımlarla çınar ağacının altından uzaklaştı.
Alper onun arkasından birkaç saniye baktıktan sonra tekrar etrafa göz gezdirmeye başladı. "Hakan, sizin fakülteden ya da bizim binadan gelen giden oldu mu hiç, dikkatin çekti mi?" diye sordu sabırsızca. Anonim kızın gelmediğini sanıyordu.
Gece yarısı...
Umay odasında, yatağında oturmuş elindeki gizli telefona bakıyordu. Yüzündeki solgunluk gitmiş, yerini derin ve zafer dolu bir bakış almıştı.
Tam tahmin ettiği gibi, saatlerdir Alper’den mesaj yağıyordu.
Alper: "Gelmedin."
Alper: "Saatlerdir çınarın altındaydım. Beni orada Ece ile yalnız bıraktın. Yine korktun ve gelemedin anonim."
Alper: "Sana inanmakla hatayı ben yaptım. Karşıma çıkacak cesaretin bile yokmuş."
Umay ekrandaki sitem dolu, gururu kırılmış mesajları okurken derin bir nefes aldı. Parmakları klavyede adeta dans etti.
+90 538 XXX XX 16: "Gelmeye cesaretim olmadığını da nereden çıkardın sarışın? Ben oradaydım."
Alper ekran başından adeta fırladı. Hızla yazdı.
Alper: "Yalan söylüyorsun! Bütün bahçeyi taradım. Ece ile oturduğum bankın etrafındaki herkesi tek tek inceledim. Seni görmedim!"
Umay’ın dudaklarında kavisli, büyüleyici bir tebessüm belirdi.
+90 538 XXX XX 16: "Ben yalan söylemem Alper. Kanıt mı istiyorsun? Saat tam üçe beş kala, seninle ve Ece ile oturduğunuz o bankın yanına Hakan’ın kardeşi Umay geldi. Kendini iyi hissetmediğini, midesinin bulandığını ve eve gideceğini söyledi. Hatta sen de ona Nermin teyzenin nane limon yapmasını tavsiye ettin. Eğer orada olmasaydım, gelmemiş olsaydım ve sana yalan söyleseydim bunları nereden bilecektim?"
+90 538 XXX XX 16: "Dibindeydim sarışın. Sizi izledim, konuşmalarınızı dinledim. Ama senin gözlerin uzaklarda bir yerleri aramakla o kadar meşguldü ki, etrafında olup biteni göremedin bile."
Alper mesajı okuduğu an buz kesti. Bütün bedenini yakıcı bir şaşkınlık kapladı.
*Hakan’ın kardeşi Umay yanınıza geldi... Nane limon...*
Alper hızla yatakta doğruldu. Demek ki o kız gerçekten oradaydı! Tam o dakikalarda, Umay abisinin yanına geldiğinde anonim kız da çok yakınlarında bir yerlerde durmuş, onları pürdikkat izliyordu! Belki bankın arkasındaki ağacın gölgesindeydi, belki de o sırada yanlarından geçen gruptan biriydi!
Alper eliyle yüzünü kapattı, heyecandan kalbi güm güm çarpmaya başladı.
Alper: "İnanılmazsın... Gerçekten oradaydın. Dibime kadar geldin ve ben seni yine fark edemedim. Burnumun dibinde durup beni izlemen... Bu gerçekten delice."
Umay mesajı okuduğunda zevkle gülümsedi ve gizli telefonunu kapatıp yastığının altına koydu. Alper onu yine uzaklarda, etraftaki diğer kızların arasında aramaya devam ededursun; Umay oyunu tam da istediği gibi yönetmeye devam ediyordu.