Salı günü kampüsün orta bahçesinde tam bir şenlik havası vardı. Müzik kulübünün kurduğu küçük sahneden neşeli melodiler yükseliyor, öğrenciler çimlerin üzerinde toplanmış sohben ediyorlardı. Umay ve Melis ders aralarında her zamanki gibi ağaç altındaki banka geçmişlerdi.
Ancak ortalıkta garip bir hava vardı. Ece, elinde iki karton kahveyle Alper ve Hakan’ın olduğu gruba doğru yürüyordu. Üzerindeki iddialı büstiyeri ve kendinden emin adımlarıyla bakışları üzerine çekmekte hiç zorlanmıyordu. Alper ise çimlerde oturmuş, sırtını ağaca yaslamıştı. Yüzünde gülücükler açıyordu ama elindeki telefonu bir an olsun yanından ayırmıyordu.
Melis öne doğru eğilip fısıldadı. "Kızım bu Ece harbi tehlikeli. Bakıyorum da Alper de pek halinden şikayetçi değil. Kahveler, kahkahalar havalarda uçuşuyor. Senin attığın o son mesaj gerçi aklını bulandırdı ama çocuk sonuçta kanlı canlı ilgiye de hayır demiyor."
Umay elindeki pipeti meyve suyuna batırıp çıkarırken kaşlarını hafifçe çattı. Kalbinde batan o his her geçen saniye büyüyordu. Alper’in Ece’ye attığı o rahat, flörtöz bakışları izlemek Umay’ı içten içe yakıyordu.
"Alper yüzeysel ilgiyi sever," dedi Umay, sesindeki kırgınlığı gizlemeye çalışarak. "Ece de ona tam olarak istediği vitrini sunuyor. Ama Alper derinlikten korktuğu için o vitrine kaçıyor."
Tam o sırada Ece, Alper’in yanına bağdaş kurup oturdu ve elindeki kahveyi ona uzattı. Uzatırken parmakları Alper’in eline dokundu, saçlarını geriye atarak Alper’in kulağına doğru bir şeyler fısıldadı. Alper hafifçe kıkırdadı ama tam o an cebindeki telefon iki kez üst üste titredi.
Alper gözlerini Ece’den ayırıp hızla cebine uzandı. Ece hafifçe bozulsa da belli etmemeye çalıştı.
Umay’ın gönderdiği mesaj ekranda belirdi:
+90 538 XXX XX 16: "Sahne performansı fena değil sarışın. Ama rollerinizi biraz fazla abartmıyor musunuz? Yanındaki kızın kahvesinden çok benim kelimelerimle beslendiğini ne zaman kabul edeceksin?"
Alper bu sefer hemen cevap yazmadı. Kaşlarını çattı. Bakışları telefon ekranına kilitlendi. Yüzündeki o neşeli ifade yerini yorgun ve biraz da öfkeli bir sorgulamaya bıraktı. Ece’nin ona bir şeyler söylemesini elini hafifçe kaldırarak kesti ve parmaklarını hızla ekranda gezdirdi.
Alper: "Sen kendini fazla önemsiyorsun anonim. Evet, baştan beri zekice bir oyun oynuyorsun ama şu an yaptığın şey çocukça bir kıskançlıktan başka bir şey değil. Karşımda kanlı canlı, ne istediğini bilen bir kadın var. Sen ise bir numaranın arkasına saklanıp bana laf yetiştiriyorsun."
Alper: "Eğer gerçekten kendine güveniyorsan saklanmayı bırakırsın. Yoksa bu oyunu burada bitiriyorum. Ben hayaletlerle vakit kaybedecek adam değilim."
Umay gelen mesajları okuduğunda adeta nefesi kesildi. Yanakları aniden buz kesti. Alper ilk defa ona karşı bu kadar sert ve net bir tavır koyuyordu. Ece’nin varlığı, Alper’e geri adım atma ve anonim oyunu tamamen kestirip atma gücü vermişti.
Melis, Umay’ın renginin attığını görünce endişeyle elini tuttu. "Umay? Ne oldu? Ne yazdı?"
Umay yutkunmaya çalıştı. Kahverengi gözleri dolmuştu ama kendini çabuk toparladı. "Geri adım atıyor Melis... Beni kıskançlıkla suçluyor ve eğer ortaya çıkmazsam oyunu bitireceğini söylüyor. Ece ona bir sığınak oldu."
"E peki şimdi ne yapacaksın?" dedi Melis panikle. "Kendini açıklayacak mısın?"
"Hayır," dedi Umay kararlı bir sesle. "Şimdi kendimi açıklarsam beni sadece köşeye sıkıştığı için pes eden utangaç Umay olarak görecek. Ona geri adım attırmayacağım. Madem blöf yapıyor, kontrolün kimde olduğunu hatırlatma sırası bende."
Umay parmakları titrese de soğukkanlı bir şekilde yanıt yazmaya başladı:
+90 538 XXX XX 16: "Oyunu bitirmek mi, yoksa benden korkup en kolay limana sığınmak mı Alper? Sana iyi oyunlar sarışın. Aradığın yüzeysellikte bol şans. Telefonu kapatıyorum. Bakalım o 'kanlı canlı' dünya seni ne kadar tatmin edecek."
Umay mesajı attığı an gizli telefonu tamamen kapattı ve çantasının en dibine fırlattı.
Az ileride Alper, gelen mesajı okuduğunda gözleri büyüdü. "Telefonu kapatıyorum" cümlesi zihninde bir tokmak gibi yankılandı. Hızla tek hatlı bir mesaj yazmaya çalıştı: "Hey, saçmalama!" ama mesaj gitmedi. Tek tıkta kaldı. Kız hattı kapatmıştı.
Alper bir anda neye uğradığını şaşırdı. Az önce kontrolün kendisinde olduğunu sanırken, birdenbire kapı yüzüne kapanmıştı. Yanındaki Ece ona gülümserek bir şeyler anlatmaya devam ediyordu ama Alper’in içini aniden büyük bir boşluk ve önlenemez bir pişmanlık kapladı.
Sarı saçlarını geriye doğru karıştırdı, bakışları çimlerin üzerinde amaçsızca dolaşırken ilk defa gerçekten kaybettiğini hissetti.