Pazartesi sabahı üniversite kampüsü haftanın ilk gününün hareketliliğiyle dolup taşıyordu. Eğitim fakültesinin önündeki merdivenlerde oturan Umay ve Melis, çaylarını yudumlarken ders saatini bekliyorlardı. Ancak Melis’in gözü, az ilerideki çimlerde duran gruba takılmıştı.
"Umay..." dedi Melis, sesindeki huzursuzluğu gizlemeye çalışarak. "Şu tarafa bakma desem kesin bakacaksın ama... Alper’in yanındaki kızı görüyor musun?"
Umay gayriihtiyari başını o tarafa çevirdi. Alper, okula bu dönem yatay geçişle gelen ve mimarlık fakültesinde oldukça konuşulan Ece adındaki kızla yan yana duruyordu. Ece; uzun sarı saçları, kendinden emin duruşu ve rahat tavırlarıyla hemen dikkat çeken bir kızdı. Alper onunla konuşurken yüzünde o meşhur, flörtöz gülümsemesi vardı.
Melis sıkıntıyla bir nefes verdi. "Duymuştum aslında... Ece başka üniversiteden yeni geçiş yaptı. Alper de ders eşleştirmeleri ve oryantasyon bahanesiyle kentin her yerinde kıza eşlik ediyormuş. Bayağı yakınlaşmışlar yani."
Umay’ın elindeki karton çay bardağı hafifçe büzüldü. Kalbinde ince, keskin bir sızı hissetti. Alper günlerdir anonim mesajların peşinde koşarken, birdenbire bu yeni kızın radarında belirmesi Umay’ın beklemediği bir hamleydi.
O sırada Alper, Ece’yle kahkahalar atarak yürümeye başladı. Cebindeki telefonu çıkarmadı bile. Oysa normalde saat başı telefonuna bakar, anonimden bir mesaj gelip gelmediğini kontrol ederdi. Şimdi ise bütün ilgisi yanındaki sarışın kaza kaymıştı.
"İlgisi kayıyor Umay," dedi Melis alçak bir sesle. "Anonim oyunun cazibesi yerini gerçek, kanlı canlı bir flörte bırakıyor gibi. Ne yapacaksın?"
Umay derin bir nefes aldı. Gözlerindeki kırgınlık yerini hızlıca hırslı bir parıltıya bıraktı. "Ona bu kadar kolay pes etme lüksünü vermeyeceğim Melis. Alper gerçek dünyadaki kolay flörtlere alışkın. Ama zihnini meşgul eden şey kolay kolay silinmez."
Umay hızla çantasına uzanıp gizli telefonunu çıkardı. Ekranı açtığında Alper’den sabahtan beri tek bir mesaj bile gelmediğini gördü. Alper'in dikkatini tamamen üzerine çekmek ve o yeni flörtün yarattığı etkiyi dağıtmak zorundaydı.
Parmakları klavyede öfkeyle değil, tam aksine inanılmaz bir özgüvenle gezinmeye başladı.
+90 538 XXX XX 16: "Yatay geçiş yapan yeni yüzler, hızlı başlayan oryantasyonlar... Konfor alanına ve bildiğin o kolay flört oyunlarına dönmek sana iyi gelmiş olmalı sarışın. Yoksa zor olanı çözemeyince hemen pes mi ettin?"
Umay mesajı gönderip telefonu çantasına attı.
Az ileride Ece’yle kahve almaya doğru yürüyen Alper’in cebi titredi. Alper elini cebine atıp telefonu çıkardı. Ekranda anonimden gelen mesajı gördüğü an adımları kendiliğinden yavaşladı. Ece ona bir şeyler anlatıyordu ama Alper’in bakışları ekrandaki cümlelere çakılı kalmıştı.
Yüzündeki o umursamaz, flörtöz gülümseme bir anda silindi. Yerini o tanıdık, hırslı ve merak dolu ifadeye bıraktı.
Alper hızla cevap yazdı:
Alper: "Pes etmek mi? Benim sözlüğümde öyle bir kelime yok anonim. Sadece sürekli bir gölgeyle konuşmaktan sıkıldım. Kanlı canlı, karşımda duran insanlarla ilgilenmek daha mantıklı gelmeye başladı. Yoksa kıskandın mı?"
Umay gelen cevabı okuyunca hafifçe gülümsedi. Oltaya takılmıştı.
+90 538 XXX XX 16: "Kıskanmak mı? Kendini kandırma Alper. Şu an o kızın yanında yürürken bile aklının bu ekranda, bu cümlelerde olduğunu ikimiz de biliyoruz. Sıradan flörtler seni sadece birkaç gün oyalar. Ama buradaki gizem... Seni delirtmeye yeter."
Alper mesajı okuduğunda duraksadı. Ece ona dönüp "Alper, iyi misin? Kimden geliyor o mesajlar?" diye sordu.
Alper telefonunu cebine koyarken Ece’ye baktı ama aklı tamamen uzağa kaymıştı. "Önemli biri değil," dedi dalgınca. "Sadece... çözmem gereken bir mesele var."
Umay merdivenlerden Alper’in o dalgın halini izlerken Melis’e döndü. "Gördün mü? Yeni kız sadece bir illüzyon Melis. Alper’in aklı hâlâ nerede olduğunu çok iyi biliyor."