İçeriğe geç

Münzevi | CünZey

Bölüm 6 · 11 dk okuma

Münzevi | CünZey

Bölüm 6

6. boşanma.

Selam!

Umarım hepiniz iyisinizdir. Bu bölümü güzelce işlemek istediğimden dolayı bölüm biraz gecikti. Kusuruma bakmayın lütfen 💗 Umarım beklediğinize değmiştir. İyi okumalar, yorumlarınızı merakla bekliyorum.

bölüm şarkısı: ben seni çok sevdim

Cüneyd sabah erkenden Zeynep ile birlikte evden çıkmış ve Meryem Hanım'ın evine doğru yol almıştı. Meryem'in evi onların evine oldukça yakındı. Bu yüzden de yürüyerek gidiyorlardı.

İkili yolda yürürken Zeynep oldukça durgundu. Ve tabii Cüneyd bunu fark etmişti. "Ne o Zeynep Hanım, evine gitmek istemiyor musun?"

Zeynep'in adımları yavaşladı, birkaç saniyeliğine duraksadı. "Korkuyorum.."

Cüneyd Zeynep'in cevabını az çok tahmin ediyordu lakin yine de sordu. "Neyden korkuyorsun?"

Zeynep içinden geçenin aksine, "Annemin bana kırgın olmasından korkuyorum." dedi.

Cüneyd derin bir nefes aldı. "Anneler evlatlarına kırılmazlar." dedi. Annesinin lafıydı bu, Gülayşe'nin.. Cüneyd bir hata yapıp da annesini üzdüğünde, böyle diyerek teselli ederdi onu Gülayşe.

"Emin misin..?" diye sordu Zeynep. "Ben çok korkuttum ama onu."

Cüneyd kaşlarını kaldırıp Zeynep'e baktı. " Ne o bana güvenmiyor musun Zeynep Hanım?"

"O nasıl laf Cüneyd Efendi? Güveniyorum elbet."

"Eee o zaman?" dedi Cüneyd tek kaşını kaldırıp gülümseyerek.

Zeynep de hafifçe gülümsedi bir şey demedi.

Birkaç dakika konuşmadan, sessizce yürümeye devam ettiler. Bu sessizliği bölen Cüneyd'in sözleri oldu. "Sen Valide Hanım ile görüştükten sonra dergâha gidelim."

Zeynep Cüneyd'e baktı cümlesini devam ettirmesini bekleyerek. Cüneyd yutkundu ve söylemenin kendisi için oldukça zor olduğu o cümleyi söyledi. "Yarım kalan meseleyi bitirmek için... Boşanma meselesini..."

Zeynep yürümeyi bıraktı, Cüneyd'e öylece bakakaldı. Kulakları ona oyun mu oynuyordu? Gerçekten hala boşanmak mı istiyordu Cüneyd..? Dün akşam yaşanılanlara rağmen, kendisi için o kadar korkmasına rağmen hala boşanmak mı istiyordu?

Zeynep belki de ilk defa böyle güçsüz hissediyor, dizlerinin kendisini nasıl hala ayakta tuttuğuma hayret ediyordu.

Genç kızın gözleri dolmuştu, ağlamamak için dudaklarını birbirine bastırıyordu. Dün yaşanılanların ardından bu sınavı aştıklarını düşünmüştü genç kız. Lakin umduğu olmamıştı...

Cüneyd ise gözleri dolmuş bir halde ona bakan genç kızı izlerken kalbindeki acıyı yok saymaya çalışıyordu.

Boşanma isteği ile Zeynep'e karşı duyduğu muhabbeti inkar etmiyordu, aksine oldukça farkındaydı bunun.

Lakin Zeynep'in ne kadar özel olduğunun da farkındaydı Cüneyd. Ve onu, içine doğduğu bu dünyanın sınırlarına mahkum etmenin başta Zeynep'e ardında tüm kâinata karşı büyük bir bencillik olacağını biliyordu.

"Zeynep..?" dedi Cüneyd sesinin titremesini zar zor engelleyerek.

Zeynep hala birkaç saniye önce duyduğu cümlenin etkisindeydi. Dün akşam yaşadıkları mutlu anlar, Zeynep'e boşanmanın olmayacağını düşündürtmüştü. Umutlanmıştı genç kız...

Zeynep sesi titreyerek konuştu. "Kızlar için mi? Kararının halis olup olmadığını öğrenmek için mi hâlâ?"

"Hayır." dedi Cüneyd. "Kararımın halis olduğundan eminim. Sen istediğin için değil, doğru olan bu olduğu için verdim o hükmü."

"O vakit neden?" diye sordu Zeynep.

Cüneyd derin bir nefes aldı. "Zeynep.." dedi Zeynep'in gözlerine bakarak. "Benim dünyamın sınırları senin ihtimallerine yetmez.."

Cüneyd tek bir cümle söylemişti, lakin Zeynep o cümlenin altındaki tüm anlamları biliyordu.

Zeynep gözünden yaşlar süzülmeye başladığında hislerini daha fazla saklamak istemediğine karar verdi. "Ya benim dünyam da senin dünyan ile sınırlı ise..?"

"Değil... Olmamalı." dedi Cüneyd. Ardından derin bir nefes aldı. Zeynep'i ikna etmek zorundaydı. Ama Zeynep ona gözlerinden süzülen yaşlarla bakarken bu hiç de kolay değildi. "Bana duyduğun muhabbet yüzünden kendini bu kafese hapsedemezsin.."

"Ya ben bu 'kafeste' daha özgürsem..?"

"Hiçbir güvercin kapatıldığı kafeste özgür olamaz.." dedi Cüneyd başını hafifçe eğerek.

Zeynep gözlerinde yaşlarla Cüneyd'e baktı. "Dergahtaki çocuklar özgür olamadığında, benim özgür olmamın ne anlamı var ki? Ben hepsini kurtarmak istiyorum! Sadece kendimi değil.."

"Onları kurtarmak benim görevim Zeynep. Ve bunun için de elimden geleni yapacağım. Lakin sen kendini düşünmelisin."

Zeynep karşı çıkmak istedi ama yapamadı. Manevi olarak çok güçsüz hissediyordu. Gözlerinden süzülen yaşlar durmuyor, canı hiç olmadığı kadar yanıyordu.

Cüneyd genç kıza baktı, onu teselli etmek istedi yapamadı. "Şu anda daha fazla tartışmayalım bunu. Dergâha gidince tekrar konuşuruz. Gözyaşını sil, Valide Hanım üzülmesin seni böyle görünce."

Zeynep içindeki tüm kalp kırıklığıyla gözyaşlarını sildi. Çok acıyordu kalbi. Cüneyd'in onu anlayan tek kişi olduğuna inanıyordu şimdiye dek, lakin şimdi Cüneyd de mi anlamıyordu onu..? Yapayalnız hissediyordu Zeynep.

Meryem'in evine varana kadar bir kez daha konuşmadılar. Zeynep dakikalar boyu süren yol içindeki kalp kırıklığıyla boğuşmuş, Cüneyd ise Zeynep'i üzmenin vicdan azabını çekmişti.

Meryem Hanım'ın evine geldiklerinde Cüneyd, kapıyı çalmadan önce Zeynep'e baktı. Zeynep ona bakmıyordu, başını eğmişti. Tıpkı tüm yol boyunca olduğu gibi.

"Kaldır başını.." dedi Cüneyd usulca. Zeynep bir şey söylemeden başını kaldırdı. Cüneyd sertçe yutkundu, kendini affettirmek istedi ama yapamadı. Elini yumruk haline getirdi ve kapıyı çaldı.

İçeriden gelen ayak seslerinin ardından kapı açıldı. Kapıyı açan Levent Bey'in kızı Mira'ydı. "Selamün hello!" dedi Mira Zeynep'in boynuna atlamadan hemen önce.

"Aleyküm selam." dedi Zeynep kardeşine sarılırken.

İki kız kardeş ayrıldıklarında Zeynep'in yüzü gülmeye başlamıştı.

Cüneyd hafifçe gülümsedi. "Aleyküm selam Mira Hanım." dedi elini kalbine koyarak.

Mira sırıtarak Cüneyd'e baktı. "Mira demen yeterli. Ben sana ne demeliyim Mürşid Hazretleri falan mı?"

"Mira!" dedi Zeynep, kızın kolunu dürterken. "Saygılı ol."

Mira gözlerini devirdi. Cüneyd ise Mira'ya cevap verdi. "Senin de Cüneyd demen kâfi."

Mira tekrar sırıttı ve ikiliyi içeri davet etti. Hepsi birlikte içeri girerken Mira Zeynep'in kulağına eğildi. "Sen ağladın mı?"

Zeynep panikle Mira'ya baktı. Nasıl fark etmişti ki? "Nasıl anladın? Belli oluyor mu?"

"Yok, belli olmuyor ama ben fark ettim. Moodundan belli Zeynep."

Zeynep burukça gülümsedi. Bir şey söylemedi. Cüneyd iki kızın konuşmalarını duymuş lakin bir şey söylememişti.

Salona girdiklerinde ise Meryem yaşlı gözlerle kızına sıkıca sarıldı. "Zeynep! Kara Kuzum!"

"Anne.." dedi Zeynep sesi titreyerek. "Özür dilerim. Çok özür dilerim anne!"

"Asıl ben özür dilerim kuzum! Çok üzdüm seni.."

Cüneyd karşısındaki ikiliyi izlerken gözlerinin dolmaması için büyük bir çaba sarf ediyordu. Koskoca Mürşid Efendi'nin insan içinde ağlaması pek de hoş olmazdı ne de olsa.

Cüneyd, Zeynep ile Meryem'i izlerken kendi annesi gelmişti aklına. Acaba o da böyle sarılıyor muydu annesine? Hatırlamıyordu Cüneyd. Zihninde kalan tek hatıra annesinin gittiği güne aitti..

*

Aradan yaklaşık bir saat sonra Zeynep ile Cüneyd dergâha dönmüşlerdi. Şimdi Cüneyd'in kütüphanesinde konuşuyorlardı.

"İstemiyorum Cüneyd Efendi.." dedi Zeynep. "Madem bu kadar istiyorsun benimle boşanmayı.. Sen boşa beni."

Cüneyd derin bir iç çekti. İkna edemiyordu kızı bir türlü. "Zeynep... Ben seni boşayamam.. Bunu sana daha önce de söyledim."

"O vakit niçin benden istiyorsun bunu? Ben de seni boşayamam, yapamam Cüneyd.." dedi Zeynep sesi titreyerek.

Cüneyd başını ellerinin arasına aldı. "Böyle yapamayız Zeynep.. Ben sana bu bencilliği yapamam. Büyük işler yapacaksın sen. Ama bu çatının altındayken olmaz.."

"Cüneyd.." dedi Zeynep hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladığında. "Ben- ben yapamam, yemin ederim- yapamam! Sen olmadan, hiçbir- hiçbir şey yapamam..."

Cüneyd dolu gözlerle karşısındaki genç kıza baktı. Şimdi o da ağlamamak için zorluyordu kendini. "Zeynep... Sen benim bu hayatta tanıdığım en güçlü insanlardan birisin."

"Değilim!" diye haykırdı Zeynep. Elleri hatta tüm vücudu titriyordu."Güçlü- güçlü falan değilim ben!"

"Zeynep.. Gel oturalım.. Sakin ol." dedi Cüneyd Zeynep'e koltuğu işaret ederek. Genç kızı ilk defa böyle görüyordu.

Zeynep koltuğa oturdu. Bir kuş gibi titriyordu ağlarken. Cüneyd de genç kızın ayak ucunda diz çöktü.

"Ben çok yoruldum Cüneyd.. Babamın yaptıklarından, annemin beni asla anlamamasından, tüm bu yaşananlardan çok yoruldum.."

Cüneyd kendini çok kötü hissediyordu. Zeynep ruhsal olarak bu kadar çökmüş, yorulmuştu ve o tüm bunların farkına bile varamamıştı. İğrenç hissediyordu kendini.

"Zeynep ben çok özür dilerim senden. Gerçekten çok özür dilerim.."

"Cüneyd ben gerçekten yapamam.. Bir tek sen anlıyorsun beni.. Sen de yanımda olmazsam hiçbir şeye gücüm yetmez artık benim."

Cüneyd bakışlarını Zeynep'te sabitledi. Zeynep'in gözleri ağlamaktan kıpkırmızı olmuş, bir çocuk gibi alt dudağı titriyordu. "Zeynep. Sen çok güçlü, çok zeki birisin. Bensiz de çok güçlü olacaksın, şimdiye kadar olduğun gibi..."

Cüneyd duraksadı. Sakalını sıvazladı, derin bir nefes aldı.

Zeynep korkuyla Cüneyd'i izliyordu. Bu kadar kesin miydi Cüneyd bu konuda..? Gerçekten her şey bitecek miydi şimdi?

"Lakin.." dedi Cüneyd. "Eğer ben senin yanındayken daha güçlü hissedeceksen.. Yanında kalırım. Boşanmayız."

"Gerçek- gerçekten mi?" diye sordu Zeynep hafifçe gülümseyerek. Cüneyd'in boşanmamayı kabul edeceğini hiç düşünmemişti.

"Gerçekten..." dedi Cüneyd usulca gülümseyerek. "Şimdiye kadar hep olduğu gibi, şu anda da benim için önemli olan ilk şey senin isteğin."

Zeynep burukça gülümsedi. İlk kez birisi onun hislerini, onun isteklerini önemsiyordu. Babasının ne olduğu zaten ortadaydı. Annesi ise Zeynep'in isteklerini önemsemiyordu, o sadece Zeynep için doğru olduğunu düşündüğü şeyleri yapıyordu. Zeynep'e asla isteğini sormadan..

İlk kez Cüneyd onun isteklerini böyle önemsiyordu... Ve bu Zeynep için oldukça değerliydi.

"Yani boşanmayacak mıyız biz?" diye sordu Zeynep saniyeler sonra.

Cüneyd başını iki yana salladı. "Boşanmayacağız."

Zeynep içindeki Cüneyd'e sarılma hissini güçlükle bastırdı ve ayağa kalktı. Cüneyd de onunla birlikte ayağa kalktı.

Zeynep'in ruh halinin toparlandığını gören Cüneyd, "Annemin yanına gidelim mi?" diye sordu. "Dergâha yeni çiçekler getirmişler."

Zeynep Cüneyd'e bakarak kocaman gülümsedi. "Gidelim tabii.."

İkili yavaş adımlarla odadan çıktılar. Dergâhın bahçesine çıktıklar ve sessizce Gülayşe'nin kabrine gittiler.

Gülayşe'nin kabrine geldiklerinde Cüneyd dizlerinde güç kalmadığını hissederek yere, tam mezarın yanına, çöktü. Tüm bu yaşananların ardından güçlü durmaya çabalamak Cüneyd'i gerçekten yormuştu. Ve annesinin yanına geldiğinde ise, tüm bu çabayı bırakmıştı..

Zeynep ise hâlâ ayaktaydı, dua ediyordu Gülayşe'ye. Duasını bitirdiğinde ise o da Cüneyd'in yanına yere oturdu. Kabrin yanındaki papatyaları aldı ve yavaş yavaş kabre ekmeye başladı.

Cüneyd annesinin mezar taşına bakıyordu sadece. Acıyla, özlemle bakıyordu. Annesinin başına gelen her şey için kendini suçluyordu içten içe.

Mezarlığın üzerinde mavi gökte sadece kuşlar uçuyordu, etrafta kuş cıvıltıları yankılanıyordu.

Bu güzel kuş cıvıltılarını bölen Vahit'in sesi olmuştu. Sessizce ikilinin yanına gelmiş ve konuşmaya başlamıştı. "Bu kadar çok sevme beni, demişti. Günah, demişti."

"Muhabbetinle mi öldürdün?" diye sordu Cüneyd yumruklarını sıkarak. "Aşkını mı kuşandın kılıç diye?"

"Oğlum.."

Cüneyd ayağa kalktı ve babasına döndü. "Hasta ettin onu! Kapattın.."

Vahit başını iki yana salladı. "İyi olsun istedim."

"Ayırdın benden!" dedi Cüneyd öfkesini zapt etmeye çalışarak. "Hepsini hatırlıyorum!"

"Evet ayırdım, lakin ikinizin de iyiliği için ayırdım."

Cüneyd dolu gözlerle babasına bakıyordu. Onun sözlerinde samimi olmasını diliyordu içten içe. Gerçekten çabalamış olmasını istiyordu.

Zeynep ikilinin konuşmasına kulak misafiri oluyor olsa da dahil olmuyordu konuşmaya. Sessizce elindeki papatyaları ekiyordu.

"Seni o rüyasında gördükten sonra, doğurup kucağına aldıktan sonra... Değişti, Cüneyd.. Kimseyi dinlemez oldu, dinletemedim Cüneyd'im.." dedi Vahit acı içinde. Acı çekiyor olduğu gerek cümlelerinden, gerek bakışlarından belliydi.

"Dedim Gülayşe'm yapma! Peygamber bile ben Allah'ın kuluyum diyor, evladını bu kadar yüceltme..." dedi Vahit. Ardından derin bir nefes aldı. Onun da gözleri dolmuştu şimdi. "Dedi, Vahit ben müjdelendim. Senden gayrı gözü hiçbir şeyi görmez oldu.."

Cüneyd sertçe yutkundu. O kadar güçsüz hissediyordu ki kendini, nasıl ayakta durduğuna şaşırıyordu. "Tedavi ettirmedin onu. Sırf fanilere laf söz olur diye doktora götürmedin!"

"Oğlum biz böyle gördük." dedi Vahit. "Ben elimden gelen her şeyi yaptım onun için."

"Tedavi ettirebilirdin... Gerçek bu kadar seviyor olsaydın onun için çabalardın.."

"Elimden geleni yaptım ben Cüneyd.. Annen gittikten sonra da duramadım buralarda, dayanamadım."

Zeynep ayağa kalktı. Ellerini birbirine sürterek elindeki toprağı temizledi. "Vahit Efendi.. Haddim değil belki lakin-"

"Haddin." dedi Cüneyd Zeynep'in bakarak. "Refikam olarak benimle ilgili konularda görüşünü bildirmek gayet tabii hakkın Zeynep."

Zeynep gülümsedi. Bakışlarını Vahit'e çevirdi ve o anda Vahit'in yine o bakışla baktığını fark etti. Yine o kötü bakışla bakıyordu Vahit..

"Siz, biz böyle gördük diyorsunuz. Lakin sizin ailenizden gördüklerinizi, Sadi Hüdayi Efendi de görmemiş miydi? O da sizinle aynı ailede büyüdü."

Zeynep bakışlarını Cüneyd'e çevirdi. "Fakat Sadi Hüdayi Efendi, Cüneyd'e duyduğu sevgiden dolayı bu kalıpları aştı. Onu Levent Bey'e götürdü. Eğer isteseydiniz, siz de Gülayşe Anne'yi tedavi ettirebilirdiniz Vahit Efendi."

Cüneyd'in bu sözlerle gözünden bir damla yaş süzüldü. Cüneyd akan gözyaşını hissettiği anda başını geriye çevirdi, sanki bir suç işlemiş gibi hızlıca sildi ve tekrar önüne döndü.

Vahit ise bu esnada öfkeyle dişlerini sıkmıştı. Bu kız farklıydı, Cüneyd'i yönlendirebiliyor, ona akıl verebiliyordu. Ve bu Vahit'in hiç hoşuna gitmiyordu. O iblise iyi geliyordu bu kız...

Vahit aynı kötü bakışla Zeynep'e bakıyordu hâlâ. Zeynep ürkmüştü bu bakıştan. Çekinerek bir adım geriye, Cüneyd'in arkasına geçti Zeynep.

Cüneyd Zeynep'e ne oldu dercesine baktı. Lakin Zeynep bir şey söylemeyince üstelemedi.

Vahit tam oradan ayrılacaktı ki, son kozunu oynamadığını hatırladı.

"Cüneyd'im.." dedi Vahit.

Cüneyd bakışlarını ona çevirdi.

"Sen bana böyle kızıyorsun ya Cüneyd'im.. Ben burada duramadım dedim lakin ben hep anneni yanımda taşıdım. Nereye gitsem, hep yanımdaydı.." dedi Vahit. Elini gömleğinin arasına soktu.

Cüneyd şok içerisinde babasına bakıyordu. Bunca zaman... Bunca zaman birbirlerini hiç görmeden ikisi de aynı şekilde mi yaşamışlardı..?

Cüneyd de babasıyla aynı anda kendi gömleğinin içindeki başörtüsünü çıkardı..

Biri siyah, biri beyaz iki başörtüsü vardı baba ve oğlun ellerinde. İkisi de yıllar boyu ayrı kalmış olmalarına rağmen, Gülayşe'nin özlemiyle aynı şeyi yapmışlardı... Ya da en azından, Cüneyd öyle sanıyordu.

"Af dilemeye gelmedim, dert anlatmaya gelmedim." dedi Vahit. "Yol sürdü, ben geldim."

Vahit oğluna baktı. Ardından yere dizlerinin üzerine çöktü. Onun bu hamlesiyle Cüneyd bir adım geri gitti.

"İster öldür, ister sür.. Hüküm senin Mürşid Efendi." dedi Vahit.

Cüneyd dolu gözlerle babasına baktı. Gerçekten ayakta duramadığını hissediyordu şimdi. İyi hissetmiyordu, elleri titriyordu. Bir şey söyleyemedi ve oradan hızla uzaklaştı Cüneyd.

Zeynep ise hâlâ oradaydı, kabrin başında.

Vahit dizlerinin üzerinde yerdeydi, bakışları Gülayşe'nin mezarındaydı. Elini uzattı ve Gülayşe'nin toprağını okşadı. Gözleri dolu doluydu Vahit'in, her bir zerresinden okunuyordu acı çektiği.

Zeynep adama ne kadar güvenmese de içindeki merhamete engel olamıyordu. "İyi misiniz..?"

Vahit başını kaldırdı. "Naim'den olma Zeynep. İsmini çok duydum."

"Meryem'den doğma Zeynep." diyerek düzeltti Zeynep gülümseyerek.

Vahit de gülümsedi.

"İsterseniz istirahat edin. Size git demediyse misafirisinizdir. Cüneyd Efendi'nin misafiri, hepimizin misafiridir." dedi Zeynep usulca.

Vahit başını salladı. "Sen de Cüneyd'in peşinden git. Oğluma iyi geliyorsun, şimdi sana ihtiyacı var.."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.