Selamlar!
Siz bölümü okumadan önce bi iki şeyden bahsedeceğim. Farkında olduğunuz üzere yazdığım bölümler dizi ile paralel gitse de tamamen bir değil.
Dizide olaylar oldukça hızlı ilerliyor. Ve bence sahnelerden aldığımız o etki nispeten daha az oluyor bu yüzden de.
Bundan dolayı da yazdığım bölümlerde olaylar çok daha yavaş ilerleyecek. Mesela dizide ilk 10 dakikada gördüğümüz Cüneyd Vahid yüzleşmesi bende bir veya iki bölüm sonra olacak. Bilginiz olsun efenimm 💗
İyi okumalar! Yorumlarınızı merakla bekliyorum.
~
Cüneyd üzerini değiştirmiş ve aşağı inmişti. Zeynep ise birkaç dakika önce banyoya girmişti.
Cüneyd genç kızın aç olduğunu düşünerek ona sıcak bir yemek yapmanın güzel olacağını düşündü. Fakat hesaba katmadığı bir durum vardı. O da evlerinin günlerdir kapalı olduğu ve bu yüzden de evde pek de şeyin olmadığıydı.
Tam Bahadır'ı arayıp bir şeyler almasını söyleyecekti ki, Meryem Hanım'a haber vermeyi unuttuğunu fark etti.
Kaşlarını çattı. Nasıl unutabilmişti bunu? Doğru ya, krize girmişti..
Nokia telefonunu eline aldı, Levent Hoca'yı aradı. Telefonun açılmasını beklerken ikonik bir şekilde elinde tutuyordu.
İkinci çalışında telefon açılmıştı. "Levent Hocam?" diye seslendi Cüneyd.
"Efendim Cüneyd. Bir haber mi var?"
"Evet. Zeynep yanımda."
"Çok şükür... İyi mi peki?"
"Evet." dedi Cüneyd. "Lakin sizden bir ricam olacak Levent Hocam."
"Dinliyorum Cüneyd."
"Biliyorsunuzdur, Meryem Hanım ile tartışmış Zeynep. Zeynep bugün burada kalsın, hem çok yorulmuş. Yarın sabah erkenden getiririm onu. Siz bunu uygun bir dille Meryem Hanım'a iletebilir misiniz?"
Levent Cüneyd'in kolay kolay ondan bu tarz bir ricada bulunmayacağını biliyordu. Ve açıkçası, Cüneyd'e güveniyordu. Her ne kadar Zeynep ile aralarındaki durumu onaylamıyor olsa da..
"Tabii Cüneyd, ben konuşurum Meryem ile. Siz neredesiniz şimdi?"
"Evdeyiz. Bizim evimizde." dedi Cüneyd. "Kapının önünde buldum onu. Buraya gelmiş.."
Levent şaşırmıştı. Zeynep'in o eve o kadar değer verdiğini bilmiyordu. Daha doğrusu bunu hiç kimse bilmiyordu, Cüneyd bile.
"İyi mi peki Zeynep?" diye sordu Levent.
"Sayılır. Daha konuşmadık."
"Anlıyorum." dedi Levent. "Zeynep müsait olduğunda beni arayın. En azından Meryem bi' sesini duysun."
"Tabii." dedi Cüneyd.
Birkaç saniye aralarında sessizlik oldu. Cüneyd, "Allah'a emanet olun." dedi ve cevabı beklemeden telefonu kapattı.
Bahadır'ı arayacaktı fakat ona hâlâ sinirliydi. Telefonu çekmeceye koydu ve mutfak dolaplarını kurcalamaya başladı.
Birkaç dolabı açtıktan sonra mercimek kavanozunu buldu ve alıp tezgaha koydu.
Mercimek çorbası yapacaktı Zeynep'e. Cüneyd için mercimek çorbası her daim annesi demekti. Cüneyd her hasta olduğunda annesi ona mercimek çorbası yapardı çünkü.
Hatta annesi gittikten sonra ise, bu çorba onun tabusu olmuştu. Evde veya dergâhta bu çorba pişirildiğinde herkesten kaçar, bir çocuk gibi annesinin özlemiyle ağlardı Cüneyd..
Cüneyd'in en sevdiği çorbaydı mercimek, ve kimse annesi gibi güzel yapamıyordu. Annesinin eksikliğinin hiçbir şekilde yeri dolmuyordu.
Cüneyd düşüncelere dalmış, çorba yapmaya koyulmuştu. Birkaç dakika sonra Cüneyd, merdivenlerden gelen ses ile elindekileri bıraktı ve merdivene döndü.
Zeynep gülümseyerek merdivenlerden aşağı iniyordu, üzerinde krem rengi uzun bir elbise vardı. Çok yakışmıştı bu renk ona. Çok güzel görünüyordu.
Cüneyd genç kızı gördüğünde şaşırmıştı. Çünkü Zeynep saçları açık bir şekilde aşağı inmişti. Kahkülleri alnına dökülüyor, güzel yüzü daha da belirgin görünüyordu.
Helal kılınmışlardı birbirlerine, haram değildi tabii. Lakin yaşananlar ikilinin arasında bu samimiyetin yaşanmasına bile mani olmuştu. Ne acı...
Cüneyd genç kızı gördüğünde gülümseyerek konuştu. "Zeynep Hanım?"
"Cüneyd Efendi?" dedi Zeynep de aynı şekilde gülümseyerek.
İkili bir süre birbirlerinin gözlerinde adeta kayboldular. Zamanın anlamı yok olmuştu, gözleri birbirlerine kenetlendiğinde.
Bu sessiz bakışmayı Cüneyd'in sesi böldü. "Mercimek çorbası sever misin?"
Zeynep'in adeta gözleri parladı. "Çok severim."
Zeynep Cüneyd'in yanına doğru yürüdü. "Sen mi yapıyorsun?" diye sordu şaşkınlıkla tencereye bakarak.
"Evde tek olduğumuza göre?" dedi Cüneyd gülerek tek kaşını kaldırıp.
Zeynep güldü.
"Ne o tuhaf mı geldi Zeynep Hanım?" diye sordu Cüneyd çorbayı karıştırırken. "Mürşid olduk diye refikamıza yemek yapmamız da mı yasak yoksa?"
Zeynep kıkırdadı. "Yasak değil elbet. Lakin, kendi babamı hiç böyle görmedim. Ondan tuhaf geldi."
Cüneyd duraksadı. O kendi babasının böyle şeyler yapıp yapmadığını bile hatırlamıyordu. Sadece kötü hatıralar vardı kalbinde."İkimizin babalarının da baba olmayı hak ettiğinden şüpheliyim."
"Haklısın." dedi Zeynep.
Cüneyd konuşmadı. Çorbayı birkaç kez karıştırdı. Zeynep de o esnada onu dikkatle izliyordu.
"E hadi Zeynep, otur bakalım." dedi Cüneyd ocağın altını kapatırken.
Zeynep Cüneyd'in isteğinin aksine mutfak dolaplarına yöneldi ve dolaptan iki kase çıkardı.
"Zeynep?" dedi Cüneyd. "Oturur musun?"
"Yardım edecektim." dedi Zeynep.
"Bugün yemek işi bende." dedi Cüneyd gülümseyerek. "Sen otur ben hallederim."
Zeynep pek razı olmasa da Cüneyd'i dinledi, masaya oturdu. Cüneyd tezgâhın üzerindeki iki kaseye yavaşça çorbaları doldurdu. Ardından da aynı kaseleri masaya yerleştirdi. Ekmek ve kaşık çıkardı. Ve masaya oturdu.
Zeynep çorbanın tadına bakarken Cüneyd dikkatle kızın tepkilerini izliyor, beğenip beğenmediğini çözmeye çalışıyordu.
"Nasıl olmuş?" diye sordu Cüneyd çocuk gibi. "Beğendin mi?"
"Beğenmez olur muyum? Çok güzel olmuş, eline sağlık." dedi Zeynep. Söylediği gerçekten de doğruydu. Çok beğenmişti.
"Üzülmeyeyim diye mi böyle diyorsun?" diye sordu Cüneyd tek kaşını kaldırarak.
"Hayır, hayır. Gerçekten çok beğendim."
Cüneyd tek kaşını kaldırdı. Zeynep'in iyi kalbini bildiğinden, söylediklerinin halis olup olmadığını anlamaya çalışıyordu. Doğru olduğu kanaatine vardığında "Afiyet olsun." dedi gülümseyerek.
Ardından ise kendisi de çorbanın tadına baktı. Olmuştu, tıpkı annesinin yaptığı gibi olmuştu.
"Sen beğendin mi peki?" diye sordu Zeynep.
Cüneyd boğazındaki yumruyu yok saymaya çalışarak konuştu. "Beğendim. Tıpkı annemin yaptığı gibi olmuş.."
Zeynep dolu gözlerle Cüneyd'e baktı. Bir şey diyemedi.
Cüneyd konuyu değiştirmesi gerektiğini biliyordu. Sertçe yutkundu ve sordu. "Ee Zeynep, anlat bakalım Meryem Hanım ile neden tartıştınız?"
Zeynep bu soruyla başını eğdi. Elindeki kaşığı bıraktı. "Sen de mi kızdın bana?"
Cüneyd göz göze gelebilmek adına başını eğerek konuştu. "Hayır, senin için korktum sadece.. Çünkü kolay kolay gitmeyeceğini biliyorum."
Zeynep başını kaldırdı, gözleri dolu doluydu. Sesi titreyerek konuşmaya başladı. "Sen beni eve gönderdikten sonra.. Annemin yanına gittim. Konuştuk, kızdı bana.. Çok ağır konuştu Cüneyd, yemin ederim dayanamadım!"
"Zeynep... Ne dedi Meryem Hanım?"
Zeynep başını eğdi.
"Başını eğme." dedi Cüneyd. "Her ne yaşandıysa.. Suçlu olmadığını biliyorum Zeynep. Utanacağın bir durum yok."
"Nasıl yok?" diye sitem etti Zeynep. "Annemi üzdüm, seni üzdüm.. Hatalıyım işte."
"Zeynep..." dedi Cüneyd adeta yalvararak . "Bana artık neler yaşandığını anlatır mısın?"
"Kızarsın bana."
"Kızmam. Yemin ederim kızmayacağım."
"Söz mü?"
"Söz."
Zeynep gözlerinden yaşlar süzülürken konuşmaya başladı. "Eve gittiğimde annem duymuştu krize girdiğini.. Onun yanında mıydın, dedi. Evet, dedim anlattım üstü kapalı bir şekilde..."
Zeynep duraksadı, derin bir nefes aldı. "Çok kızdı bana.. Senin- senin bana zarar verebileceğini söyledi. Ben- ben de Cüneyd yapmaz, dedim. Vurdu bana, tokat attı.. Ben de Naim yapmaz diyordum, ama gördün bana etmediği kalmadı, dedi bana. Çok canımı yaktı Cüneyd..."
Cüneyd duyduğu her kelimede kalbinin daha fazla acıdığını hissediyordu. Onun bakmaya kıyamadığı kıza, annesi vurmuş muydu..? Nasıl bir vicdana sığardı ki bu? Hangi anne çocuğunu sırf birini sevdiği için döverdi ki?
Cüneyd bunları düşünürken, zihninde bir düşünce belirdi. 'Eğer senin kızın böyle aciz birine muhabbet duysaydı, sen ne yapardın Cüneyd?' diye sordu zihnindeki ses ona.
Hak veriyordu şimdi Meryem Hanım'a. Çünkü o da istemezdi muhtemelen. Korumak isterdi evladını.
Özellikle de o evlat, Zeynep gibi özel biri olsaydı, gayet tabii onu korumak, okutmak isterdi..
Zeynep hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladığında Cüneyd tüm bu düşüncelerinden sıyrıldı.
"Zeynep..?" dedi Cüneyd oldukça yumuşak bir sesle.
Zeynep başını kaldırdı.
"Eğer burada bir hatalı, bir günahkar var ise.. O da benim Zeynep. Suçlama kendini, lütfen.."
"Hayır!" diye çıkıştı Zeynep. "Senin suçun değil!"
"Benim suçum değilse, senin suçun hiç değil." dedi Cüneyd kaşlarını kaldırarak. "Lakin eğer kendini suçlu hissediyorsan, senin için güzel bir çözüm var aklımda."
"Neymiş o?" diye sordu Zeynep gözyaşlarını silip.
"Arayalım valideni. Konuşun, ikiniz de af dileyin birbirinizden."
"Kızmaz mı ki bana..?"
"Zeynep, Meryem Hanım senin için çok korktu. Ağlamaktan neredeyse sesi kısılmıştı validenin. Kırgınsan bile, benim hatrım için ara onu. Sesini duysun en azından."
Zeynep duraksadı. Cüneyd, Zeynep'in annesiyle konuşmaya o kadar da niyetli olmadığını fark ettiğinde konuşmaya başladı.
"Zeynep.. Hala senin için endişelenen, senin için çabalayan bir annen olduğu için çok şanslısın. Meryem Hanım senin için çok çabalıyor, tek amacı seni korumak. Bunu unutmamalısın."
Cüneyd'in lafları Zeynep'in gönlünü yumuşatmıştı. "Tamam o vakit." dedi hafifçe gülümseyerek. Cüneyd de gülümsedi ve ayağa kalktı. Çekmeceden telefonunu aldı ve Levent'i aradı.
Telefon açıldığında Cüneyd Levent ile konuşmaya başladı. "Levent Hocam, selamün aleyküm. Valide Hanım yanında mı acaba?"
Levent bir şeyler söyledi ama Zeynep o kısımları duymadı.
Cüneyd Zeynep'e gülümsedi. "Zeynep validesiyle konuşmak istiyor da. Telefonu ona verebilir misin?"
Levent birkaç şey daha söyledi ve ardından Cüneyd telefonu Zeynep'e uzattı. "Validenin tek amacı sensin. Bunu unutma tamam mı?"
Zeynep başını salladı ve telefonu eline aldı. "Anne..?"
"Zeynep.. Kara kuzum.." dedi Meryem ağlayarak. "Özür dilerim kızım, çok özür dilerim."
"Anne.. Beni korumak istiyorsun, biliyorum ama çok kırdın beni anne.." dedi Zeynep ve bakışlarını Cüneyd'e çevirdi. "Bazen benim de bir kalbim olduğunu, hislerim olduğunu unutuyorsun anne. Gönlümden geçen hislerin olması, uğruna çabaladığın şeylerden vazgeçeceğim anlamına gelmiyor."
"Kara kuzum... Ben seni anlıyorum, lakin sen de beni anla. Senin adına korkuyorum. Benim yaşadıklarımı sen yaşama istiyorum ben Zeynep." dedi Meryem. Kızı bir yerde haklıydı aslında, gençti, Cüneyd'e gönlünün düşmesi doğaldı. Lakin Meryem de kızının gönlünü kaptırıp, ileride pişman olacağı şeyler yapmasından korkmaktaydı.
"Anne..." dedi Zeynep bakışları hala Cüneyd'de iken. "Ben sen değilim, Cüneyd de babam değil. Güven bana.. Seni asla yüzüstü bırakmayacağım."
Meryem birkaç saniye duraksadı. "Güveniyorum sana Zeynep'im..."
İkili arasında birkaç saniye sessizlik oldu. Ardından Meryem, "Kızım, Cüneyd Efendi rica etmiş Levent Bey'den. Senin bu akşam için orada kalman adına."
Zeynep şaşkınlıkla Cüneyd'e baktı. Ne zaman istemişti ki bunu..?
Meryem konuşmaya devam etti. "Bu akşam kalabilirsin orada. Ama yarın yanıma gel, olur mu?"
"Tamam anne." dedi Zeynep. "Allah'a emanet ol."
"Sen de kara kuzum.."
Zeynep telefonu kapattı ve onu izleyen Cüneyd'e baktı. "Ne zaman burada kalmam için izin istedin?"
Cüneyd gülümsedi. "Sen banyodayken. Şu anda eve gitmenin ikiniz için de iyi olmayacağını düşündüm. Yanlış mı düşünmüşüm?"
"Çok iyi düşünmüşsün." dedi Zeynep gülümseyerek. "İkimizin de biraz uzak kalması hayırlı olacaktır."
Cüneyd ayağa kalktı. Tezgaha yöneldi ve poşet bitki çaylarını eline alıp Zeynep'e gösterdi. "Bitki çayı içersin değil mi?"
"Ben yapardım, zahmet etme sen." dedi Zeynep.
Cüneyd tek kaşını kaldırdı. "Kaç defa daha bugün işler bende demem lazım?"
Zeynep hafifçe güldü. "Yaparsan alışırım ama."
"Alış.." dedi Cüneyd sıcak bir şekilde gülümseyerek. "Alışmanda hiçbir sakınca yok lakin tüm bu mevzular aramızda kalacak. Sonra amcamın diline düşeriz, 'Koskoca Mürşid yemek mi yaparmış yav?' der."
Zeynep kıkırdadı. Cüneyd de ona bakarak güldü.
Cüneyd kaynayan suyu iki kupaya koyup bitki çaylarını hazırladığında, "Hadi, salona gidelim." dedi.
Zeynep ayağa kalktı ve Cüneyd'in peşinden salona ilerledi. Cüneyd kupayı Zeynep'e uzattı ve ikili beraber koltuğa oturdular.
Bir süre sessizlik oldu. Zeynep sessizliği bozdu ve aklını kurcalayan o soruyu sordu. "Babanla konuştun mu?"
Cüneyd elindeki kupayı sehpaya bıraktı. Derin bir nefes aldı. "Kısa konuştuk. Tamamiyle yüzleşmedim daha onunla."
"Ne dedi peki sana?"
"Amcanı suçlama, dedi. Bendim, dedi. O- o gün orada o vardı... Koruyamadı annemi."
"Vardı derken?" diye sordu Zeynep. "Sen hatırladın mı? Yoksa sadece babanın lafına mı itimat ediyorsun?"
"Hatırladım.." dedi Cüneyd fısıldayarak. "O oradaydı. Yalvardı anneme. Gülayşe'm dedi, yapma dedi. Annem dinlemedi." Sertçe yutkundu. Gömleğinin bir düğmesini açtı. "Atladı o surlardan.. Bıraktı beni gitti."
"Cüneyd..." dedi Zeynep yumuşak bir sesle. "Annenin ruh halinin nasıl olduğunu hiçbirimiz bilmiyoruz... Oradan- oradan atlarken ne düşünüyordu bilmiyoruz."
Cüneyd sakalını sıvazladı ve başını salladı.
"Annenin başına gelen.. Onu tedavi ettirmedikleri için oldu Cüneyd. Tedavi ettirselerdi, şimdi her şey bambaşka olabilirdi."
"Haklısın." dedi Cüneyd. "Ben de böyle düşünüyorum. Lakin, içine doğduğumuz dünya için.. Bunlar çok zor şeyler Zeynep. Onlar için çok zor."
"Yine de bu durum, yaşananları haklı çıkarmaz." dedi Zeynep. "Mesela Sadi Hüdayi Efendi de bu dünyaya doğdu. Lakin o sana olan sevgisinden dolayı bu cesareti gösterdi, senin için.. Ama baban bunu yapmamış ya da yapamamış.."
