Yorumlarınızı merakla bekliyorum. İyi okumalar ♡
"Levent amca!" dedi Zeynep bakışlarını yerde baygın yatan Cüneyd'den ayırmayarak. "İyi- iyi olacak mı o? Bu seferki farklıydı, hiç- hiç iyi görünmüyordu."
Hala surların tepesindeydiler. Cüneyd babasını gördüğünde bayılmıştı.
"Zeynep sakin ol." dedi Levent hıçkıra hıçkıra ağlayan genç kıza bakarak. "Cüneyd'in yaşadığı bir tür şok. Olmasını beklediğim bir şey yani. Korkacağın bir durum yok ortada."
Fanilerin arasında yayılan dedikodudan durumu öğrenen Bahadır ve Arif, telaşla yanlarına gelmişlerdi.
Levent, Arif ve Bahadır'ın Cüneyd'i kaldırmalarına yardım etmiş, Cüneyd'i o ayılmadan dergaha götürmeleri konusunda onları tembihlemişti.
Onlar Cüneyd'i götürürken, Levent Zeynep'in omzunu sıvazladı. "Korkma."
Zeynep burukça gülümsedi. "Elimde değil ki.."
Zeynep, Levent Amcası'nın onun hislerini anladığını biliyordu. Bu yüzden korktuğunu ona belli edebilmişti. Levent, annesinin aksine onu yargılamıyordu.
Hepsi -Sadi Hüdayi, Cüneyd'in babası, Levent, Zeynep- Cüneyd'in peşinden dergâha doğru yürümeye başladılar. Surlar dergah ile yakındı.
Hala paniğini üstünden atamamış olan Sadi Hüdayi, Cüneyd'in babasına şok içinde bakmaktaydı. "Vahid Ağabey.." dedi Sadi Hüdayi. Demek Vahid idi adamın adı.
"Sadi, kardeşim." dedi Vahid gülümseyerek.
Zeynep bu adamı sevmemişti. Senelerdir görmediği oğlu gözlerinin önünde bayılmıştı ama Vahid oğlunu pek de umursamıyor gibiydi. Doğru ya, Cüneyd'i umursuyor olsa zaten hiç terk etmezdi onu.
"Vahid Ağabey, sen bunca zaman sonra.. Ne oldu da geri geldin yahu?" diye sordu Sadi Hüdayi.
Vahid'in gözlerinden tuhaf bir bakış geçti. Korkmuştu Zeynep, normal değildi bu adam, bir şeyler gizliyordu sanki...
"Oğlum mürşid olmuş Sadi." dedi Vahid. "Gelip onun rızasını almak istedim. Eteğine yüz sürüp
helallik alacağım aslanımdan."
Zeynep normalde asla yapmayacağı bir şeyi yaptı ve Vahid'e ters ters bakarak iğneleyici bir sesle konuştu. "Bir oğlunuz olduğu bunca zaman sonra mı geldi aklınıza Vahid Efendi?"
Levent Zeynep'i uyarma amacıyla dürttü ama bu Zeynep'in pek de umrunda değildi.
Vahid güldü. "Gelin hanım da pek koruyor beyini."
Zeynep, Vahid'e ters ters bakmaya devam etti. Sadi Hüdayi konuyu değiştirmesi gerektiğini fark ederek topu Levent'e attı. "Vahid Ağabey, bu Levent Hoca. Cüneyd'imin doktoru. Çok emeği var üzerinde."
Zeynep, Sadi Hüdayi'nin bu cümlesi üzerine Vahid'in vereceği cevabı dikkatle dinlemeye başladı.
"Memnun oldum Hocam." dedi Vahid.
Levent konuşmadı. Hafifçe bir baş selamı vermekle yetindi.
Zeynep'in zihninde bir şeyler yerine oturuyordu şimdi. Cüneyd'i sevmiyordu babası. Evladını seven hiçbir baba, yıllar sonra ilk kez gördüğü oğlunun psikiyatristi ile tanıştığında sadece memnun olmakta yetinmezdi. Evladının durumu ile ilgili bir şeyler sorması da gerekmez miydi..? Özellikle de oğlu gözlerinin önünde bayılmışken.
"Eee gelin hanım.." dedi Vahid bir anda Zeynep'e dönerek. "Elimi öpmeyecek misin?" Yolun ortasında durdu ve elini Zeynep'e uzattı.
Zeynep bunu beklemediği birkaç saniye duraksadı, öylece Vahid'e baktı. Ardından kendini toparladı ama Vahid'in elini öpmedi. Elini kalbine koydu ve hafifçe eğilerek adama selam verdi. Tıpkı Cüneyd'in yaptığı gibi yapmıştı.
Vahid'in bakışlarından tekrar o tuhaf ifade geçti. Zeynep korkmuştu. Gerçekten bu adamda yanlış bir şeyler vardı.
Kalbindeki korkuyu şimdilik yok saydı Zeynep. Ve konuşmadan yürümeye devam etti. Gözünden durmadan yaşlar akıyor, Cüneyd için duyduğu korku geçmiyordu.
Dakikalarca yürümenin ardından dergâha gelmişlerdi. Arif ve Bahadır Cüneyd'i dergahtaki odasına getirmiş, hâlâ baygın haldeki genç adamı yatırmışlardı.
Cüneyd öylece uyurken, yanıbaşında oturan Zeynep sessizce ağlıyor, Levent ise yaşananları ve gerçekleri için düşünüyordu.
Bu sessizlikte dakikalar geçti. Dakikalar sonra Cüneyd, yavaşça gözlerini araladı ve hafifçe doğruldu.
"Cüneyd!" dedi Zeynep oturduğu yerden kalkıp Cüneyd'in baş ucuna çökerken.
"Zeynep?" diye mırıldandı Cüneyd. Karşısında gördüğü kişinin Zeynep olduguna inanamamıştı bir an. Genç kızın yanı başında beklemesine şaşırmıştı. Dürüst olmak gerekirse o, Zeynep'in bu günden sonra kendisine güvenemeyeceğini düşünmüştü. Kim amcasını öldürmeye çalışan bir adama güvenebilirdi ki?
"Benim Cüneyd." dedi Zeynep Cüneyd'in şaşkınlığını fark ederek.
Cüneyd birkaç kez gözlerini kırptı. Yıllar sonra babasını görmek, özellikle de her şeyi hatırladıktan sonra, onu çok yormuştu. Dağılmış görünüyordu. "Rüya mıydı?"
"Hayır Cüneyd." dedi Levent. "Baban gerçekten geldi." Ardından elindeki ilaç şişesini açtı Levent. İçinden bir hap aldı ve Cüneyd'e uzattı.
"İstemez." dedi Cüneyd elini havaya kaldırarak.
"İçmen lazım Cüneyd." diye diretti Levent.
"İstemez dediysem istemez Levent Hoca." dedi Cüneyd ve eliyle sakalını sıvazladı. "Niye geldigini söyledi mi size?"
"Söyledi. Oğlumdan helallik isteyeceğim, ona biat edeceğim dedi."
Cüneyd derin bir nefes verdi. Anlam veremiyordu. Bunca zaman sonra sırf helallik istemek, ona biat etmek için gelmiş olamazdı.
Cüneyd bakışlarını Zeynep'in yüzüne çevirdi. Ağlamış mıydı o? Güzel gözleri kızarmış, yanakları ise hala ıslaktı. Az önce nasıl fark etmemişti ki bunu?
"Levent hocam." dedi Cüneyd usulca. "Bize biraz müsaade eder misiniz?"
Levent Zeynep'e döndü. Zeynep başını sallayıp onay verdiğinde ise odadan çıktı.
Cüneyd oturduğu yerde kenara kaydı ve Zeynep'e gelmesi için işaret etti. Zeynep gelip yanına, daha doğrusu koltuğun tamamen diğer ucuna, oturduğunda ise "Ağladın mı sen?" diye sordu.
Zeynep başını diğer yöne çevirdi. Cüneyd sağ elini havaya kaldırdı, kızın gözyaşlarını silmek istedi. Yapamazdı ama.. Çünkü Cüneyd sevdiği kıza dokunmaktan bile aciz biriydi. Bunun farkındalığıyla elini yumruk yaptı ve indirdi.
Lakin Zeynep, Cüneyd'in bu iç çatışmasını fark bile etmemişti.
Zeynep gözyaşlarını elinin tersiyle sildi. "Özür dilerim Cüneyd Efendi."
Cüneyd tekrar bir nefes verdi. Tekrar Cüneyd Efendi olmuştu demek. Boşanma isteğinin Zeynep'i bu kadar kırdığını fark etmemişti.
"Asıl özür dilemesi gereken benim." dedi Cüneyd başını Zeynep'e doğru hafifçe eğerek.
Zeynep Cüneyd'e döndü, kaşlarını hafifçe havaya kaldırdı. "Neden?" diye mırıldandı.
"Üzdüm seni." dedi Cüneyd gönlündeki suçluluk duygusunu bastırmaya çalışırken. "Korkuttum seni. Özür dilerim."
"Senden dolayı korkmadım ki ben." dedi Zeynep tamamen Cüneyd'e dönerek. "Senin için korktum Cüneyd."
Cüneyd gülümsedi, Zeynep'in ona tekrar Cüneyd diye seslenmesi hoşuna gitmişti.
Birkaç saniye boyu öylece sessiz kaldılar. Sonrasında Zeynep çekinerek konuştu. "Cüneyd?"
"Efendim Zeynep." dedi Cüneyd. Kızın sesindeki çekingenliği fark etmişti.
"Ben bir şeyi merak ettim. Lakin sana sorarsam üzülürsün diye korkuyorum."
"Sen sor Zeynep. Üzülsem de mühim değil."
"Mühim-" dedi Zeynep lakin Cüneyd elini havaya kaldırınca sustu. Birkaç saniye Cüneyd'in gözlerine baktı. "Soruyorum o vakit."
"Sor." dedi Cüneyd. Az çok tahmin ediyordu zaten Zeynep'in soracaklarını.
"Annen, Gülayşe... Nasıl- nasıl vefat etti Cüneyd?" Zeynep'in sorarken sesi titremişti. Gülayşe'yi hiç görmemiş, hiç tanımamış olmasına rağmen, genç yaşında göçüp giden kadına çok üzülüyordu.
Cüneyd derin bir nefes aldı. "Hakikati bildiğimden şüpheliyim. Daha doğrusu bildiğimin hakikat olup olmadığından emin değilim."
"Nasıl yani..?"
"Şöyle.." dedi Cüneyd sesinin titrememesi için oldukça çaba göstererek. "Zihnim bana o günü unutturmaya çalışıyor. Ve yavaş yavaş bazı parçalar beliriyor zihnimde..."
"O zaman söylediklerin.." dedi Zeynep dolan gözlerini Cüneyd'e dikerek.
Cüneyd başını salladı. Dile getirmek istemiyordu.
"Ben..." dedi Zeynep sesi titreyerek. "Umarım hatırladığın şey doğru değildir.."
Cüneyd buruk bir şekilde Zeynep'e baktı. "Keşke.. Lakin görünen o ki doğru, çünkü amcam inkâr etmedi."
Cüneyd başını eğdi. Ağlamak istiyordu ama ağlayıp Zeynep'i üzmek istemiyordu. Eliyle ağzını kapattı, tıpkı bir çocuk gibi. Ağlamamak için kendini oldukça zorluyordu.
"Cüneyd..." dedi Zeynep oldukça yumuşak bir sesle. "Ağlamak istiyorsan çekinme. İnsanız neticede duygularımız var."
"Ben-" diyebildi Cüneyd sadece. Ardından ise hıçkırıklara boğuldu ve ağlamaya başladı. Suçlu bir çocuk gibi eliyle yüzünü kapatmıştı.
Öyle bir acıyla ağlıyordu ki Cüneyd, Zeynep'in gönlü paramparça olmuştu. Cüneyd'i teselli etmek, ona sarılmak geçiyordu gönlünden lakin yapamayacağını biliyordu.
Zeynep, Cüneyd'in hıçkırıkları odada yankılanırken kendisinin ne zaman ağlamaya başladığını fark etmemişti. Lakin dakikalar öncesinde olduğu gibi, Cüneyd onun ağladığını fark etmişti.
Cüneyd birkaç saniye için başını kaldırmış ve tam o esnada Zeynep'in gözlerinden süzülen yaşları görmüştü.
"Zeynep?" diye mırıldandı Cüneyd. "Ağlama lütfen.. Zaten canım acıyor, bir de sen acıtma."
Zeynep beklemediği bu cümleyle birkaç saniye Cüneyd'e baktı. Gözlerini Cüneyd'den ayırmadan gözyaşlarını sildi. "Tamam. Ağlamayacağım."
Cüneyd de aynı şekilde gözleri Zeynep'in gözlerindeyken, kendi gözyaşlarını sildi.
Cüneyd artık toparlanması ve babası ile konuşması gerektiğinin bilinciyle konuştu. "Zeynep.. Bana biraz müsaade eder misin? Babamla, konuşmak için."
"Tabii.." dedi Zeynep. Ayağa kalktı ve Cüneyd'e bakarak gülümsedi. "Daha fazla üzülme olur mu?"
Cüneyd de gülümsedi. "Siz öyle diyorsanız öyle olsun Zeynep hanım."
Zeynep içindeki kelebek hissini bastırmaya çalışırken kapıya doğru yürüdü. Tam çıkacaktı ki, duraksadı ve Cüneyd'e döndü."Ben burada bekleyeyim mi?" diye sordu çekinerek. "Dergâhta yani."
"Bahadır'a söyle eve götürsün seni. Tek gitme." dedi Cüneyd. "Meryem hanım merak eder seni. Sonra yanına uğramaya çalışacağım ben."
Zeynep gülümsedi. Ve Cüneyd'e son bir kez bakıp odadan çıktı.
Zeynep odadan çıktığı an tam karşısında duran Vahid ile karşılaştı. Vahid ona aynı ürkütücülükle bakıyordu.
"Oğlum nasıl gelin hanım?" diye sordu Vahid samimiyetsizce gülümseyerek.
"Kendiniz sorarsınız Vahid Efendi. Sizinle konuşmak istiyor Cüneyd Efendi." dedi Zeynep ve Vahid'in cevap vermesini beklemeden dergâhtan çıktı.
Vahid ise Zeynep gözden kaybolana kadar bakışlarını onun üzerinden çekmedi. Ardından ise yüzüne takındığı sahte gülümsemeyle oğlunun odasına girdi.