İçeriğe geç

Münzevi | CünZey

Bölüm 1 · 6 dk okuma

Münzevi | CünZey

Bölüm 1

1. hatırlamak.

Merhaba!

Bu kitapta Kızıl Goncalar'ın 18. bölümünün sonudan itibaren dizide yaşananları olmasını istediğim şekilde değiştirerek yazacağım.

Bu kitabı, normalde Wattpad'e yayınlıyordum. Fakat son yaşananlardan sonra buraya gelmiş bulunuyorum 💙

Umarım beğenirsiniz ♡

"Ben Naim'den olma, Meryem'den doğma Zeynep." dedi Zeynep Cüneyd'e bakarak. Derin bir nefes aldı. "Sen... Gülayşe'den doğma Cüneyd Efendi."

Cümlesini devam ettiremedi Zeynep. Bakışları üzgün gibiydi ama pek de emin olamamıştı Cüneyd. Zeynep konuşurken gözlerini Cüneyd'den bir an bile ayırmamıştı. Onu kırmamaya çalışıyordu. Gerçekten de evliya gibi bir kızdı.

Ama sanki Zeynep'in de gönlü razı değildi her şeyi bitirmeye. Cüneyd bitirememişti, gönlüne karşı gelememişti. Bu yüzden de Zeynep'in kararına bırakmıştı geleceklerini.

İçten içe kızın onu boşamamasını istiyordu Cüneyd. Lakin Zeynep'in gönlünden geçenin ne olduğunu bilmiyordu.

Genç kıza söylediği her cümlenin kendisine farklı şekillerde dönüyor oluşu, Cüneyd'in Zeynep'in kendisiyle aynı hisleri paylaşmadığını düşünmesine sebep oluyordu.

Hakikat, demişti Cüneyd. Bahsettiği hakikat, Zeynep'e duyduğu hislerdi. Hisleri yüzünden Zeynep'i boşayamıyordu. Gönlü razı gelmemişti.

Ama Zeynep onun bu lafına karşılık, 'üzüldün mü, üzüldüysen hakikati değiştirelim' demişti.

Cüneyd'in gönlünde bir şeyleri parçalamıştı sanki bu sözleri. Konuşuyor ama sanki birbirlerini tam manasıyla anlayamıyorlardı.

Cüneyd elindeki tespihi hızlı hızlı çekerken Zeynep tekrar konuşmaya başladı. "Seni..."

Cüneyd nefeslerinin hızlandığını hissediyordu. Kötü hissediyordu. Çok kötü hissediyordu şu anda. Kalbindeki tek duygu, terk edilmekti.

Yine terk ediliyordu işte.

Elinde tuttuğunu bile bir an için unuttuğu tespihi tuttu ve kopardı. Elinden kayan tespihin boncukları art arda annesinin kabrine dökülürken, tüm bu yaşanan Cüneyd'in zihninde bazı şeyleri açığa kavuşturmuştu.

Yine o surların üzerindeydi Küçük Cüneyd. Ama bu sefer, annesiyle yalnız değildi.

Amcası da oradaydı.

Cüneyd annesinden birkaç adım ötede duruyor ve korkuyla annesine bakıyordu.

Sadi Hüdayi, Gülayşe'yi kollarından tutmaya çalışıyordu. Gülayşe ise onun elinden kurtulmak için çırpınıyor.

Gülayşe surların tam ucunda duruyor. Bir rüzgar esse düşecek sanki.

"ANNE!" diye bağırıyor Küçük Cüneyd korkuyla. "ANNE! Korkuyorum.."

Gülayşe son bir kez oğluna bakıyor, Sadi Hüdayi'yi itmeye çalışırken "Cüneyd..." diye fısıldıyor.

Cüneyd amcasına bakıyor korkuyla. İçinden geçen birçok söz olsa da sanki dili tutulmuş gibiydi. Hiçbir şey söyleyemiyordu.

Annesini amcasından korumak istiyordu, onu kurtarmak istiyordu. Ama korkuyordu Küçük Cüneyd.

Ve bir anda.. Zaman Cüneyd için yavaşlıyor. Amcasının elleri, biricik annesini aşağı itiyor.. Ve surlardan aşağı düşüyor Gülayşe...

"ANNEE!"

Düşmüştü Gülayşe, Hakk'a kavuşmuştu Gülayşe, ölmüştü Gülayşe.. Hem de çok sevdiği oğlunda kocaman bir yara açarak...

"Amca..." diye fısıldadı yetişkin Cüneyd. "Amca yapma..."

"Cüneyd Efendi?" dedi Zeynep Cüneyd'e bakarak. "Cüneyd Efendi? İyi misin?"

Cüneyd annesinin kabrine bakıyordu hala. Transa girmiş gibi fısıldadı. "Amca yapma.. Anne- anne gitme.."

"Cüneyd- Efendi! Duyuyor musun beni!" dedi Zeynep sesi titreyerek. "İyi misin?"

Cüneyd başını bir anda kaldırdı ve Zeynep'e baktı. Belli belirsiz bir şeyler mırıldandı. Zeynep onun söylediklerinden sadece anne ve amca sözcüklerini seçebilmişti. Ardından Cüneyd koşarak oradan uzaklaştı.

"BAHADIR! SADİ HÜDAYİ EFENDİ! YARDIM EDİN!" diye bağırdı Zeynep. Korkuyla etrafına bakındı. Kimse gelmiyordu...

Yapmaması gereken belki de tek şeyi yapmaya karar verdi. Ne kadar korkuyor olsa da Cüneyd'in peşinden koşmaya başladı. "CÜNEYD EFENDİ! DUR!"

Gözlerinden süzülen yaşları umursamadan Cüneyd'in peşinden koşuyordu Zeynep. Cüneyd onu duymuyordu, duysa arkasını döner onu dinlerdi çünkü.

Cüneyd koşarak dergahtan çıktı. Zeynep de peşinden. Zeynep durmadan ona sesleniyordu ama nafile. Cüneyd hâlâ duymuyordu onu.

"CÜNEYD- CÜNEYD EFENDİ DUR! YALVARIRIM DUR!"

Cüneyd durmadı. Koşmaya devam etti. Birkaç dakika böyle devam eden kovalamaca sonrası surlara gelmişlerdi.

Cüneyd surların en tepesine çıkarken transta gibiydi. Şimdi koşmuyordu aksine oldukça yavaş yürüyordu. Ama acı çektiği her halinden belliydi.

Zeynep korkuyor olsa da Cüneyd'in peşinden surlara çıktı. En tepeye çıktığında Cüneyd'e baktı. Tam ucunda duruyordu surların. Rüzgar esse düşecekti sanki aşağı.

"Cüneyd?" dedi Zeynep sesi titreyerek. Birkaç adım gerisinde duruyordu Cüneyd'in. "Cüneyd... Gidelim, lütfen.."

Cüneyd'den ses gelmedi. Ellerini arkasında kavuşturmuş, hala yoldan geçen arabalara bakıyordu.

"Cüneyd?" dedi Zeynep en sonunda ağlamaya başlayarak.

Korkuyordu Zeynep. Cüneyd'in zihninden geçenlerin ne olabileceği korkutuyordu onu. 'Amca yapma.' demişti Cüneyd.

Amcası ne yapmış olabilirdi ki..?

"Cüneyd.. Gerçekten korkuyorum..." dedi Zeynep.

Cüneyd bir anda boğulduğu düşüncelerden ayrıldı ve Zeynep'e döndü. Yüzüne bakmadı, başını yere eğdi. Bakışları acı doluydu. Onu böyle görünce Zeynep'in gönlünde bir şeyler kopmuştu sanki.

"Git buradan Zeynep Hanım." dedi tekrar önüne dönerek. Onunla göz göze gelmekten kaçınıyordu.

"Cüneyd.." dedi Zeynep aşağıdan hızla geçen arabalara bakarak. "Korkuyorum. Allah rızası için gel, gidelim.. Evimize gidelim.."

Cüneyd sözlerini yineledi. "Git buradan Zeynep Hanım. Birazdan daha çok korkacaksın yoksa."

"Sen? Sen korkmayacak mısın C-"

Zeynep'in sözlerini Sadi Hüdayi Efendi'nin sesi kesmişti. "CÜNEYD! CÜNEYD'İM! DUR OĞLUM! CÜNEYD'İM YAPMA!" diyerek Cüneyd'e koştu Sadi Hüdayi.

Cüneyd, Sadi Hüdayi Efendi'ye döndü yavaşça. Bakışları acı dolu değildi şimdi, öfke doluydu. Onun kendisine her daim yumuşak bakan gözlerine alışkın olan Zeynep, bu bakışlardan korkmuş ve Cüneyd'den birkaç adım daha uzaklaşmıştı.

"HER ŞEYİ HATIRLIYORUM EFENDİ!" diye haykırdı Cüneyd amcasına doğru bir adım atarak.

Sadi Hüdayi korkuyla Cüneyd'e baktı. Öğrenmişti sonunda demek.. "Cüneyd'im, Allah rızası için gel buraya-"

"SEN ALLAH'I ANMAYACAKSIN EFENDİ! SEN CANA KIYDIN!" dedi Cüneyd işaret parmağını amcasına doğrultarak.

"Yav yeğenim, Allah rızası için gel! Her şeyi anlatacağım sana.."

"SEN BENİM ANNEME KIYDIN SADİ HÜDAYİ EFENDİ!" dedi Cüneyd öfkeyle amcasını yakasından tutarak.

"CÜNEYD'İM DUR!" dedi Sadi Hüdayi korkuyla.

Cüneyd amcasını gömleğinden tutup onu surlardan aşağıya doğru eğdi. "BEN DE SANA KIYAYIM MI ŞİMDİ EFENDİ?"

Zeynep korkuyla Cüneyd'e baktı. Sadi Hüdayi Efendi mi öldürmüştü Gülayşe'yi?.. Ama Gülayşe'nin hastalıktan öldüğünü sanıyordu o. Yalan mıydı hepsi?

"Cüneyd'im... Sen mürşid'sin yeğenim. Sana günah yakışmaz, sana cana kıymak yakışmaz.." diye yeğenine yalvardı Sadi Hüdayi.

"SANA YAKIŞTI MI EFENDİ? SANA YAKIŞTI MI BENİM ANNEME KIYMAK?" diye bağırdı Cüneyd tüm şiddetiyle.

"CÜNEYD DUR!" diyerek Levent geldi yanlarına. Haberi nereden almıştı ki bu kadar çabuk?

Bakışlarını Zeynep'e çeviren Levent, genç kızın neden burada olduğunu anlayamamış ve onun adına korkmuştu.

"SEN KARIŞMA DOKTOR!" diye çıkıştı Cüneyd.

"Kendini bir döngüye sokacaksın Cüneyd! Böyle olmaz!" diye bağırdı Levent.

"Bu kısasa kısastır Levent Hoca! O benim anneme kıydı! Ben de ona kıyacağım!" dedi Cüneyd öfkeyle amcasını biraz daha aşağı eğerek.

Zeynep hepsinden sadece birkaç adım ötede duruyor, gözlerinden yaşlar süzülürken, tüm bu olanları korkuyla izliyordu. Cüneyd'in amcasına kıymasından korkuyor ama onu engellemek adına hiçbir şey yapamıyordu.

"Cüneyd yapma!" diye bağırdı Levent tekrardan. "Yapma Cüneyd!"

Zeynep de konuşmak, Cüneyd'i durdurmak istedi. Ama yapamadı. Ters bir laf edip Cüneyd'in yanlış yapmasına sebep olmaktan korkuyordu içten içe.

Çünkü Zeynep çok iyi biliyordu Cüneyd'in ruh halini. En ufak bir söz bile, Cüneyd'in ömrü boyunca kurtulamayacağı bir vicdan azabına yol açabilirdi.

O esnada bir adam geldi surların tepesine. Zeynep tanımıyordu adamı. Ama gelen bu adam, Sadi Hüdayi Efendi'ye oldukça benziyordu.

"Oğlum..." dedi adam tok sesiyle. Herkesin bakışları ona dönmüştü. Cüneyd de dahil. "Yapma aslanım. Yapma Cüneyd'im..."

Cüneyd şok olmuş şekilde karşısındaki adama baktı. O muydu gerçekten? Babası bunca yıl sonra geri mi gelmişti?

"Baba?" dedi Cüneyd titreyen sesiyle. Tek kaşını havaya kaldırmış, yaşananları anlamaya çalışıyordu. Birkaç adım geriye geldi ve amcasını bıraktı Cüneyd.

Zaten kötü durumda olan Cüneyd, şimdi çok daha kötüydü. Elleri hatta tüm vücudu titriyordu. Zorlanarak babasına doğru bir adım attı. "Baba... Sen misin gerçekten?"

"Benim oğlum. Benim Cüneyd'im." dedi adam Cüneyd'e bakıp gülümseyerek.

Cüneyd yaşlarla dolu olan gözlerini babasına dikti. Ona doğru bir adım daha attı. Bir şey söylemek için ağzını açtı. Ama hemen geri kapattı.

Gözlerinin kapandığını hissederken geriye doğru sendeledi Cüneyd. Levent, onun halinden bayıl

acağını anlamış ve gence doğru yürümeye başlamıştı.

Cüneyd'in gözleri yavaşça kapanıp, bedeni geriye doğru düşerken Levent son anda Cüneyd'i tuttu.

"Cüneyd!"

Bölüm sonu

2 yorum