İçeriğe geç

MÜHÜRLENMİŞ RUHLAR VARİSİ - KARANLIĞIN TAHTI

Bölüm 22 · 2 dk okuma

MÜHÜRLENMİŞ RUHLAR VARİSİ - KARANLIĞIN TAHTI

Bölüm 22

Bölüm 17.

Bay Morgan’ın odasının kapısı ağır bir sesle kapandı. İçerideki hava, koridordakinden bile daha baskıcıydı. Kalın perdeler ışığı neredeyse tamamen kesmişti. Odanın ortasında duran büyük masa, sanki bir sınır çizgisi gibiydi; bu çizgiyi geçen herkes hesap vermek zorundaydı. Jack sandalyelerden birine çöker gibi oturdu. Omuzları düşüktü, yüzü solgundu. Dudakları titriyor, nefes alışları düzensizleşiyordu. Dorion ise ayakta kaldı. Sırtı dikti, bakışları odada geziniyor ama hiçbir şeye gerçekten odaklanmıyordu. Sanki burası onun için yeni değildi. Sanki bu tür odalara alışkındı. Bay Morgan masasının arkasına geçti. Ellerini masaya koydu, parmakları yavaşça yüzeyde dolaştı. Sessizlik yine çöktü. Bu kez daha keskin, daha tehditkârdı. “Sebebini istiyorum,” dedi sakin ama sert bir sesle. “Ve yalan istemiyorum.” Jack konuşmak için ağzını açtı ama kelimeler çıkmadı. Bakışları yere kaydı. Dorion’un gözleri bir anlığına ona döndü. O bakış, Jack’in suskunluğunu daha da ağırlaştırdı. “Ben başladım,” dedi Dorion sonunda. Sesi beklenmedik şekilde sakindi. “Ama sebepsiz değildi.” Bay Morgan kaşlarını hafifçe kaldırdı. “Devam et.” Dorion gözlerini pencereden içeri sızan solgun ışığa çevirdi. Dudak kenarında hâlâ kurumuş kan vardı. Konuşurken yüzünde en ufak bir pişmanlık izi yoktu. “Bazı sınırlar vardır,” dedi. “Geçildiği anda sonuçları olur.” Jack başını hızla kaldırdı. “Yalan söylüyor!” diye patladı. “Ben hiçbir şey yapmadım!” O an odadaki hava değişti. Dorion’un bakışları Jack’e döndü. Soğuk, sabit ve tehlikeli. Konuşmadı ama o bakış, kelimelerden daha ağırdı. Jack’in sesi yarıda kesildi. Sanki boğazına görünmez bir el uzanmıştı. Bay Morgan masaya hafifçe vurdu. “Yeter.” Sonra bana döndü. İlk kez varlığımı gerçekten fark etmiş gibiydi. “Sen,” dedi. “Koridorda ne gördün?” Bir an duraksadım. Gördüklerimi anlatmak kolaydı ama hissettirdiklerini kelimelere dökmek değildi. Yine de konuşmaya başladım. Kavgayı, kalabalığı, Dorion’un durdurulamaz öfkesini anlattım. Ama bir şeyi söylemedim. Dövüşten çok, Dorion’un durduğu anı. Tek bir isimle nasıl durduğunu. Bay Morgan başını yavaşça salladı. “Anlıyorum.” Dorion’un dudaklarında belirsiz bir kıpırtı oldu. Gülümseme değildi. Daha çok, alışılmış bir sonu kabullenme ifadesiydi. “Bu iş burada bitmedi,” dedi Bay Morgan. “Ama şimdilik odalarınıza dönüyorsunuz. Dorion, sen benimle kal.” Jack ayağa kalktı. Bana kısa bir bakış attı. İçinde korku vardı. Kapıdan çıkarken omuzları daha da çökmüştü. Oda sessizleşti. Dorion hâlâ ayaktaydı. Bay Morgan ona baktı, sonra bana. “Sen de gidebilirsin,” dedi. Kapıya yöneldim ama tam çıkarken Dorion’un sesi arkamdan geldi. Alçak, net ve ürkütücüydü. “Beni izlerken,” dedi, “ne gördüğünü sanıyorsun?” Duraksadım. Arkamı dönmedim. “Bilmiyorum,” dedim. “Ama normal biri olmadığını gördüm.” Kısa bir sessizlik oldu. Ardından hafif bir nefes sesi. Gülme miydi, yoksa sadece soluk mu, ayırt edemedim. Kapıyı kapattığımda içimde tek bir düşünce vardı: Bu akademide herkes bir şey saklıyordu. Ama Dorion Thorn, saklamıyordu. O, saklanan şeyin kendisiydi.

Bölüm sonu

8 yorum