İçeriğe geç

MÜHÜRLENMİŞ RUHLAR VARİSİ - KARANLIĞIN TAHTI

Bölüm 13 · 2 dk okuma

MÜHÜRLENMİŞ RUHLAR VARİSİ - KARANLIĞIN TAHTI

Bölüm 13

Bölüm 8.

Gece, Alienmera Akademisi’nin taş duvarlarının üzerine ağır ağır çökmüştü. Ay ışığı yüksek pencerelerden içeri süzülüyor, koridorlara soluk çizgiler bırakıyordu. Yatakhane her zamankinden daha sessizdi; sanki akademi nefesini tutmuş, uyuyan öğrencilerle birlikte derin bir uykuya dalmıştı. Yatağımda sırtüstü uzanıyordum. Tavanı izliyor, gün içinde olanları tekrar tekrar düşünüyordum. Alienmera Akademisi’ne kabul edilmiştim. Bu düşünce hâlâ yabancıydı ama içimde küçük, bastırmaya çalıştığım bir sevinç vardı. Yıllardır ilk kez, önümde gerçekten açılan bir yol varmış gibi hissediyordum. Tam gözlerim kapanmak üzereyken… bir ses duydum. Net değildi. Bir fısıltı mıydı, yoksa rüzgâr mı, anlayamadım. Ama içimde güçlü bir his uyandı. Bu ses bana ait değildi ve rastgele de değildi. Yavaşça doğruldum. Kalbim biraz daha hızlı atıyordu. Yatakhane kapısına baktım. Herkes uyuyordu. Sessizce yataktan kalktım, ayaklarımı yere bastığımda soğuğu hissettim. Kapıyı araladım. Koridor karanlıktı ama ürkütücü değildi. Mumlar sönüktü, yalnızca ay ışığı taş zeminde yol gösteriyordu. Bir şey beni ileri çağırıyordu. Nereden geldiğini bilmiyordum ama nereye gittiğini hissediyordum. Adımlarım beni kütüphaneye götürdü. Kapı yarı açıktı. İçeri girdiğimde, mumlar birer birer yanmaya başladı. Raflar arasında yumuşak bir ışık dolaşıyor, kitapların gölgeleri duvarlara vuruyordu. Ve sonra… onu gördüm. Rafların arasında duran kız bembeyazdı. Elbisesi, saçları, teni… Ay ışığıyla neredeyse aynı renkteydi. Bedeni vardı ama aynı zamanda yok gibiydi. Sanki bu dünyaya ait değildi. Kaşlarım istemsizce yukarı kalktı. “Sen?” dedim. Sesim düşündüğümden daha sakindi. Kız bana döndü. Yüzünde şaşkınlık yoktu. Aksine, sanki beni bekliyordu. “Beni görebildiğini biliyordum,” dedi. Bir adım attı ama ayak sesi duymadım. Kalbim hızlandı ama geri çekilmedim. “Sen bir öğrenci misin?” diye sordum. Başını yavaşça salladı. “Hayır,” dedi. “Ben bir öğrenci değilim.” Bir an durdu. Sonra kelimeyi fısıldadı: “Bir ruhum.” Sözleri kütüphanenin içine yayıldı. Havanın ağırlaştığını hissettim ama üşümedim. Garip bir şekilde, korkudan çok merak vardı içimde. “Bu akademiye bağlıyım,” diye devam etti. “Ve seni bu yüzden çağırdım.” Yutkundum. “Neden ben?” dedim. Bakışları derinleşti. Gözleri insan gözleri gibi değildi; sanki geçmişi ve geleceği aynı anda görüyordu. “Çünkü herkes beni hissedemez,” dedi. “Ve herkes gerçeği taşıyamaz.” Mum alevleri titredi. Raflardaki kitaplar hafifçe sallandı. “Alienmera sandığın kadar masum değil,” dedi daha alçak bir sesle. “Ve Dreapspire Krallığı… hâlâ izliyor.” İçimde açıklayamadığım bir sıkıntı büyüdü. “Beni daha sonra tekrar bulacaksın, Eurora İsoline,” dedi. “O zaman her şeyi anlatacağım.” Adımı bilmesi artık beni şaşırtmıyordu. Bir anlık bir sessizlik oldu. Mumlar birer birer söndü. Kızın silueti solmaya başladı. “Unutma,” dedi fısıltıyla, “Beni gördüğünü kimse bilmemeli.” Ve yok oldu. Kütüphanede yalnız kaldım. Raflar eski hâline dönmüş, karanlık tekrar yerini almıştı. Sanki hiçbir şey olmamış gibiydi. Ama ben artık eskisi gibi değildim. Çünkü Alienmera’da… yalnız olmadığımı anlamıştım.

Bölüm sonu

21 yorum