İçeriğe geç

Mühür

Bölüm 8 · 7 dk okuma

Mühür

Bölüm 8

8. Buluşma

Boris beni kendi odamın camının hemen altında bırakmış ve ben saraya girene kadar da arkamdan izlemişti. Odama çıktığımda camdan ona bakmıştım fakat o çoktan gitmişti. Biraz ötede ise hızla uzaklaşan simsiyah tüylere sahip kurdu gördüm. Boris'i...

Vakit kaybetmemek adına hemen dolabının yanına geçip üstüme uygun kıyafeti seçmek için ellerimi yumuşak kumaşları sahip elbiselerimin üzerinden geçirdim.

Sonunda beyaz, üstünde yarısı yukarı ve yarısı aşağı doğru uzanan tüyleri vardı fakat bu rahatsız etmiyordu. Aksine yumuşak olduğu için oldukça rahattı . Belimde ise iki veya üç parmağım kalınlığında beyaz bir kemeri vardı. Kalçamın biraz altında kısa bir elbiseydi. Beyazı severdim.

Ayağıma da beyaz bilekten bağlamalı bir topuklu ayakkabı giydikten sonra makyaj masama oturdum ve takımlarıma göz gezdirdim. Kulağıma altın renginde çiçekli bir küpe ve boynuma da aynısının kolyesini taktım. Sıra saçıma gelince kısa bir an açık mı kalsa yoksa toplasam mı diye düşündüm. Dahasında ise ikisini de yapmaya karar vererek yarım toplayarak üstünü kelebekler takı ile süsledim .

(((Kıyafet, saç, kolye, küpe)))

Elime allığımı alıp yanaklarıma ne çok fazla ne de çok az olacak şekilde sürdüm. Rimeli ve koyu pembe rujumu da sürdükten sonra artık hazırdım.

Bir saniye! Boris bana saat ile ilgili hiçbir şey söylememişti ki! Ben ne zaman geleceğini nereden bilecektim ki?!

"Ah, gerçekten mi Tiana ya! Niye saat istemiyorsun ki adamdan?" Diyerek yanağımı elime yasladım. Derin bir iç çektim be sinirimi dışa yansıttım.

"Nereden biliyim ben bu adamın ne zaman geleceğini? Hayır yani o niye saat vermiyor? Akşammış! Ne zaman akşam?" Makyaj masamın sandalyesinde oturuyor elim yanağımda söyleniyordum. Saate bakmak için masada duran telefonumun ekranını açtım. Saat 17.50 olmuştu. Saat ne kadar çabuk geçmişti böyle? Boris ile kaç saat geçirmiştim? Ah Tanrım, çok güzeldi...

Aynadan kendime bakmak için başımı kaldırıp saçımı düzeltirken görmeyi asla beklemediğim bir şey gördüm. Camın pervazına sırtını dayamış oturan bir Boris. Gözlerim fal taşı gibi açılarak baktığında hızla arkamı döndüm. Fakat orada değildi.

"Rüya mı görüyorum acaba? Ne zaman uyudum ki ben şimdi?" Diyerek önüme dönerken onu koltukta otururken gördüm.

"Merak etme, uykuda değilsin ." Diyerek ayaklandı. Yanıma yaklaştığında ben de ayağa kalktım. Gözleriyle beni sanki çıplakmışım gibi süzdükten sonra dudaklarının kenarı kıvrıldı.

"Güzel olmuşsun."

"Teşekkür ederim. Sende çok yakışıklı olmuşsun. " düşüncelerimi söylerken pek utanan bir yapıya sahip değildim. Öyle ki beni daha utangaç olarak düşündüğü için bu dediklerime şaşırmıştı. Onun üstünde de kolları kıvrılmış, ilk iki düğmesi açılmış siyah bir gömlek ile yine aynı şekilde siyah bir pantolon vardı. Saçları yine dağınıktı fakat bu haliyle bile özenle yapılmış gibilerdi.

"Hazırsan gidelim mi?" Elini bana doğru uzatmış teklifini kabul etmemi bekliyordu.

"Olur," diyerek elimi onun büyük eline bıraktım. Benim elim çok küçük veya çok büyük değildi tam ortasıydı fakat onun elinde çok küçük kalıyordu. Sanırım bu da kurtlara özel bir şeydi fakat bence iyi bir şeydi bu. Öyle bakmayın, nedenini şuan söylemeyeceğim. Ama çok ısrar ettiniz şimdi. Olsun, daha sonra açuklarım nedenini.

Ben kapıya yöneldiğimde onun da elinden çekiyordum ki çekemedim. O beni çekti. Ne olduğunu soracağım sırada o bana cevap verdi.

"Kapının önünde üç kişi var sence ben buradan çıkarsam soru sormayacaklar mı?" Çok mantıklıydı. Ama tek bir sorun vardı nereden çıkacaktık.

"O zaman nereden çıkacağız?" Dediğimde sırıttı ve boştaki eliyle arkasındaki camı gösterdi.

"Hadi," diyerek beni o tarafa doğru çekti ardından da elimi bırakıp direkt aşağı atladı. Cama yaklaşıp aşağı baktığımda ayakta olduğunu ve bana baktığını gördüm.

"Atla, tutarım seni." Bu sefer sırıtma sırası bendeydi. Kanatlarımı kapattığım için görmemişti ve haliyle unutmuştu. Kafamı iki yana salladım ve geri çekildim. İçeri girerken en son onun anlamaz bakışlar attığını görmüştüm. Kanatlarımı açtığımda onların siyah ve gri ile çevrelenmiş beyaz renkte olduklarını gördüm.

Siyah renk olan, üstünde altın süslemeleri olan çantamın içine telefonumu, rujumu ve peri tozumu koyup aşağı atladım. Boris ileri doğru anladığımdan dolayı kanatlarımı görmüş ve rahatlamıştı. Yavaşça süzülerek aşağı indiğimde gülümsedi. Öyle bir gülümsedi ki içim ısındı. Ne? Neler diyorum ben? Bu kadar kolay teslim olamazdım! Ayrıca onu sevmiyordum bile.

Aynen, hı hı.

Ne diyorsun sen be! Sustuk küçük şeytan!

Beni düşüncelerimden ayıran şey ise yumuşak bir şeyin bana değmesiydi. Boris ben bir şeyler düşünürken çoktan kurt formuna girmişti bile. Ağzında tuttuğu çantayla birlikte bir ayağını bükerek eğildi ve üstüne çıkmamı bekledi. Binmeden önce çantayı almak için yüzüne doğru yaklaştım ama o bunu yanlış anlamış olacak ki kaşları çatıldı. Elimi ağzına uzattığımda ne olduğunu anlayarak çantayı elime bıraktı. İstem dışı ona gülümsedim ve üstüne kanatlarımı hafifçe çırparak çıktım.

Ben çıkar çıkmaz hızla ileri atılarak koşmaya başladı. Öylesine hızlı gidiyorduk ki bir an kanatlarımı kullanmadan uçtuğumu düşünmüştüm. Sonunda ağaçların arasında küçük bir eve gelmiştik. Önünde ortalamanın üstünde bir bütüklükte göl ve boş bir alan vardı.

Boris durdu ve inmem için eğileceği sırada,

"Eğilmene gerek yok," diyordum ki çoktan nazikçe eğilmiş, inmemiş bekliyordu. İnip ona bakmak için arkamı döndüğümde onun da zaten bana baktığını gördüm. Öyle derin bakıyordu ki... Onun büyüsüne her ne kadar kapılmak istemesem de bu durum her geçen dakika daha da zorlaşıyordu. Hızla yutkunup önüme döndüm ve ellerimle ilgilenmeye başladım. Aslında umurumda değillerdi şuan ama Boris'in bunu bilmesine gerek yoktu. Arkamdan uzaklaştığını hissettiğimde kaşlarım çatıldı. Birkaç kırılma sesi geldiğinde ise dönüştüğünü anladım.

"Ben varken senin hiçbir şey yapmana gerek yok. " Dedi ve elimi nazikçe tutarak beni göle doğru yöneltti. "Neden buraya geldik?" Soruma yanıt vermesini bekledim ama vermedi. Göle geldiğimizde iç çekti. "Burası," Gözleri sudan ayrılmıyordu, elimi tutarak beni kendi önüne çekti ve sırtımı kendi göğüsüne yasladı. "Seni ilk gördüğüm yer." Dedi.

Ne?

"Anlamadım. Ben buraya ilk defa seninle geldim. " Beni nasil görmüş olabilirdi ki? Elleri belime sarıldı ve kafasını boynuma yaklaştırdı. "Sen," dedi mayışmış sesiyle. "Benim mühürlümsün. " mühür mü? Ben cevap vermeyince açıklamaya başladı.

"Mühür kurtlar arasında gerçekleşen bir bağdır fakat bazı durumlarda bu mühür farklı türler arasında da gerçekleşir. Nadir olsa da bu durum olasıdır." Benden bir tepki bekliyor olmalıydı ki gölden benim gözlerime bakıyordu. Tepkisizliğimi koruyordum fakat aklımın içerisinde çok fazla soru vardı.

"Mühür olduktan sonra ne oluyor? " dedikten sonra aklıma dank etti. Ya beni sadece mühür için kullanıyorsa? "Boris, neden benimle ilgileniyorsun?" Diyerek kollarindan kurtulup ona döndüm. "Sadece bu mühür yüzünden öyle değil mi?"

Elleri ile omuzlarımdan tuttu ve sakinlesmemi sağlayan kalın ses tonu ile konusmaya başladı. "Mühür sadece güç bağı değildir. Mühürlenen iki kisi gelecekte mutlaka birbirine aşık olur ve ömürlerinin sonuna kadar beraber olurlar." Dedi ve benden bir cevap bekledi. Sessiz kaldiginda ise konuşmaya devam etti. "Mühür sadece eşlestigi kişinin yanında güçlü olmanı sağlamaz, aynı zamanda gelecek için bir hızlandırmadır." Kafasını hafif eğerek bana yaklaştı, sakinleştiğimden emin olmak istiyordu.

"Tamam..." tek kelime.

"Tiana," dedikten sonra durdu. Kolumdan hafifçe tutup beni bir anda arkasına aldı. "Ne oldu?" Dedim ama sonuna doğru sesim kısıldı çünkü Boris'in havayı kokladığını görmeyi beklemiyordum. Acaba burada olmaması gereken birileri mi vardı? Boris'in vücudu kasıldı. Elimi kaldırıp omzuna yakın bir yere dokunduğumda daha da kasıldı ama sonrasında yumuşadı.

O kadar kasla nasıl yumuşayacaksa artık.

Her şeye karışmasana sen.

Ay tamam be. Gıcık.

Ne dedin sen?

Hiiiç.

İyi.

"Ne oldu?" Korkmuyordum. Kendimi savunabilirdim. Ayrıca zaten Boris buradayken buna bile gerek kalmazdı. Derken zihnimde onun sesi yankılandı.

"Gölge varisi burada. Arkamdan çıkma. "

Tabii ki onu dinlemeyecektim. Görüş alanımıza Matteo girdiğinde gözlerim onunkilerle buluştu.

"Selamlar, Prens Boris ve güzeller güzeli Prenses Tiana. " Dedi gereğinden rahat bir tavırla.

"Ne işin var burada?" Boris'in sert sesi kulaklarımı doldururken özgüvenine bir kez daha hayran kaldım. Burada birden fazla gölge vardı. Fakat o her zamanki gibi cesur ve güçlüydü.

"Çok ayıp, Boris efendi." Dedi gerinerek. Ardından bana doğru adımladı fakat bir yerden sonra durdu ve bana 'korkuyor musun' bakışı attı. Boris'in arkasından çıktığımda öne doğru bir adım attım. Matteo'nun dudakları kıvrıldı.

"Prenses Tiana'yı görmeye geldim. Madem sen onu görebiliyorsun, ben de görebilirim."

Dedi ve elini bana doğru uzattı. Boris sinirle elini tutup çevirdiğinde Matteo'nun eli buhar oldu ve duruşunu düzelttiğinde geri geldi. Tamam, bu oldukça havalıydı.

"Ona dokunamazsın. Göremezsin. " Dedi gür sesiyle ve öyle ki ben bile titremiştim onun karşısında.

"Sen öyle sanmaya devam et, kıskanç köpekçik." Diyerek ortadan kayboldu.

Boris iç çekerek bana döndü ve kızgın bakışları altında ezildim.

"Sana arkamda durmanı söylemiştim!" Kaşları çatıktı aynı şekilde benim de ama onun kadar değil. "Sözümün dışına çıkılmasından hoşlanmam küçük peri. Fazlasına da katlanamam. Pek sabırlı biri de değilimdir o yüzden sözümden çıkma!" Diyerek beni azarladı. O kimdi ki beni azarlıyordu?

"Ben senin kuklan değilim! Sesine ve tavırlarına dikkat et!" Diye gürlediğimde benden bu çıkışı tahmin ediyormuş gibi kafasını salladı. "Seninle çok işimiz var. Yaramaz kız!" Diyerek evin içine doğru yürümeye başladı. Beni böyle bırakamazdı!

"Ben mi yaramazım? Hah! O zaman sende kontrol manyağı bir kurtsun!" Bir an yavaşlamıştı ki ardından hemen devam etti yoluna. Ben ise öylece gölün kenarında kalmıştım.

-----

Bölüm sonuu.

Nasıldı? Beğendiniz mi? Oylamayı unutmayııınn.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.