İçeriğe geç

Mühür

Bölüm 6 · 8 dk okuma

Mühür

Bölüm 6

6. Dalgınlık

Bu bakışları tanıyordum ama... Nereden? Daha önce sadece namını duyduğum adamı nasıl tanıyabilirdim ki. Luna koluma dokunduğunda sırtımdan vücuduma doğru yayılan ürpertiyi belli etmemeye çalışarak bakışlarımı ondan ayırıp Luna'ya döndüm.

"İyi misin? " Sessizce sorduğu soruya gözlerimi kullanarak cevapladım. 'iyiyim. '

Pek inanmışa benzemiyordu ama inanması için uğraşcak bi' kişiliğe sahip değildim ne yazık ki.

Luna gözlerini kısarak bana baktığında, göz kırptım ve bir kaç dakikadır oynadığım yemeğime çatalımı batırıp ağzıma attım.

Hakkını vermem gerekiyordu, tadı mükemmeldi.

---

Yemek bitmiş masa toplanmıştı. Artık yemek yediğimiz masalar prada yoktu, salonun ortasında kocaman bir boşluk vardı. Artık herkes yemek yediği için mayışmış, sakinleşmişti. Salondaki uğultu ve müzik, Jackson konuşmaya başladığında kesilmişti. Salonda bulunan herkes hilal halini almış Jackson'u dinlemek için hazırdı.

Elindeki şarap dolu kadehini göstererek "Bu kadeh ile beraber, eski yaşanmışlıklarımızı bir kenara atıp yeni dostluklar kuralım. Bu akşam bütün düşmablıklarımızı dostluklara çevirelim." demesiyle Elindeki kadehi havaya doğru kaldırıp bizim de kaldırmamızı bekledi. Kimse ilk adımı atmıyordu. Herkes suspus olmuş birbirine bakıyordu. Bir kaç saniye sessizlik oluştuktan sonra üzerimde 1 çift göz hissettim. Hayır bu Luna ya da Vanessa değildi.

Boris...

Gözlerimi ona çevirip çevirmemek arasında kalmıştım fakat sonunda nereden geldiğini asla anlamadığım bir istekle bakışlarımı bir anda ona çevirdim. Bakışlarımız orta yolda kesiştiğinde gülümsemesini saklama gereği duymadan gözlerimin içine bakarak gülümsedi.

Dona kalmış gibiydim, afallamıştım. Bir kaç saniyenin sonunda gözlerini benden çekip önüne döndü ve ileri doğru büyük bir adım atıp kadehini kaldırdı. Kaşlarım belli belirsiz bir şekilde havalandığında gözlerimi bir kaç dakikadır ondan çekmediğimi fark ettim. Bunu yapmasıyla bütün salon pek de kısa sayılmayan bi' şok geçirdi.

Gözlerimi andan direkt çekmiş etrafıma bakıyodum. Başka biri kadehini kaldırdı mı diye.

İçimdeki Tiana beni adeta dürtüyordu. -kışkırtıyordu-

Kaldır la sende!

Kendime engel olamadan ben de kadehimi havaya kaldırdım ve onun gözlerinin içine baktım. Sanki bunu yapacağımı biliyormuş gibi sırıttı. Dudaklarının kenarları yukarı doğru havalanırken artık gözlerimin onu terk etmesi gerektiğini fark ederek bakışlarımı Jackson'a çevirdim. O da en az bu salondaki herkes kadar şaşkındı.

E tabiki yani bende kendimden beklemezdim. Hepsi benim sayemde!

Ben kaldırdığımda Vanessa da kadehini havaya dikti ve bana bakarak gülümsedi. Daha çok bilmiş bir ifadeyle beni izliyordu. Tanrım bu kız neden bu kadar zekiydi.

Artık yavaş yavaş herkes kadehini kaldırıyordu. Üstümdeki gözlerin sayısı bu zaman diliminde arttıkça artıyordu fakat ben hiç oralı olmuyordum.

---

Yorulmuştum, hemde çok. Bütün gece o kadar yorulmuştum ki...

Vanessa sağ, Luna sol yanımdaydı. Onların da en az benim kadar sıkıldığının ve yorulduğunun farkındaydım fakat elimden bir şey gelmiyordu.

Salondaki bir kaç çift müziğin açılmasıyla dans etmeye başlarken Vanessa ve Luna da kendilerince dans ediyorlardı. Herkes bu kadar mutluyken kimsenin dikkatini çekmezdim bu yüzden çantamı ve telefonumu alıp ışıklarla süslenmiş bahçeye çıktım.Bahçenin sol köşesinde oldukça büyük bir ağaç vardı.

Adımlarımı oraya yönelttim va ağacın eski salıncağına oturdum. İki tarafından ip geçirilmiş eski küçük bir tahta parçasıydı fakat beni taşıyabilirdi. Meclisteki bireyler bana göre daha uzun oldukları için salıncağa oturduğumda ayaklarım terden kesilmişti. Sallanmamı sağlayan tek etken ise rüzgarın hafif dansıydı.

Kafamda o kadar çok şey vardı ki... Gelecekte neler olacağı hakkında çünkü bu günden itibaren hiçbir şeyin aynı olmayacağını bugün buradaki herkes biliyordur...

Üstümde bir çift göz hissetmemle kaşlarım çatıldı ve etrafıma hızlıca bir göz gezdirdim. En sonunda ise gözlerim büyük bir ağacın yanında duran buz mavisi gözlerle buluştu.

Çatılı olan kaşlarım eski haline dönmek için yeltendiğinde onlara izin vermeyip daha da çattım.

"Biraz dalgın gibisiniz prenses."

Boris... Kalın ses tonuyla konuştuğunda bir anda kendime geldim. Ağır adımlarla yaklaştığında iri vücudu ve tanrıları kıskandıracak yüzü göz önüne seriliyordu.

"Cevap vermeyecek misiniz?"

Tek kaşını hafifçe yukarı kaldırarak soru sorduğunda durdu. Aramızda 2 veya 3 adım vardı.

"Bir şey düşünüyordum."

Dediğimde salıncaktan ayağa kalktım. Ayaktayken zaten başımı kaldırarak bakıyordum yüzüne. Bir de ben otururken iyice uzun gözüküyordu. Anne ve babasının boyu kaçtı acaba?

Bana doğru bir adım daha attı ve kafasını hafifçe sol omzuna yatırdı. Aklını kurcalayan bir şey varmış gibi görünüyordu. Beni pek ilgilendirmezdi ama yine de sordum.

"Kafanız karışmış gibi. İyi olduğunuzdan emin misiniz?"

Son sorumdan sonra başını geri kaldırdı ve dudaklarının bir kenarı kıvrıldı.

"Endişelendiniz sanki? Ama merak ettiyseniz söyleyeyim, benim aklım karışmaz Prenses."

Ukala.

Gözlerimi kıstım ve ben de ona doğru bir adım attım. Artık aramızda 1,5 adım falan kalmıştı.

"Nezaketen sorduğum bir soruydu prens. Ayrıca endişelenmem için size karşı duygu beslemem gerekir. Sizce de öyle değil mi?"

Tövbe tövbe. Yahu benim sesim ne zamandan beri böyle çıkıyor? Romantik dizilerdeki sexi kadının sesi gibi çıktı. Aman be! Bu arada hayır, romantik dizi veya film izlemiyorum.

Boris burnundan güldü ve boylarımızı az da olsa eşitlemek için hafifçe eğildi. Artık aramizda çok az bir mesafe vardı.

"Yani bana karşı hiçbir duygu beslemiyorsunuz, öyle mi?" kafamı evet anlamında aşağı yukarı salladığımda konuştu.

"Oysa çoktan bazı şeyler hissetmeye başlamadınız mı ki?"

Söylediği şeyle bozguna uğradım. O, nasıl?...

Benden bağımsız bir şekilde kaşlarım çatıldığında direkt olarak gözlerine bakıyordum. Kendi yansımamı gözlerinde gördüğümde bakışlarımın konuşmanın başına göre oldukça soğuk baktığının farkına vardım.

"Bana öyle bakmayın prenses. Gerçekler değil mi bu? Neden böyle bir tepki verdiniz? Yoksa bunu görebileceğimin farkında değil miydiniz?"

"Size karşı bir şey hissettiğimden bahsetmedim fakat şuandan itibaren size karşı daha temkinli hareket edeceğimden emin olabilirsiniz. Prens Boris."

Boris doğrulduğunda yüzünde eğlenir bir ifade gördüm. Dudaklarının iki kenarı yuları doğru kıvrıldığında;

"Zaten herkese karşı öyle hareket etmiyor musunuz?" Alayla konuştuğunda küçük bir adım geriledim ve kendimden emin bir ses tonuyla "Evet, belirli kişiler haricinde."

Cümlemi bitirdiğimde bir adım ileri attı. Benim açtığım mesafeyi kapattı ve artık eskisinden daha yakındık.

"O halde 'o belirli' kişilerden olmak isterim."

İtirafı üzerine afallasamda yüzümdeki ifadeyi gram bozmadığıma emindim.

"O halde," Dedim onun gibi. "Bunun için çok çalışmalısınız."

Eğer Vanessa, Luna, kral veya kraliçe burada olsaydı, çenemi kaldırıp dik bir duruş sergileyerek kurduğum cümleyle gurur duyardı. Bunu düşünerek gülümsedim.

Gözlerine o kadar çok odaklanmıştım ki ben daha neler olduğunu anlayamadan bir anda sağ kolunu belime sarıp burunlarımızın arasına 1 santimlik bir boşluk bıraktı.

"Hey, elinize kolunuza sahip çıkın Prens Boris. Ne yaptığınızın farkında bile değilsiniz." sesim ne fazla sert ne fazla yumuşaktı. Pek istediğim gibi değildi ama idare de ederdi.

"Ne yaptığımın gayet farkındayım Prenses Tiana."

Gözleri anlık olarak aşağı kaydığında kaşlarım havalandı. Tanrım, bu adamın derdi neydi böyle?

Tam ağzımı açıp bir şey söyleyecekken duymayı beklediğim son kişinin sesini duydum.

"Vay vay Prens Boris ve Prenses Tiana. Bu ne hoş bi' karşılaşma. "

Gölge varisi. Matteo Far. İğneyelici sesi kulaklarımı acıtırken Boris'i göğüsünden iterek kendimden uzaklaştırdım. İzin vermeseydi muhtemelen onu itemezdim ama şuan konumuz bu değil.

"Sizin için de aynı şeyi söylemek isterdim fakat ne yazık ki söyleyemicem." Boris sahte bir gülümsemeyle söylediği şey Matteo'nun alaycı sırıtışını söndürememişti ama bence içten içe sinirlenmişti.

"Tiana?"

Luna'nın sesini duymamla başımı oraya çevirdim. Vanessa arkada Luna ise önde bize geliyorlardı. Ardından Boris'e baktım. Muhtemelen onların geleceğini hissetmiş bu yüzden de oraya bakma gereksiniminde bulunmamıştı. Hala Matteo'ya bakıyordu. Çene kaslarını sıkmamış olmasına rağmen keskinlerdi.

Matteo ise bir kaç saniye kimin geldiğine baktıktan sonra geri bize döndü ve gözlerini kısarak Boris'e anlamı olan -şahsen- bakışlar atıp gitti.

Boris bir süre Matteo'nun gidişini izledi. En sonunda derin bi' iç çekip bana döndü. Gözlerime öyle bi' baktı ki kendimi çıplak gibi hissettim.

Luna ve Vanessa biraz uzakta olduğu için gelmeleri uzun sürmüştü ama şükürler olsun ki gelmişlerdi. Yoksa kavga çıkabilirdi. Ama her şey bir yana, bu kadar da yavaş yürünmez ki canım.

Onlar geldiğinde Boris son bir kez bana baktı ve Vanessa ile Luna'ya baş selamı verdi. Boris sağ yanımdan ayrılırken, sol elini belimin sol tarafından sağ tarafına doğru sürtüp göz kırptı.

Gözlerim kocaman olurken ağzım da kontrolüm dışında açıldı.

YAHU BU ADAMIN BENİMLE DERDİ NE

En sonunda giderken kalbimi de alıp gidicek!

Gözlerim diğerlerine değdiğinde Vanessa'nın kıs kıs güldüğünü, Luna'nın ise hala şoktan çıkamamış olduğu için donup kaldığını gördüm.

"Luna." dedim ciddi çıkmasını beklediğim ama çıkmadığı ses tonumla. "Ağzını kapat sinek kaçacak."

Dedim ama demez olaydım.

"Aaaa!!" Luna... Sağır oldum be güzelim. "Sen ve Varis Boris berabe-"

"Hayır! Değiliz." Sinirli çıkan sesim sonradan yumuşamıştı. Ne olduğunu anlamış değildim ama bu günlük bu kadar şey yeterli olduğu için sorgulamadım. Zira eğer sorgularsam, işin içinden çıkamazdım.

Derin bir iç çektim. Nasıl da hemen sıvışıp gitmişti öyle?

"Şimdi elime düştün buzlar kraliçesii. " Vanessa bana sinsi bir bakış attı ve hemen sonrasında da büyük bir kahkaha patlattı.

"Kız Luna," gülmekten konuşamıyor garibim. "Bizim buzlar kraliçesi, sular kraliçesi oluyor ya." Vee tekrar bir kahkaha.

Vanessa bana baktı ve "Çaktın mı?" Göz kırptı , cümlesinin devamını getirmesine gerek yoktu. Anlamıştım ama hevesini kırmak istemediğim için sustum.

"Hani buzlar eriyor ya. E sende eridim az önce." Tekrar göz kırptı ama yüzünü değişik hallere sokarak. Sabır... "Kısaca artık Buzlar Kraliçesi, Sular Kraliçesine döndü." Tekrar büyük bir kahkaha ama bu sefer Luna da gülüyordu.

Bence bunlar beni ellerine düşürmek için yıllardır bekliyor ha.

"Komik mi?" ifadesiz bir yüzle sorduğum soruya karşılık bekledim. Cevabın gelmesi de uzun sürmedi zaten.

"Evet. " Luna bi kere de beni bozma ya.

Gülme komşuna gelir başına. Sen Luna'yla hep dalga geçiyordun. Ne oldu? Hah!

Bir sen eksiktin zaten tam oldu!

Ay eksikliğim her yerde hissediliyor değil mi? Kıyamam çok özlemişsindir sen şimdi beni.

Ya ya tabi. O kadar özledim ki, özlemimden kahroluyorum.

E tabi canım biliyorum. Muah.

Of of. Bir de bu çıktı başımıza.

-----

Küçük tiana yı beğendiniz mi???

🫶🏻🫶🏻🫶🏻

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.