Yoldaydık ve Luna yerinde duramıyordu. Balo gibi kutlamaları severdi bunu gardiyanlar bile bilirdi ama bu gün anormal derecede heyecanlıydı sanki.
Luna ve Vanessa Karşımdaki açık kırmızı koltuklarda oturuyordu. İkisi de aralarındaki altın kaplamalı küçük kolluğa tek kolunu koymuştu. Ben de Luna'nın hemen karşısında bacağımı diğer bacağımın üstüne atmış ve hafifçe sola dönüp sağ omzumu kapıya yaslamıştım.
"Of şimdi orada kimler vardır kimler..."
Luna içi geçmiş bir şekilde cümle kurunca düşündüğü şeyleri az çok tahmin edip Vanessa ile aynı anda kahkaha attık. Yine yakışıklı erkekleri düşünüyordu. Vanessa bana bi bakış attı ve Luna'ya dönüp "Böyle kaslı, güçlü, yakışıklı.... Bir sürü erkek vardır. " ballandıra ballandıra söylediği cümleyle Luna yüzünü buruşturdu. "Yaa yapma ama bunu bana!" Diye söylenirken Vanessa'yla tekrar göz göze gelip güldük.
"Anca gülün zaten! Günün birinde aşık olursanız bende size gülücem. Özellikle sen Vanessa! "
"Şansına küs Van. Ben paçayı kurtardım." bile diyemeden Luna dizime hiçbirimizin beklemediği bir anda vurdu.
"Ah! "
"Paçayı falan kurtarmadın. Hala başın benimle çok büyük belada!"
Luna bunu söylerken Vanessa bana arkadan 'noldu? Kal geldi bi' dermiş gibi baktı. İçimden bir 'of' geçirdim ve yüzüme samimi olmayan tebessümümü taktım.
"Sadece bekleyin siz." Luna bunu söylerken yavaşça arkasına yaslandı ve kollarını göğüsünde bağladı.
---
"AMAN TANRIM!" Luna'nın bir anda cama adeta yapışmasıyla irkildik ve bağırışıyla da yüzümüzü olabildiğince çok daha fazla buruşturduk.
"Tiana, Tiana, Tiana! Sen de görüyorsun gördüğümü değil mi?!" Çok hızlı konuştuğu ve heyecanını azaltamadığı için bıyık altından güldüm. Eh madem o kadar heyecanlı -ki ben de öyleyim- bize de ayak uydurmak düşer. En azından içeri girene kadar
"Görüyorum, görüyorum! Çok güzel. "
"Aman canım siz de hiç baloya katılmamış gibi davranıyorsunuz. Hah" Vanessa araya böyle bi' cümleyle katılınca bu sefer Luna da ben de kendimizi tutamadık ve katıla katıla gülmeye başladık. Biz güldüğümüzde de Vanessa gülmeye başladı. Ben onlara onlar bana baktıkça daha da gülüyorduk. Buranın havası çarptı sanırım. Ne oluyordu ki bize? Her neyse, kimin umurunda.
Senin olmadığı kesin!
Ben de diyorum küçük Tiana nerelerde kaldı(!) Her şeye ot olmasa olmaz zaten.
Aa sanane ya istediğim gibi ot olurum ben!
Ben sana ot olmayı göstericem de işte iç sesimsin o yüzden bir şey yapamıyorum.
Böyle kalırsın işte!
Sabır...
Araba durunca birbirimize anlamaz gözlerle baktık. Daha içeri girmemiştik ki, bahçedeydik. Özenle şekillendirilmiş ağaçların aralarındaki yollardan geçiyorduk ve etrafımızda bir sürü ışıklandırmalar, kurdelelerle süslemeler...
Gerçekten çok güzeldi, hakkını vermeliydim.
Vanessa'nın kapısı açılınca üçümüz de yabancı gardiyan baktık. Çatık kaşlarımla karşılaştığında kaşları havalandı ve boğazını temizledi.
"Malesef buradan sonrasına yürüyerek gitmeniz gerekecek."
Vanessa "Nedenini merak ediyorum?" hayır bu bir soru değildi, emirdi. Gardiyan "Bunun nedenini biz de bilmiyoruz fakat muhtemelen davetiyesi olmayan birinin içeri girebilme olasılığının sıfır olabilmesi içindir."
Gardiyan gerekirdi ve bize ünebilmemiz için yolu açtı ayrıca elini de destek amaçlı olarak uzattı. Luna ve Vanessa gardiyanın elini tutarak indiğinde ben onun yüzüne bile bakmadan kapının kulbuna tutunup indim.
Şu ana kadar çocuklar ve Lunalar hariç kimsenin elini tutmamıştım. Her şey bir yana halkımız haricinde başka insanlara karşı da mesafeliydim. Bu şımarıklık değildi, bu saygın biri olabilmek için vermem gereken izlenimin ilk adımlarıydı. Sonuç olarak ben perilerin varisiydim. Güçlü olduğumu gizliden kanıtlamaya çalışıyordum çünkü eğer yapmazsam ilerideki zamanlarda herhangi bir konuda tartışma çıktığında kimse benim sözümü, kurallarımı dinlemezdi.
--
Balo salonuna girdiğimiz andan itibaren üçümüz de salonun güzelline kapılmıştık. Küçük bir an da olsa ağzım 1-2 santim açılmıştı fakat ne yaptığımın farkında vardığım an ağzımı kapatıp sırtımı dikleştirdim. Benimle beraber Vanessa da boğazını temizledi ve Luna'nın kolunu dürttü.
Luna elektrik çarpmış gibi irkilince onun şaşkınlığına kahkahalarla gülmek istemiştim. Gülememiştim. Neyse evde gülerim artık.
Salon beyaz ve altın sarısı tonlarında töşenmiş; her tarafta çiçekler, heykeller, tablolar vardı. Büyük dikdörtgen masalar yan yana, küçük yuvarlak masalar ise kenarlarda belli bir düzeni olmadan konulmuştu. Kimin nereye oturması gerektiğini masalardaki kartalardan görebiliyorduk. Fazla kalabalık olacağını düşünmemiştim fakat oldukça kalabalıktı. Belki 300 belki 400 kişiydik.
Büyük masalarda tabak çanaklar olduğu için ilk önce yuvarlak masalara doğru ilerledik.
"Buranın harika gözüktüğünü söylemiş miydim?"
"Söylemene gerek yok çünkü zaten öyle." Vanessa, Luna'ya cevap verirken bir taraftan da etrafı izliyordu. Genel olarak herkes kendi türünün yanındaydı.
Etrafa göz gezdirirken kurt ve büyücülerin birbirine iğneyelici gözlerle baktığını fark ettim. Eğer aralarından geçecek olsaydım her yerimin delik deşik olacağına neredeyse emindim. Luna da bunu fark etmiş olacak ki Vanessa'ya dönüp "Neden kurtlarla sizinkiler garip duruyor?" Diye sordu. Sorgulamadım. Bilmiyor olabilirdi.
Vanessa, Luna'nın kulağına biraz yaklaştı ve çaktırmadan eski zamanlarda aralarında geçen anlaşmazlıklardan bahsetti. Luna gözlerini büyütür gibi oldu ama sonra hemen gözlerini eski haline getirip sadece
"Tamam." diyebildi.
Vanessa kendi türüne baktıktan sonra bana döndü. "Ben bi benimkilere bakıp geliyim yoksa kargaşa çıkabilir." Dedi. Ona anladığımı göstermek için başımı hafifçe salladım. Vanessa giderken arkasından bakarken gözüm kurtların arasındaki 2 kişiye değdi. İkisi de sanki bu bakışmalar hiç yokmuş gibi duruyordu. Arkaları bize dönük olduğundan yüzlerini göremiyordum fakat ikisinin de vicutları diğer kartlardan daha iriydi ve hatta soldaki, sağdakinden de güçlü duruyordu. Varis miydi acaba? Yani, büyük ihtimalle evet.
"Ne oldu? Bi daldın?" Luna'nın alaylı bakışlarıyla karşılaştığımda onlara dans eden ayı görmüş gibi bakmaktan vazgeçtim.
"Ne alakası var canım? Yapılacak dostluk şeyini düşünüyordum ben." dediğim gibi Luna burnundan gülmüştü.
"İnanmış gibi yapmalı mıyım?"
"Evet. Yani hayır çünkü zaten öyle."
Luna daha fazla dayanamamış olacak ki başını eğdi ve elinin tersini burnuna yaslayıp güldü. Ancak bundan sonra başka bir şey de demedi. Varis seçildiğimden beri ilk defa herhangi bir şekilde kendimi ele vermiştim! Ah acaba Vanessa bana büyü falan mı yapmıştı.
Ne saçmalıyorsun yine?
Sanane ya
Ay aman sanki bir şey dedik. Bunlar gerçekler tatlım.
Midemdeki Tiana'ya içimden göz devirdim ve kendime engel olamadığım için tekrar o tarafa baktım. O sıra küçük masalardaki herkesi görecek bir hizaya orta boylu bir adam geldi. Jackson Wat, meclis başkanı.
"Herkese merhabalar, Ben Jackson wat. Bildiğiniz üzere sizlere ani bir karar sonucunda bir davetiye gönderdik. Bulunduğumuz balonun asık amacı; Krallıklar arasında olan anlaşmazlığa ve rekabete bir son getirmektir. Umuyorum ki geleceğin kral ve kraliçeleri olarak güzel bir iletişim kurabilirsiniz."
Jackson elinde tuttuğu kadehi kaldırdı ve "En kötü günlerimiz bu gün gibi olsun. Eğlencenin tadını çıkartın."
Jackson konuşmasını bitirdiğinde Luna kulağıma yaklaştı, "Şükür bitebildi. Adam ömrümden uzun konuşma yaptı, hayır yani bi de güzel olsa..." Diye söylendiğinde bıyık altından güldüm. Benim gülmemle Luna da güldü.
---
Arık yavaş yavaş ilk varisler olmak üzere yemek masalarına oturuluyordu. Bu sırada Vanessa kendi türünün yanında olması gerektiği için bizim oturacağımız yerden 4 sandalye sağdaydı.
Etrafıma dikkatlice ama küçük bir gülümsemeyle inceliyordum. Büyücüler ile zaten bir sorunumuz yoktu. Gölgeler? Pek arkadaş canlısı görünmüyorlardı. -En azından çoğu- Varislerini göremiyordum bu yüzden ön yargımı bir kenara atıp, onu gördüğümde konuşmak için konu düşünsem iyi olurdu.
Vampirler? Gölgelerden çok daha kötü. O kadar hızlı hareket ediyorlar ki, yanlış bir hareket yaptığımda... Fakat en azından düşman olmamak için küçük diyaloglara katılabilirdim.
Kurtlar? Gayet iyi bir seçimmiş gibi geliyor, dostluk ve sadık olmalarıyla bilinirler. Geçmiş yıllarda dostluk anlaşmamız varmış ama 3. kişiler yüzünden bozulmuş. İki tarafın da yanlışları olmuş. Babam bu konu hakkında konuşmaktan pek hoşlanmadığı için detaylara hakim değilim.
Ben düşüncelerimle boğuşurken, Luna "Biz de mi geçsek artık? Herkes geçiyor." ona baktığımda kolumdan hafifçe itekleyerek yürüttü beni.
Tam isabet! Kurt varisiyle karşı karşıya, Gölge varisiyle çapraz oturuyorduk. Luna da hemen yanımdaydı.
Sandalyemi çekeceğim sırada kendiliğinden çekildiğinde kaşlarımı anlık olarak çatıp etrafıma baktım. Gölge varisi kendini beğenmiş bir tavırla bana bakıyordu. Kendini havalı falan mı sanıyordu acaba? Her neyse, bozuntuya vermedim. Gülümseyip yerime oturdum.
Kısa bi' süre sonra Jackson tekrar ayağa kalkıp kısaca afiyet olsun dedi. Böylelikle de herkes yemeklerini yemeye başladı.
"Ben gölge varisi Matteo Far" elini uzatıp gülümsedi.
Bende elimi uzattım ve "Memnun oldum, bende-"
"Ah, biliyorum. Peri varisi Tiana Mist. Namınızı çok duyuyorum."
İçten olmasa bile içtenmiş gibi gözüken bir gülüş attım. Tam konuşmanın son bulduğunu düşünürken, "Güzel olduğunuzu duymuştum fakat bu kadarını gerçekten beklemiyordum."
Biraz daha bakarsa gözlerini oyacaktım ama yinede teşekkür ettim. Hareketlerimden anlamıyor muydu yemek yemek istediğimi?
"Bağlı olduğunuz biri var mı acaba?"
Oo bak sana talip çıktı. Dikkat et de baban duymasın direkt verir seni.
Sussana sen ya!
Boğazımı temizledim, "Yok, krallık için çok titizlendiğim için bir ilişki istemiyorum. İşlerimi aksatabilirim."
Sanki söylediklerim onun hoşuna gitmişcesine gülümsedi ve biraz öne eğilip, "Oysaki Kral Carl ikisini de rahatlıkla yapabileceğinizi düşünüyor. Yapamazsanız da size yardım etmek için kapım her an açık olacaktır."
Tam cevap vereceğim sırada karşımdaki adam-Kurt varisi- benim yerime konuştu.
"Birazcık bile aklınızı kullansanız şuan rahatsız edici olduğunuzun farkına varırsınız. Bu yüzden geriye çekilin ve bu güzel akşamı güzel bir şekilde kapatmayı bekleyin." Bunları söylerken bir an bile istifini bozmadı ve yemeği ile ilgilenmeyi bırakmadı.
"Sizinle konuştuğumu hatırlamıyorum sayın
Boris. Ayrıca eminim ki prenses Tiana bundan daha çok rahatsız olmuştur." iğneleyici bir sesle söylediği için yüzümü buruşturmamak için kendimi zor tutuyordum. Demek ki ismi Boris'miş
"Öyle mi?" Konuşmanın başından beri ilk defa gözlerini yemeğinden ayırmış ve bana bakmıştı. Bakmasıyla biraz afallamış olabilirdim ama dışıma yansıtmadığımın da farkındayım. Luna da bizim konuşmalarımızı dinliyordu. Neden bana yardım etmiyorduuu.
Elimi masanın altında Luna'nın bacağına getirdim ve hafifçe(!) cimcikledim.
"Aa! Aaaa tabi, tabiki de rahatsız değildir. Bu bir balo sonuçta ne kadar çok kişiyle konuşulursa o kadar eğlenceli olur." Sonra bana baktı "Değil mi?"
"Evet" kısaca cevap verip gülümsedim.
Başta benim yüzümden 'Aa' dediğini biliyordum ve bu yüzden gülmemek için kendimi de cimciklemiştim. Allah'tan Luna böyle şeyleri çok güzel bir şekilde çevirebiliyordu.
"Luna Shine ben bu arada. Çok memnun oldum." Yüzündeki sıcak ve güzel gülümsemesi o kadar samimiydi ki içimden keşke benim de böyle bir gülüşüm olsa demedim de değil yani.
Luna'nın araya girip araya su serpmesiyle Matteo sandalyesine yavaşça yaslanıp yemeği ile ilgilenmeye başladı. Onun bu hareketiyle Luna da yemeğine geri dönerken sessizce "Bana borçlusun, unutma." Dedi.
Ben de yemeğine dönecekken Boris'in hala bana baktığını gördüm. Bakışlarımız kesiştiğinde kitlenmiş gibiydim.
Buz gibi bakışları
Siyah saçları...
Umarım beğenirsiniz 🫶🏻