İçeriğe geç

Mühür

Bölüm 12 · 7 dk okuma

Mühür

Bölüm 12

12. Alfanın Mühürlüsü (1/2)

Hayatta kimin kiminiz olacağı veya kimin aslında ne olduğu, olacağı bilinmezdir. Bilinmezlikler arasında yer aldığımız yollar ve bu süreç içinde geçirdiğimiz dakikalar ile alınan kararlar yanlış ya da doğru olabilir.

Fakat eğer sonuç sizin açınızdan iyi ise, alınan yanlış kararların bir önemi kalmaz. İyi kararlar size dokunuyor ise, o kötü bir seçimdir.

Dedikleri gibi; yanlış bir seçim yapmış buşunduysam, doğrusunu tercih etmek istememişimdir. Bana öğretilen bu değildi ama ben zaten hiçbir zaman kurallara uyan birisi de olmamıştım.

Kafama buyruk olabilirdim ama asla aptal değildim.

Ben sessiz değildim, yeri geldiğinde susuyordum çünkü sarf edilen her bir kelimenin ilerde bana rest çekilebileceğini bilirdim.

Sessizlik aptallık değildi, bir erdem ve olgunluktu ama bunu göremeyenlerin hepsi birer aptaldı.

Görmek istemeyenler ise ahmaklıktan başka bir şey yapmıyordu. Hoş, düzeltmeye de gerek yoktu. Onların seçimleriydi.

Hayatım boyunca hemen hemen herkesten şüphe ettim. Annem, babam, kardeşim, ablam, muhafızlar, herkesten. Hala da ediyorum ama Boris... ondan ilk başta ettim fakat sonra...

O, benim eksik olduğum her şeydi. Mahrum bırakıldığım, eksik olduğum, istediğim ve olamadığım her şeydi. O kusursuzdu.

Belki de artık ona karşı gelmemeliydim.

Vaov, cidden Tiana itaat mı edecek? Hani şu gururlu, başına buyruk falan filan. Diri canlı Tiana mı? Vay be!

İtaat etmeyeceğim tabii ki de! Sadece her dediğini sorgulamayacağım.

İnanması güç...

Her neyse,

---

Arenadan çıktığımda karşımda Boris bütün heybetiyle karşımda duruyordu.

Onu görünce ister istemez gülümsedim. Ve benim gülümsediğimi görünce o da gülümsedi.

Aramızda sadece birkaç metre vardı ama sanki kilometreler varmış gibiydi. Ona doğru küçük adımlar atarken bir anda içimde uçuşan kelebekler dışıma firar etmek ister gibi çırpındı. Kalbim tekledi. Tanrım, üstümde yarattığı etkiye de bak!

Daha fazla ona karşı gelemeyeceğimi söylemiştim, değil mi?

Adımlarımı hızlandırdım. Bir iki saniye şaşkınlık gördüm sanki, ama bu yanılma da olabilirdi tabii.

Son iki üç metre kala ona doğru koşmaya başladım. Daha önce yapmadığım bir şey yaparak koştum ve kanatlarımı kullanarak onun üstüne atladım. Büyük bir özlemle sarılıyordum şimdi ona. Onun da büyük elleri benim belimi kavrarken ayaklarım yere değmiyordu. Hem gerçek hem mecaz anlamda.

Güldüğünü duyunca kaşlarım çatıldı ama yerimden bir santim bile kımıldamadım. Burnum onun boynundaydı ve gizliden gizliye kokluyordum.

"Beni bu kadar özleyeceğini düşünmemiştim."

"Olur öyle şeyler," sesim mayışmışlıkla çıkıyordu çünkü onun yanına her vardığımda rahatlıyordum.

"Özlendim yani? Kabul ediyorsun." Sesi hala eğlenir gibi çıkıyordu. Sorusunu cevapsız bıraktım.

"Etrafta biri var mı?" Diye sorduğumda kafasını saçlarımdan biraz ayırdı ve muhtemelen etrafa baktı.

"Birkaç kişi var, neden?" Ne alaka olduğunu sorar gibiydi.

Anında etrafımıza bir tılsım yarattım ve bizi görünmez, duyulmaz yaptım. Yaptığım tılsımla beraber bacaklarımı onun beline doladım.

Ağırlığımdan yorulur diye düşünüyordum ama hiç de yorulmuşa benzemiyordu. Hatta daha... dinç miydi?

"Özledim, ne var yani? Sanki sen özlemedin." Sesim kızar gibiydi ama eğleniyordum. O da bunun farkındaydı.

"Doğru, ben de seni çok özledim." Dedikten hemen sonra yanağıma düşen saçlarımı diğer omzuma atıp orayı öptü.

"Hem de yanımda olduğun ya da olmadığın her an." Sesi kısık ve rahattı. ÖLECEĞİM SANIRIM.

BORİS:1 TİANA:0

Yanağıma bıraktığı öpücükten sonra biraz daha aşağı indi ve boynuma da uzun bir öpücük bıraktı. Huylanıyordum ama kesinlikle rahatsız olmuyordum. Hatta hoşnuttum bu durumdan.

Gözlerim kapalıydı. Burnuma hala onun güzel kokusu doluşuyordu.

"Bugün müsait misin?" Derken Sesi çok derinden geliyordu.

Pekala, hep o mu beni etkileyecekti? Ben de yapabilirdim.

"Sana sadece bugün değil, her gün müsaitim. "

VE SONUNDA TİANA BİR GOL ATTI! DURUM EŞİTLENDİ!

Göz kırpma emojisi attım say.

Boris burnundan nefesini verdiğinde beni boynundan ayırdı. HAYIR AMA YA OF! Ben şimdiden yerimi özledim...

Burnunu burnuma sürttü.

"Yapma, zararlı çıkan sen olursun. "

Gözleri gözlerimdeydi.

"Ne yaparsın mesela?" Derlen ellerimi omuzlarına sürterek çıkardım.

Tutuşu sertleşti, belimi hafiften sıktı.

"Bilmek ister misin gerçekten?" Gözlerimdeki isteği görmüş olacak ki devam etti, "Yatağıma çok yakışabilirsin, mesela. "

Yaptığı ima beni anlık olarak bir bozguna uğratmıştı.

"Uyandığında," dedi ve gözleri dudaklarıma kaydı. "Yürüyemiyor olabilirsin," bakışları geri gözlerime tırmandı. Ardından arkamda kalan kanatlarıma. "Öyle ki güzel kanatların bile Sesi taşıyamıyor olabilir. " ve büyük bir imayla ekledi, "Mesela. "

Boris:10000 Tiana:-10000

Konu değişimi lazım. Hemde acilen.

Bana hava hoş. Bul sen bir şeyler.

Hain...

"Neden sormuştun sen?" Dedim toparlamaya çalışarak. "Yani, neden müsait olup olmadığımı."

Dudaklarının kenarları hafiften kıvrılmıştı. Utanmamdan zevk alıyordu. Şerro kurtçuk.

"Pekala, istediğin gibi olsun. Konuyu değiştirelim." Acaba bu mühür içimizden geçirdiğimiz şeyleri diğerine mi aktarıyordu. Ama ben neden duymuyordum. Tanrım içinden geçirdiklerini duymayı o kadar çok isterdim ki.

Dudaklarımı çok kısa bir an birbirine bastırdım ve ben bunu yaparken onun gözleri o kısacık anda bile beni yakalamış, dudaklarıma indirmişti bakışlarını.

"Soruma cevap vermedin." Sesim kısık çıkmıştı. Utanır gibi, ama utanmamıştım. Etkilenmiştim. Hem de çok... fazla.

Çünkü o etkileyiciydi.

Her kadının onu gördüğünü düşününce... Kaçırsa mıydım acaba onu? Daha ben kaçıramadan o beni kaçırırdı ama.

"Sürüm, seni merak ediyor. Eğer müsaitsen seni bugün onlarla tanıştıracaktım." Normale dönmüştük.

"Olur, şimdi mi?"

"Şimdi mi olmasını istersin? Ben bir yemek yiyebiliriz diye düşünmüştüm. " Ah, sesi... Bu adam beni nasıl deli edeceğini iyi biliyordu. Bir de mühür araya katılınca, iyice ona kapılıyordum.

"Olur," Dedim gülümseyerek. "Nereye gideceğiz? Bir planın var mı?" Dememle iç çekti.

"Senin için her zaman birden fazla planım var, Prenses." Yutkundum, yutkundu. Onun adem elmasının yukarı aşağı hareket etmesini izlerken kendimden geçmiştim sanırım.

SANIRIM MI?!?!? E ELİNİN KÖRÜ. TAVUKSUN SEN, TAM BİR TAVUK.

"Geçenlerde yanına gelirken güzel bir mekana rastladım. Hemen yanında da senin seveceğin tarzda bir kafe vardı, yemekten sonra oraya da uğrarız istersen."

Planlı erkeklere bayılıyorum.

"Süper olur." Dedim hevesle. Yeni mekanlara bayılırdım! "Hadi gidelim." Diyerek bacaklarımı belinden aşağı sarkıttım ama öncesinde de yanağına güzel bir buse kondurdum.

O beni yere indirirken, "Yapma işte şunu kadın, yapma." Diyerek söylendiğini duydum ama bunu duymam için yapmadığını da iyi biliyordum. Onu etkiliyordum.

"Nasıl bir yolculuk istersiniz, Prensesim?" Dediğinde elleri hala belimdeydi. "Ne gibi?" Yürümeyecek miydik?

"Araba veya kurt formum?" Tek kaşı çok hafif soru sorduğunu belli edercesine havadaydı.

Onun üstünde olmayı seviyordum.

Oha yani neler diyorsun.

Sapık bücür.

"Sen nasıl istersen." Dedim çünkü eğer kurt formunu sevseydim boşuna kıyafetleri yırtılacaktı. Aynı zamanda da üstünde olmayı sevdiğimi öğrenecekti.

Arabaya binmeyi genel olarak sevmezdim. Kapalı alanlardan çok hoşnut değildim ama eğer o öyle olsun isterse bana da uyardı.

Boris bana baktı ve beni şöyle bir süzdü. O bir şey diyecekken ben araya girdim.

"Üstümü değiştireyim mi, nasıl bir yere gidiyoruz?" Çünkü üstümde beyaz salaş bir elbise vardı. Kumaşı esnek ve ağır olduğu için kolay dövüşülebilir ve şeklini bozmazdı.

"Değiştirmene gerek yok, benden başkasına güzel görünmeye hiç yok ki ben de seni her halinle güzel buluyorum. " söylediklerinde ciddi olduğu sesinden anlaşılıyordu.

"Güzel görünmeye değil, sana ayak uydurmaya çalışıyorum. Hazırlanıyorsam bu, kendim içindir. Arada senin için de olabilir fakat her şey bir yana bir varis olarak da iyi görünmem gerekir." Dedim tek bir nefeste.

"Ah," dedi kafasını öne eğip ağır ağır sallarken. "Kurt Krallığını çok seveceksin." Tam olarak ne için böyle demişti anlamamıştım ama bir bildiği vardır diye düşünerek sormadım.

"Güzel bir yere gideceğiz ve merak etme iyi görünüyorsun." Bütün cümlesinden sadece ilk dört kelimesine takılmıştım.

"Güzel bir yere güzel bir kıyafet yakışır." Diyerek elimi şıklattım. Anında üstümdeki kıyafetin yerine parlak ışıkları aldı ve yavaş yavaş söndüğünde üstümde omuzları açık, kalçama kadar dar inen ve sonrasında da hafif hafif bollaşan lacivert bir elbise belirmişti. Elbisenin üstünde parça parça ^ şeklinde elmas vardı. Arkasında ise yine lacivert renkte olan tülden bir pelerin uzanıyordu aşağı ve omuzlarımda olan kısmının arkasında pelerinin kadife bir şapkası vardı. Şapkanın etradından tüyden oluşan bir şerit geçiyordu. (Elsa'nın kıyafeti gibi de düşünebilirsiniz. Wihihi)

Boris beni üstüm değiştiği an bırakmak zorunda kalmıştı. Ama kıyafetim değiştiğinde kaşları havalanmıştı. Beni tekrar belimden çektiğinde göz gözeydik.

"Fazla güzelsin." İki kelime. Ana benim kalbim çoktan maraton koşusuna çıkmıştı ve rekora doğru koşuyordu. "Bir de şu deli gibi atan güzel kalbin yok mu senin." Öleceğim şimdi.

"Hadi gidelim," dedi ve biraz ardımızdaki ağacın arkasına geçti. Üstünde olacaktım!

Geri geldiğinde önümde edilmesine kalmadan yanına gitmiş ve zıplayarak yerime yerleşmiştim.

"Yerinizi seviyor gibisiniz, Prenses. " diyen Sesi zihnime ulaşınca kıkırdadım. "Tabii ki."

"Madem böyle gidecektik, neden bana sordun ki?" Dedim aklımdaki soruyu nihayet dışa vurarak.

"Sen Alfanın mühürlüsüsün. Beni seçeceğini biliyordum. Sadece sana karşı kibar olmak istedim. "

AŞIĞIM DİYORUM AŞIK! KOCAMDA KOCAM!

Manyaksın kızım sen. Hastasın yani bayağı.

HASTAYSAM KOCAMA HASTAYIM, SANANE?!

Bir şey demedim. Tamam.

Diyemezsin zaten.

Çattık yine ya.

Boris hızlanması başladığında kollarımı boynuna doladım ve tüylerini tuttum. Canını acıtmıyordum. Bir yandan da yavaşça okşuyordum onu. Kurtlar sevilmeyi severdi, değil mi?

-----

1400 kelimee.

Bölüm sonu

1 yorum

  • Bu kocam da kocam her türde var galiba biz kadınlara yada Türklere özel bir şey degil