İçeriğe geç

Muhteşem yüzyıl

Bölüm 1 · 4 dk okuma

Muhteşem yüzyıl

Bölüm 1

1 bölüm

Güneş, payitahtın üzerinde parıldarken, cihan imparatorluğunun kaderini sonsuza dek değiştirecek iki farklı yolculuk aynı anda başlıyordu. Biri tahta, ihtişama ve mutlak güce yürüyordu; diğeri ise esarete, gözyaşına ama en sonunda tarihin en büyük efsanelerinden biri olmaya...

İşte *Muhteşem Yüzyıl*’ın o unutulmaz ilk bölümünün hikayesi

Avdan Payitahta: Şehzade Süleyman’ın Yükselişi

Manisa sancak beyi olan genç Şehzade Süleyman, sadık dostu ve şahincibaşısı Pargalı İbrahim ile birlikte sakin bir av günündeydi. Ormanın derinliklerinde, doğanın tadını çıkarırken uzaklardan gelen bir atlı sessizliği böldü. Gelen ulak, sarayın ve devletin en acı ama en beklenen haberini getirmişti: Sultan Selim Han (Yavuz Sultan Selim) vefat etmişti.

Süleyman için yas tutacak vakit yoktu. O artık Şehzade değil, cihanın yeni hükümdarıydı. Vakit kaybetmeden atını İstanbul’a, payitahta doğru sürdü. Topkapı Sarayı’na vardığında, babasının cenaze merasiminin ardından tahta çıktı. Kılıç kuşanıp biat töreni yapılırken, gözlerinde hem babasını kaybetmenin ağırlığı hem de dünyaya hükmedecek bir padişahın kararlılığı vardı. İlk iş olarak, adaletiyle tanınacağını ilan etti ve babasının sert yönetiminden sonra halka ve askerlere ihsanlarda bulundu.

### Karadeniz’in Dalgalarından Sarayın Zindanlarına: Alexandra

Aynı saatlerde, Karadeniz’in hırçın dalgalarında bir esir gemisi İstanbul’a doğru yol alıyordu. Geminin ambarında, memleketi Rutenya’dan (Ukrayna) Tatar akıncıları tarafından kaçırılan, ailesi ve sevdiği adam gözlerinin önünde katledilen asi, kızıl saçlı bir papaz kızı vardı: Alexandra.

Alexandra, diğer esir kızların aksine kaderine boyun eğmiyordu. Çığlık atıyor, isyan ediyor, askerlere saldırıyordu. Yaşamak istemediğini haykırıyordu. Ancak gemi İstanbul limanına yanaştığında, bu asi kızın güzelliği Saray Başmimarı ve Valide Sultan’ın adamlarının dikkatini çekti. Alexandra ve arkadaşı Maria, padişahın sarayına, hareme alınmak üzere seçildiler.

### Harem kapıları Açılıyor: "Sultan Olacağım!"

Sarayın amansız ve kuralcı dünyası Alexandra’yı hemen içine çekti. Harem Ağası Sümbül Ağa ve kalfa Daye Hatun, bu vahşi kızı ehlileştirmek için sert kurallar uyguluyordu. Alexandra önce açlık grevine kalkıştı, sarayın mermer sütunlarına başını vurarak intihar etmek istedi.

Ancak o gece sarayda büyük bir tören vardı. Sultan Süleyman’ın tahta çıkışı kutlanıyordu. Alexandra, harem koridorunda baygınlık geçirip yere yığıldığında, rüyasında annesini ve babasını gördü. Annesi ona fısıldadı: *"Ağlama kızım, sen ölmeyeceksin. Sen hükmedeceksin."*

Bu rüya, Alexandra’nın içindeki ateşi uyandırdı. Ertesi sabah uyandığında artık o ağlayan esir kız değildi. Gözlerindeki nefret, yerini hırsa bırakmıştı. Maria’ya dönerek o tarihi sözleri söyledi:

> *"Ben esir olmayacağım! Buradan ancak sultan olarak çıkacağım. Herkes benden bahsedecek. Bu sarayı başlarına yıkacağım!"*

>

### Saraydaki Güç Dengeleri ve Kırık Kalpler

Sultan Süleyman’ın tahta çıkışıyla saraydaki kadınlar arasında da gizli bir savaş başladı. Başta, oğlunun arkasındaki en büyük güç olan Valide Hafsa Sultan vardı. Süleyman’ın Manisa’daki baş hasekisi, ona şehzadesi Mustafa’yı veren Mahidevran Sultan ise İstanbul’a gelmek için yoldaydı.

Mahidevran, büyük bir aşkla bağlı olduğu Süleyman’ına kavuşacağı için heyecanlıydı ancak Süleyman’ın zihninde ve kalbinde artık sadece devlet işleri değil, sarayın koridorlarında yankılanacak yeni bir nefes vardı. Pargalı İbrahim ise Süleyman’ın has odabaşısı olarak atanmış, saray bürokrasisinde hızla yükselerek şimdiden vezirlerin ve paşaların şimşeklerini üzerine çekmeye başlamıştı.

### İlk Karşılaşma: "Süleyman!"

Bölümün ve hikayenin dönüm noktası, harem koridorunda gerçekleşti. Sultan Süleyman, arkasında vezirleri ve İbrahim ile birlikte ihtişamla yürürken, harem cariyeleri gelenek gereği sırtlarını dönüp başlarını eğmişti. Sadece biri kuralları çiğnedi.

Alexandra, padişahın tam hizasına geleceğini hissettiği an arkasını döndü. Doğrudan Süleyman’ın gözlerinin içine baktı. Bu büyük bir suçtu ama o daha da ileri giderek, baygın ve işveli bir sesle haykırdı: *"Süleyman!..."*

Ve tam o anda genç padişahın kollarına doğru bayıldı. Süleyman, bu cesur ve gözü kara kızın cazibesine saniyeler içinde kapılmıştı. Onu kollarıyla tuttu, yüzüne baktı ve harem ağalarına dönerek tek bir emir verdi. Alexandra’nın avucuna, o gece padişahın odasına (halvete) davet edildiğini gösteren **mor mendil** bırakıldı.

Halvet Gecesi ve Hürrem’in Doğuşu

O akşam Alexandra, saray hamamında yıkanıp, en güzel kokularla süslendi ve altın işlemeli kıyafetler içinde "Altın Yol"dan geçerek padişahın odasına götürüldü. Kapıda heyecanla beklerken, içeride onu sarayın yeni Has Odabaşısı İbrahim karşıladı.

Kapılar açılıp Alexandra içeri girdiğinde, Süleyman’ın karşısında diz çöktü, onun eteğini öptü. Ancak Süleyman onu ayağa kaldırdı. O gece, odada sadece iki insan değil, iki büyük güç çarpışıyordu. Alexandra, Süleyman’ın gözlerinin içine bakarak ona şarkılar söyledi, cazibesiyle padişahı adeta büyüledi.

Ertesi sabah, Süleyman’ın yatağında uyanan Alexandra artık sadece bir cariye değildi. Süleyman onun kulağına fısıldadı: *"Senin adın artık Hürrem olsun. Her daim gülen, neşe saçan..."*

Bölüm, tam da bu aşkın başladığı anlarda, sarayın kapısına dayanan Mahidevran Sultan’ın arabasının saraya girişiyle bitti. Mahidevran, büyük bir aşkla döndüğü sarayda, hayatını karartacak olan "Hürrem" fırtınasının çoktan başladığından henüz habersizdi...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.