İçeriğe geç

Müdahale

Bölüm 2 · 16 dk okuma

Müdahale

Bölüm 2

Bölüm 2: Acıyla erkenden büyüyünce

Herkese merhaba :)))

Keyifli okumlar ۵۵۵

〄



Erkenden uyanmak zorunda kaldım.Uyandığımda her yanımdan ter akıyordu. Doğruldum. Kesik kesik nefesler aldım. Bir rüya görmüştüm. Ama ben hayatım boyunca hiçbir rüyayı böyle gerçekten hissettiğimi hatırlamıyordum.

Çok fazla rüya gören birisi değildim. Klasik okuldan eve gelir, yemeğimi yer belki biraz ders çalışır sonra yatağa giderdim. Zaten gider gitmez yorgunluktan dolayı kütük gibi deliksiz bir şekilde hiç rüya görmeden uyurdum. Arada ise anlamsız bir kaç sahne görürdüm o kadar.

Ama bu. Tarif edemediğim kadar gerçek hiç görmediğim kadar uzun bir rüyaydı.

Rüyamda yaralıydım. Hemde sol omzumdan. Omzuma dokundum.

"Çok tuhaf." gerçekten tuhaftı. Omzunda hafif bir acı vardı.

"Ne tuhaf ?"

"Hih!"

"Kız korkma benim abin. Hani uzun mu uzun, yakışıklı mı yakışıklı boylu poslu..."

"Tamam abi."

Hem sessizce gelmiş odamdan beni izleyip korkutuyordu hemde kendini övüyordu. Lafını kesmesem uzunca bir süre kendini öveceğine adım kadar emindim.

Bizim çok değişik bir abi-kardeş ilişkimiz vardı. Ben büyüdükçe olgunlaşan ,sessizleşen kız abim ise hep beş yaşındaki abimdi.

Büyüdüğünü hep reddetmiş. Kendini sadece etrafındaki insanları güldürmek için adamış gibi gözüküyordu.

Annem abimin hala beş yaşındaki halinde olduğunu söylüyordu. Bence fazlasıyla da haklı.

Aramızdaki yaş farkı ise sadece bir buçuk yıldı. Her ne kadar abim iki olduğunu iddia etse de.

"Ne var be sabah sabah! Ne bu çekilemezlik. Allah Allah! İki övdürtmedin kendimi."

"İş görüşmelerinde de kendini bu kadar övseydin belki şimdi bir işin olurdu."

Abim geçen sene mezun olmuştu liseden. Yaklaşık bir senedir de iş arıyordu daha doğrusu iş bulup bir hafta sonra kovuluyordu.

Abim hem üniversite okuyup hem çalışmak istiyordu. O üniversite için Antalya'ya taşınınca bende abim ile gelmiştim. İzmir'de kalmak istemiyordum çünkü pek iyi anılarım yoktu.

"Ne biliyorsun benim bir işim olmadığını?" dedi gizem yaratmak istermiş gibi. Birde tek kaşını kaldırmaya çalışıyordu ama yapamadığı için elleriyle bir kaşını indirip bir kaşını kaldırmış suratına ise çok fazla görmediğim o ciddi halini yerleştirmişti. En ciddi halinde bile komikti.

"Kaş kaldırmasını öğrendiğini biliyorum komik olmaya çalışma."

Öyle bir şey bilmiyordum. Sadece ben oltayı atmıştım ve oltaya gelecek mi diye yüzüne bakıyordum gülmemeye çalışarak.

"Nerden bildin kız!?" dedi bütün moreli bozulmuş, şaşırmış gibi bakıyordu.

"Bilirim ben." dedim. Artık kahkalarla gülüyordum çünkü şapkadan tavşan çıkarmaya çalışırken şapkası yırtılan sihirbaz gibi hüzünlü hüzünlü bakıyordu.

"Oltaya mı geldim yine ben!" Kahkahalarım daha da arttı.Çünkü artık hem sinirli bakıyor hemde beni gıdıklıyordu. Kesik kesik durmasını söylesem de o durmamış hala gıdıklamaya devam etmişti. Sonra birden ağırıyan kolumun üzerine düştüm ve keskin bir acı saplandı. Anlık refleksle küçük bir bağırma sesi çıkarmış olabilirim ki abim aniden durdu. Ve bu sefer gerçekten ciddileşerek "Noldu koluna? Odaya girdiğimde de kolunu ovuyordun." dedi.

Dudaklarımı rüyamı anlatmak için araladım. Sonra tek bir harf çıkarmadan kapattım. Ne diyecektim ki? Rüyamda kolum yaralıydı şimdi de acıyor mu? Kesin gülüp geçerdi.

Bir daha araladım dudaklarımı. 'Düştüm.' deyip geçmek için ama tekrar kapattım. Çünkü inanmazdı. En iyisi yüzüstü anlatmaktı.

"Değişik bir rüya gördüm abi." dedim. Soru soran bakışlarında şimdi merak vardı. Uzun uzadıya anlattım rüyamı, her detayına kadar. Ben anlatmamı bitirdiğimde gözündeki merak gitmiş ciddiyet gelmişti. Üstelik daha kolumu o yüzden acıdığını da söylememiştim. Sadece rüyamı anlatmıştım.

Tam kolumun da o yüzden acıdığını söyleyecektim ki gözlerindeki ciddiyeti hafif dağıtmaya çalışarak "Ne düşündün ufaklık. Sadece bir rüya. Yatmadan önce çok bilim kurgu filmi izledin herhalde." dedi gülerek. Ama gözleri gerçekten gülmüyordu. İki dakika önceki hali yoktu. Ciddileşmiş konuyu değiştirmeye çalışıyordu.

" Ama abi -"

"Hadi kahvaltı hazır okula geç kalıcaksın." Lafımı ağızıma tıkmış kaçar gibi çıkmıştı odadan.

Ben mi kuruntu yapıyorum diye düşündüm. Ama abimin ciddi hali her zaman gördüğümüz bir şey değildi. Kaçar gibi çıkmıştı odamdan. Kolumda o yüzden acı hissediyorum desem ne yapardı acaba. Kesin bir şey biliyordu. Ya da ben saçmalıyordum. Ama-. Hayır. Ben saçmalıyordum.

Kahvaltıya indiğimde abim üzerini değiştirmiş ayakkabısını giyiyordu.

" Bir yere mi gidiyorsun abi?"

"Evet cimcime bir iş buldum ben ona bakmaya gidiyorum. Sende kahvaltını yap birazdan servisin gelir."

"Sen yemeyecek misin?" Kesin bir şey biliyordu.

"Bu iş kaçmaz kızım! Sen ye. Hadi abine bol şans dile. "

Arkasını döndü. Kapıyı açtı. Bir şey biliyordu ve şimdi de onu araştırmaya gidiyordu. Sonra tekrar bana döndü." Ya da dileme. Sen şans dilersen olmaz şimdi. Aman aman kalsın."

Kesinlikle hiç bir şey bilmiyordu. Onun her zamanki haliydi.

"Abi!"

Kapıyı yüzüme çarptı ve kapalı kapının ardından sesini bütün apartmana duyurmak istiyormuş gibi bağıra bağıra şarkı söyleyerek uzaklaştı.

Boşu boşuna heycanlanmıştım. O an aklına başka bir şey geldiği için yüzü düşmüştü.

Sadece bir rüya zaten! Ne olabilir ki başka?

Kahvaltımı yapmış servisime binmiştim. Şimdi de okula gidiyordum.




Gözlerim hafifçe kapanıyordu. Belki başka bir acılı rüyaya belki asla gerçekleşmeyecek bir hayale...




Arada rüyam aklıma gelince sol omzuma dokunuyordum. Ama acı yoktu.

Sabah ne hissetmiştim? Psikolojik olabilir miydi? Ne alaka!

Aslında bir rüyanın üzerine bir anlam yükleyecek sonrada onun peşinden gidecek birisi değildim. Kimse değildir zaten. Macera tutkunu falan hiç değildim. Aksine artık normal bir hayat istiyordum. Kavgasız, sessiz sedasız ,normal bir hayat. Deliksiz ,rüyasız uykular falan. Nerden görmüştüm bu rüyayı!

Ama sorun sadece rüya görmem değildi. Zaten gördüğüm rüya da normal değildi! Ve rüyayı görürken hissettiğim yetmiyormuş gibi birde rüyadan kalktıktan sonra hissetmiştim acıyı. E abimin rüyamı anlattığımdaki tepkisi de normal değildi. Ki abimin ciddi olması gerçekten alışık olduğum bir durum hiç değildi. Bu gün her şey çok garipti.

Servis durmuştu. Ne ara gelmiştik? Kitap okurken veya bir şey düşünürken bu yol daha çekilir oluyordu. Ya da uyurken. Hele ki sabahları.

Servisten indiğimde doğru sınıfa çıktım. Okulumu seviyordum. Öğretmenlerimi , arkadaşlarımı. Ne çok çalışkan bir öğrenci idim ne de çok tembel. Orta düzeydim.

Öğretmenlerimle iyi anlaşır arkadaşlarımın hepsi ile de samimi idim.Samimiyetimi çok arttırmaz arkadaşlığımı hepsiyle aynı tutmaya çalışırdım. Ama tabiki daha samimi olduklarım da vardı. Üstelik şimdi bütün pozitif enerjileri ile bana bakıyorlardı.

"GÜNAYDINN! OKULUN EN GEÇ GELEN KIZI!!!"

"Ne dedikodun varsa bağırmadan anlat Buse."

"Ama sen bütün enerjimi sömürdün ki."

Buse dedikoduyu kendine meslek bilmiş arkadaş ortamımızın en komik bireyi olur.

"Günaydın Ayça."

"Günaydın."

Simay ise grubun en normalidir. Ve beni görünce istemsizce güldüğünü de itiraf etmişti bir kaç kere.

"Ne gülüyorsun yine?"

"Bilmiyorum kanka tutamıyorum. Seni görünce yüzüm genişliyor." O sırada Buse de ciddi bir hale bürünmüş Simay 'ın taklidini yapıyordu ki Simay bunu gördü ve devam etti. "Ya da beni bu deli ile yanlız kalmaktan kurtardığın için olabilir." dedi. Buse ise "Aaa! Teessüf ederim! Lütfen mühessesemize ağır hakaretlerde bulunmayalım."dedi. Bu sefer ben de "Mühessese dediğin dedikodu dairesi mi?" dedim göz kırparak. "Cık." dedi Buse."Dedikodular mühessesemizin ikramıdır. Mühessese bizzat benim" dedi.

Hepimiz gülmeye başladık.İkisinin de gözlerinin içi gülüyordu. Ama sanırım Buse dedikodusunu anlatamadığı için bir anda gülmeyi kesti. Ve yine ciddileşerek

"Almancacı hamileymiş." dedi ardından devam etti. "Ohh be! İçimde tutmaktan patladım." dedi. Bir eli ile de yüzüne yelpaze yapıyordu.

"Nasıl ya!? Daha dün dersimize girdi göbeği falan yoktu. Çöktü senin bu dedikodularında iyice. " dedi Simay. "E canım bebek rahime yeni düşmüştür belki. Aa! hemen mi çıkıyor göbek!"

"Sen de rahime düşer düşmez haber aldın bebekten , öyle mi Buse?"

Onlar aralarında konuşurken ben de gülerek onları izliyordum. Sonra ders başladı.

Bugün güne anarmol bir şekilde başlayıp normal devam ettirmiştim. Bakalım nasıl bitecekti?

๑๑๑




Okul çıkışı üçümüz de servisimize binmek için yürüyorduk ki Buse'nin telefonu çaldı ve biraz yavaşlayıp geride kaldı.

O arkamızda telefonla konuşurken Simay ile bende önden konuşarak gidiyorduk. Bir kaç dakika sonra Buse arkadan koşarak gelerek ikimiz ortasına girip kollarını da yanlarımıza atarak ikimize de sarıldı. Ve en tatlı ses tonu ile konuştu.

"Aşk kuşlarım!" O sırada Simay "İyi izle bak Ayça. Ya bir şey isteyecek ya da dedikodusu yanlış çıktı. Bence ikinci. Sence?" dedi gülerek.

"Birinci." dedim bende. "Uf be sizi de sevmeye gelmiyor!" dedi Buse. Aramızı açarak ortaya daldı ve kollarını bağladı.

İki adım attıktan sonrada "Bizimkiler kafeye gidiyormuş siz de gelsenize?" dedi. Ben de gülerek "Ben kazandım." dedim. Şimdi hepimiz gülüyorduk. Bizden bir cevap gelmeyince de Buse "Hadi be! Tek başıma sıkılırım ben uğraşacak insan olmayınca." dedi.Simay "Ben yokum proje ödevini yetiştirmem lazım hocayı biliyorsunuz." dedi. O sırada "Hangi hocadan almışdın ?"dedim bende Simay 'a.

Simay 'Azime hoca' değince de Buse hemen atladı. "Iyyyy! Pis mendebur! Geçen sene şu küçük Necmi'yi de sınıfta bırakmış o. Projesi yarım diye." dedi ve Simay 'a dönerek "Sen koşarak git bence eve. Anca bitirirsin. Sınıfta falan kalırsın bide sonra başıma. Başka insanda yok sinir edecek." dedi.

Simay da gülerek "Oda seviyor ablası ama onun sevgisi öyle. Gömerek seviyor ."dedi bize tuhaf bakan alt sınıftaki bir çocuğa bakarak.

Biz gülüyorduk ama çocuk gülmüyordu. Ve ciddi ifadesiyle " Küçük Necmi değil benim adım." dedi Buse'ye bakarak. "Azime hoca geçen sene okuldan sadece beni sınıfta bıraktı." dedi bu seferde Simay ve bana bakmıştı. " Ve projem yarım diye değil bir gün geç getirdim diye." dedi şimdi ise yine Buse'ye bakıyordu.

Ben gülmemek için kendimi zor tutarken Simay ise bir elini anlına vurmuş, başını 'olamaz' anlamında sallıyordu. Buse ise bir süre dudaklarını kemirmiş sonra da "Aman canım! Neyse ne. Ha Küçük Necmi ha Büyük Necati. Kaldın mı kaldın. Hadi çok konuşma servisin kaçıyor."dedi. Sonrada bana dönerek "Senin kaçışın yok geliyorsun!" dedi.

Simay ile vedalaştıktan sonra neredeyse sürüyerek götürdü beni. Hiçbir itirazımı dinlememiş hatta yol üzeri abime mesaj bile atmıştı benim adıma.

Ve şimdi kafenin önündeydik. İçeri girdik. Kafeye daha öncede çok kez gelmiştim ama bu sefer ayrı bir kalabalığı vardı.

Bizimkilerin oturdukları masaya vardık. Hoş geldin sohbetlerinden sonra ben sohbetten çekildim.

Herkes yaptığı kaçamakları anlatıyor normal hayatlarından sıkılıp gereksiz yere yaptıkları vukaatları bir başarıymış gibi anlatıyordu. Ve bu konular beni sarmıyordu. Neden mi ?

Onlar normal hayatlarına heyecan arıyor, kavga edip kendilerince kaçamaklar yapıyorlardı ben ise normal olmayan hayatımı normalleştirmeye kavgayı gürültüyü azaltmaya çalışıyordum çünkü.

Bu masadaki sohbetten kendimi soyutlayınca yan masadaki konuşma dikkatimi çekmişti.

Birisi kadın iki erkek oturuyorlardı. Kadın ünlü ya da değer gören birisi gibiydi.

Adamların birisi ise aynı kadın gibi ama kadının görüşlerini merak ediyormuş gibi bakıyordu.

Adamın yanındaki diğer adam da aynı şekildeydi ancak diğer adamdan farkla birde önündeki deftere not alıyordu.

"Yani bir zaman yolculuğuna neden hayır diyesiniz ki orasını anlamadım?" dedi kalem tutmayan adam. Kadın da "Zaman kaybı olduğu için? "dedi tek kaşını kaldırarak. Daha çok 'Bunun neresini anlamadın?' diyor gibiydi.

Kalem tutmayan adam derin ve sıkıntılı bir nefes çekti içine ve devam etti.

"Biliyorsunuz ki zaman yolculuğunda geçmişe de gidilebiliyor. Eğer zaman yönünden sıkıntınız varsa geçmişe gidip daha fazla kaybettiğiniz zamanı geri alabilirsiniz ya da hatalarınızı telafi edebilirsiniz. Ve daha sayamayacağım bir çok şeye sahip olacaksınız. Bakın bu iş çok büyük bir iş. Bu işi onaylarsanız servetinize servet katıcaksınız" dedi.

Belli ki bilgili ve hırslı bir adamdı. Ve hırsının sebebi de paraydı ki karşısındaki kadını da parasıyla satın alacağını düşünüyordu.

Kadın ise sıkılmış bir şekilde bir konuşan adama birde kalem tutan adama baktı. Ve konuşmaya başladı.

"Gerçekten. Her şeyi parasıyla satın alabileceğini sanan insanoğlu gerçekten de zamanını satın alamıyor değil mi?" dedi başını olumsuz anlamda iki yana sallayarak. Adamlar birbirlerine baktı.

"Evet belki şu an satın alamayız ama zaman yolculuğu yaparak satın alabiliriz. Geçmişe gittiğimizde ve istediğimiz hatamızı düzelttiğimizde ,geleceğimiziden bir tek saniyemizi dahi kaybetmeyeceğimiz şekilde değiştirme şansına sahip olacağız ." dedi kalem tutan adam.

Ben geldiğimden beri ilk defa konuşmuştu ama diğer adamdan daha çok bilgili imiş gibi geldi bana.Kadın ise devam etti.

"Söylesenize bana. Biz gelecekte bir saniye kaybetmeyelim diye zamandan zaman atlarken bugünümüzden kaç saat kaybetmiş olacağız?"




Bingo!




Kadın ikisinden de bilgili idi.




İki adam birbirine baktı. Bir cevabımız yok der gibi. Ya da pes ettik diyorlardı ama kadın devam etti.




"Üstelik atladığınız bir kısım var. Ben bugünümde geçmişime gidiyorsam paralel veren mantığında geleceğimde de geçmişime gideceğim demektir. Bu da artı iki zaman kaybı. Üstelik bunun bütün paralel evrenlerde uygulanacağını da hepimiz biliyoruz ancak kaç paralel evren var bilmiyoruz. Bu da artı sonsuz zaman kaybı. Şimdi tekrar soruyorum.Her şeyi satın alabileceğini sanan insanoğlu kaybettiği zamanını satın alabiliyor muymuş?"




Adamlar bir süre öylece kaldılar çünkü kadın sonuna kadar haklıydı o kadar haklıydı ki ben bile onun haklılığından konuştukları konunun olağan dışılığını da benim rüyam ile benzerliğini de unutmuş dikkatlice kadını dinlemiştim.

Benim rüyam! Bütün gün insan kalabalıkları arasında yanlız kalamamış bu yüzden de rüyamı düşünmeye dalamamıştım. Aslında bu bir bakıma iyi idi. Çünkü kendimi bu rüyaya çok kaptırdığımı düşünüyordum. Tıpkı şimdi olduğu gibi.

Sadece tesadüf. Sadece tesadüf! Kadını ve adamları süzmeyi bırakmalıyım. Ama yapamıyordum. Ya rüyam ile alakalıysa diye. Çok saçma! Saçmalıyordum. Bu sadece bilinçaltımın bana bir oyunuydu.

Kalem tutmayan adam yeniden hareketlenmişti. Belli ki bir şey diyecekti. Tam onu dinleyecektim ki bizim masadaki gözlerin hepsinin bana döndüğünü hissettim.

"Ayça? "dedi Buse. Gözüme 'Ne oldu?' der gibi bakıyordu.

"Konu ne?" Ebette yan masadaki konuşmayı sonuna kadar merak ediyordum. Konu rüyamla alakalı olmasa bile. Herkes merak ederdi çünkü konu gerçekten değişikti. Ama onlar bunu dinlememe bile müsade etmiyordu. Bu yüzden sinirlenmiş bunu biraz 'Ne var lan?' tarzında söylemiş olabilirdim. Ki öyle yapmıştım. Bana değişik bakıyorlardı.

"Neyin var ? "dedi Mert.

Mert bizim ekibin anlayışlısıdır. Ve çok güçlü sezgileri vardır.

"Bir şey yok ya dalmışım." dedim. Yalan da değildi. "Siz ne demiştiniz?" dedim ortaya.

Buse "Eylül senin inek olup olmadığını sordu?"

dedi bakışlarıyla Eylül'ü döverek.

"Eylül kim?" dedim. Bu 'O kimki?' demek anlamında değildi. Çünkü Eylül diye birisini gerçekten tanımıyordum. Bu masada ki çoğu kişiyi tanıyordum ama onu tanımıyordum. Ama sanırım Eylül ve aynı zamanda diğerleri de benim sözlerimden o kastetmediğim anlamı çıkarmış olacak ki yüzü aniden düştü. Gözleri ise sinirle bakıyordu bana.

"Semih'in sevgilisi." dedi Semih'e yapmacık bir şekilde sarılıp 'Semih' kelimesini bastırarak.

Semih'e tam olarak bizim ekipten diyemezdim.

Arada gelirse gelir iki konuşur sonra başka yere giderdi. Biraz kendi hâlinde biraz insanlarla içli dışlı bir çocuktu. İnsanlarla orta ilişki kurardı.

Semih'in diğer kişilerden üstün olduğunu düşünenleri bu düşünceye iten sadece bu yaşında kendisine ait arabası olmasından kaynaklıydı ki bu bence üstünlük konusu bile olamazdı.

Eylül'ü ise tanımıyordum ama adını Buse'den bir kaç kere duymuştum. ' O kim?' dediğimde yüzünün düşme sebebi de buydu. Kendini ünlü sanıyordu. Onu bu düşünceye iten ise erkeklere olan gereksiz düşkünlüğünün herkesin dilinde olması sanırım. Ben olsam rahatsız olurdum ama o bu durumdan fazlasıyla memnundu.

Bir kez Semih'e baktım ve Eylül'e dönerek

"Ee?" dedim 'Ne var bunda?' der gibi.

Eylül hareketlendi. Bir şey diyecekti ağzını açtı. Sonra ise kapattı. Belli ki söyleyemeyecekti. Ama ben anlamıştım.

"Güzel miydi arabası?" dedim. Şimdi bende aynı onun az önce bana baktığı gibi bakıyordum.

"Ne diyorsun ya sen!?" dedi daha çok bağırdı, kızgınlıkla bana bakarak . Safa yatıyordu. Ama o'da, bu masadaki herkeste ne dediğimi daha çok ne demediğimi çok iyi anlamıştı.

Bu durumda herkesi germişti. Buse hariç. Çünkü onu neşelendiriyordu böyle olaylar.

"Ve evet ineğim." dedim az önce ki lafı ben söylememişim gibi. Konuyu ise dan diye değiştirmem herkesi şaşırtmış ,Eylül'ü ise sevindirmişti. Sanırım bağırdığı için korktuğumu sanıyordu. Korkmuş muydum? Asla! İnek de değildim ama onu çok ders çalışanları aşağalayıp kendini bu şekilde yüceltmesi sinirimi bozmuştu ve sadece oynuyordum.

"Belli zaten." dedi. Böcekmişim gibi bakıyordu şimdi de bana. "İnekler böyle olur. Hep sessiz.Bir köşede maceraya atlamaya korkarlar."

Buse sinirlenmişti. Doğruldu. Tam bir şey diyecekti ki benim güldüğümü gördü sanki ne yapacağımı anlamıştı. Onun gözlerindeki sinir de aniden yok oldu. Şimdi de gülerek arkasına yaslanıyordu.

"Yani..." dedim bir şey düşünüyormuş gibi yaparak ve devam ettim. "Şimdi sen bir erkeğin motorundan inip başka bir erkeğin arabasına binip o arabayla başka bir erkeğin evine gittiğinde inek olmamış ,macera yaşamış mı oluyorsun? " dedim tek kaşımı kaldırarak.

Buse şimdi kahkaha atıyordu çünkü bu dedikoduyu ondan dinlemiştim. Ben her ne kadar o zaman dinlemek istemem de şimdi işime yaramıştı.

Semih diğerlerinden daha çok gerilmişti. Tabi ki gerilecekti. Eylül'ü tanımama ihtimali yoktu o' da böyle olayları illaki biliyordu ama sanırım bahsedileceğini düşünemediği ya da Eylül ondan önce böyle şeyler yaptığı için tekrar yapmayacağını sanıyordu ama o' da yanılmıştı.

Eylül ise kıpkırmızı olmuştu ama inatla devam ediyordu. "Küstah! Sen küstahsın!" dedi.

Bu kız gerçekten kendini ünlü sanıyordu!

'Sen yaparken iyi ben anlatırken küstah mı oldum' deyip kalkabilirdim ama bu onu için çok hafif kalırdı. Devam edecektim. Uzatdıkca uzatacak o bu masadan kalmadan kalkmayacaktım.

"Sende bencil ve doyumsuzsun." dedim onun aksine sakinliğimi koruyarak. Eylül ise 'ne alaka?' der gibi bakıyordu yüzüme.

"Şimdi sen sıradan hayatından şikayet edip saçma saçma adına 'macera' dediğin kaçamaklar yapıyorsun ya doğduğu andan itibaren kavgadan gürültüden hayatını , çocukluğunu yaşayamamış küçük yaşta büyümek zorunda kalan hayatlarını biraz olsun çekilebilir hale getirmek için çalışan çocukları göz ardı ederek. İşte bu yüzden doyumsuzsun. Hayatının normalliğinin çok değerli bir şey olduğunu anlamayacak kadar doyumsuz.

Ve bir o kadar da bencilsin. Okula gittiğinde oturduğun sıranın kıymetini bilmeyecek kadar, o sıradan kalkmak için bin bir türlü bahane üretecek kadar bencil. Okuldan kaçmak maceraymış! Kaç! Sadece kendine yapsan gram umrumda olmaz. Ama senin gibiler yüzünden sırf eğlence için okuldan kaçan kızları gören adamlar 'böyle olacağına okumasın hocam ' diyerek çocuklarını okuldan alıyorlar. Babasının okuldan sırf senin gibiler yüzünden aldığı kaç tane kız tanıyorsun? Bahse girerim sıfır. Ama ben yeterince tanıyorum. Ve senin bencilliklerin yüzünden kararan hayatları da görebiliyorum.

Ben eğer bir o motorda bir bu arabada gezmeyi sevecek ve bunu övünerek anlatacak olsaydım kendime motor alır ,okulu bırakırdım.

Başkalarını etkilememek için. Ama sende o kadar cesaret bile yok! Hadi macera macera diyordun. Ara anneni babanı. Ben okulu bırakıyorum. Benim sırama hak eden birisi otursun istiyorum de de asıl macera ne zaman başlıyormuş gör! " dedim.

Aşırı sakin konuşarak başladığım konuşmayı çok sinirli bitirmiştim. Çünkü aklıma İzmir'deki arkadaşım gelmişti. Çok yakın değildik ama babası okuldan aldıktan sonra baya yakın olmuştuk. Çok sıkan bir ailesi vardı. En yakın arkadaşıda Eylül gibinin birisi idi.

Babası çarşıda arkadaşını görünce okula gelerek kızını almıştı. Öğretmene ise 'Böyle olacağına okumasın hocam.' demişti. Üstelik kızı okuldan kaçmamıştı. Hiç bir suçu yoktu. Arkadaşının suçu ona patlamıştı sadece.

Sonra da o kağıt toplayan çocuk geldi aklıma. Onun adını bilmiyordum. Okula geç kalmıştım. Ve okulun önündeki çöplerin orda durmuş öğrencileri izlediğini görmüştüm.

Başka bir zaman rastlasam kesin korkar konuşmadan geçerdim ama çok masum ve üzgün bakıyordu. Kendimde bulduğum küçük bir cesaretle yanına gitmiş biraz konuşmuştuk.

Bizim okula kontejyan yüzünden girememiş. Annesi babası da yokmuş,yurtta kalıyormuş. Yani burdan başka bir okula gitme şansı da yoktu. Her gün yurttan okula gidiyorum diye çıkıp kağıtları toplayıp satıyormuş. Anlattığında gözlerim dolmuştu.

Bir ona bakmıştım birde bizim okulun bahçesinde dersten kaçıp saklanmaya çalışan arkadaşlarıma. İşte o kısacık an bile yetiyordu hayatı anlatmaya.

Hayat hiç adil değildi. Bazılarımız ise bunu çok küçük yaşta öğrenmek zorunda kalıp acılarıyla erkenden büyümek zorunda kalıyorlardı. Ve yetmiyormuş gibi başkalarının hatalarının bedelini hep başkaları çekiyordu.

Eylül bana kıpkırmızı bir şekilde bir süre baktı ve kalkıp gitti. Sanırım ağlıyordu da. Umarım ona bir ders olmuştur. Dilimin ucuna gelip anlatmadığım daha neler vardı da yutmuştum.

O sırada kafamı kafedeki diğer insanlara çevirdim bir kaçı bana bakıyordu. Bunlardan biriside az önceki kadındı. Ona bakınca bana gülümsedi. Sanırım konuşmayı biraz yüksek sesli yapmıştım ki yakın masalarda duyulmuştu.

Bende kadına gülümsedim. Sonra bakışımı başka bir masaya çevirdim. Ve gülmem yüzümde dondu. Gördüğüm kişinin gerçekliğini tartıyordum şimdi de.




Bu... o'ydu.




Sadece bilinçaltımın bana oynadığı bir oyun olduğunu düşünüp üzerine düşmeyi bıraktığım rüyamda; bana koşarak gelen kız, şimdi bana bakıyord hafif gülerek. Ama bakışlarında tanışmışlık hissi yoktu. Sadece konuşmamı duymuş olmalıydı. Ve gözlerinde küçük bir hayranlık da vardı. Ancak tam olarak neye hayran olduğunu anlamamıştım.

Anormal başlayan günüm normal devam etmiş ve sanırım anormal bitecekti...




〄

❦ Yeni bölüme kadar sağlıcakla kalın. ❦

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.