İçeriğe geç

MUCİZELERE İNANIR MISIN?

Bölüm 2 · 4 dk okuma

MUCİZELERE İNANIR MISIN?

Bölüm 2

İLK KARŞILAŞMA

LORA...

Baş ağrım vardı ve önümde eğilmiş Prens Alexander. Bana evlenme teklifi edermişçesine bir hali vardı ama söyledikleri çok bulanıktı. Sonra bedenim yere düştü ve gözlerim kapandı.

-SAATLER SONRA-

Göz kapaklarım yavaşça açılırken, başım o kadar çok dönüyordu ki sol elim ile sağ elim sanki dans ediyordu. Kendimi toparladım ve etrafıma bakındım. Burası kendi odama benzemiyordu. Ayrıca kendimi daha olgun hissediyorum. Başucumda bir sandalye ve sandalyeye oturan genç bir adam. Bu asil görünümlü adam, sandalyenin üzerinde uyuya kalmıştı. Ceketinde Grey Grandüklüğü' nün arması vardı. 5 dakika sonra, sandalyenin üzerinden bir ses geldi. Sandalye tarafına döndüm. Grey Grandüklüğü'nden olan adam uyanmıştı. Kısa bir an gözlerimiz buluştu. Ama sanki bu kısa bakışma bir ömür kadar anlamlıydı. Bu kısa bakışmanın ardından, göz kapaklarım ağırlaştı, kafam geriledi ve etraf kapkaranlığa gömüldü.

Uyandığımda ortamın gerginliği, daha kalkmamışken bile beni bulmuştu. Hala ilk uyandığım odadaydım. Hiç hatırlamadığım anılar, hiç olmamış olayları sanki var gibi hatırlıyorum ve sanki yaşamış gibi o duyguyu hissediyorum. Karşımda yine aynı adam vardı, ama bu sefer uyanık bir şekilde beni izliyordu. "Kimsiniz? Ayrıca... ben neredeyim?" diye sordum adama bakarak. Ama ona bakmak acı veriyordu ve hatırlamadıklarımı hatırlatıyordu. Bunu fark ettiğimde ondam gözlerimi aldım. "Ben, Chris... Grey Grandükü, Chris Grey. Baloda bayıldınız ve balo yerine en yakın malikane benim bu yüzden buradasınız." diye karşılık verdi yumuşak ses. Tekrar adama baktım, bakmamla başımın ağrıması bir oldu. Başımı adamdan çevirip elimi ağrıyan kısma götürüm "ahh" diye bir ses çıkardım. Chris olan adam da ani bir reflex ile elini başıma götürdü. O sırada "Abim... Abim nerede" diye sordum. "Yoldalar, aslında şu an burada olması gerekiyordu ama yolda başına bazı olaylar geldi. Bu yüzden biraz gecikecek." dedi Chris yavaşça sandalyeye oturunca. Aniden ona dönüp "Nasıl yani? başına nasıl olaylar geldi?" diye sordum. Hala ona bakınca başım arıyordu, ama daha çekilebilirdi acı. Başımın ağrısıyla gözümün önüne bazı olaylar geliyor, ve belki adama bakıp gördüğüm şeylerin sonu; "kendimi astığımı". Yoksa b-bu ben miyim? Kendi kendime konuştuğum şeyler ve o zaman ki duyguları, ben hissedip, ben yaşadım. Adama tekrar bakıp, tekrar aynı şeyin olmasını bekledim. Fakat, hem başımın ağrısı, hem de gözümün önüne gelen şeyleri artık görmüyordum. Belki, ben geçmişe dönmüşümdür. Son anımda gördüğüm şey; bir ok ve yine soylu bir adamdı. Belki, intikam almak için bir dilekte bulunmuşumdur. Ve Tanrı bunu duyup, bana yardım etmiştir. Belki de bunu evde düşünsem daha iyi olacak. Çünkü, şimdi bunları konuşmak belki zaman kaybı olurdu.

Chris, kendi önüne bakarak, "Öyle endişelenmenizi gerektirecek bir şey yok, Prenses. Sadece, at arabasının tekeri çıkmış, falan." diye cevap verdi, dakikalar önce sorduğum soruya. "Tanrıya şükür." diye mırıldandım. "Prenses, Tanrıya inandığınızı bilmiyordum." dedi bana bakarak, fakat bana bakarken sanki canı yanıyormuş gibi yüzünü ekşitiyordu. "Artık inanıyorum." dedim, şüphesini gidermeye çalışarak. "Peki siz iyi misiniz? Canınız yanarmış gibi duruyorsunuz." diye ekledim. "Ö- önemli bir şey değil, sadece... kabus." dedi, gözümün içine bakarak. "Şey, bir ihtimal... abim iyi değil mi? Bana yalan söylemediğinizi umarım." " Hayır, Prenses... sadece dediğim gibi, arabanın tekeri çıkmış. Ama, Leonardo kendi atıyla yolun yarısını bitirmiş olmalı. Lütfen rahatlayın, Leydim." Chris, beni sakinleştirmeye çalışırken bir ses geldi, 'şıp... şıp... şıp...' Sesin geldiği yönde başımı çevirdim. "Dışarıda... yağmur yağıyor." soluk vererek devam ettim, "Galiba bugün abimin ölmesi için tasarlanmış bir gün?". Chris, bana kınayıcı bakışlarını atarak, "Böyle düşünmeniz sadece size zarar verecektir, leydim.". Ama o böyle derken bile yağmur şiddetini hızlandırmıştı. Bir süre iki tarafta konuşmadık. Bu fazla sessizlikten sıkılarak, "Şey," diye bir konuşma başlatmaya başladım. "Camı açar mısınız?" dedim, camı göstererek. Chris' in gözleri ben ve cam arasında dolaştı. "Maalesef leydimin ricasını reddetmek zorundayım." diye hiç beklemediğim bir cevap geldi. O an sorulması gereken ilk soruyu sordum, "Neden?". Chris cama baktı. "Çünkü, daha yeni uyandınız dışarısı da fazlasıyla soğuk. Bu etkenler göz önüne alındığında en doğru seçenek camı açmamak." Bu adam ne zırvalamıştı şimdi. "Ama, temiz hava almamanın beni rahatlatacağını düşünmüyor musunuz lordum?" diye kendimi büyük bir özgüvenle savundum. Her ne kadar Chris'in korkutucu bakışları benim bu özgüvenimi kırsa da kendimi geri çekmedim. Sonunda Chris konuşmaya başlayınca rahatladım. "Leydim, eğer bu kadar çok camın açılmasını istiyorsa kendisinin camı açabileceğini düşünüyorum." dediğinde dudağının kenarı hafifçe kıvrılmıştı. Ben ise ona afallamış bir şekilde bakıyordum. Nasıl bir genç adam daha yeni bayılmış bir kıza böyle bir şey söyleyebilirdi. 'Sen ciddi misin?' bakışlarıma hiçbir cevap gelmeyince meydan okuyan gözlerimle ayağa kalkmaya çalıştım. Ayağa kalkarken baş dönmesinin yanında Chris'in bakışlarını üzerimde hissedebiliyordum. Masaya, sandalyeye ve çeşitli eşyalara dokunurken cama doğru yakınlaşıyordum. Sonunda camın kulpunu tuttuğumda derin bir nefes verdim. Camın kulpunu çevirirken biraz zorlansam da yine de çevirmeye devam ettim. Sonunda camı açtığımda gözlerimde zaferin verdiği o özgüven vardı. Arkama dönüp Chris'e küçümseyici bakışlar atmayı planladığım sırada kulağıma çarpan bir hava vardı. "Geçmişte gerçekten de çok çocuksuymuşsunuz, majesteleri..." diyen Chris'in sesi ve nefesi kulağıma çarptı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.