"Hoşgeldiniz Bay Jeon."
Ufacık gülümserken kafamı salladım.
"Hoşbulduk. Asistan Choi nerede, biliyor musunuz?"
Kadın biraz tereddütlü bir hâl alsa da çatılan kaşlarını gülümseyerek indirdi.
"Emin değilim fakat odasında olmalılar, efendim."
Kafamı salladım ve tam teşekkür edip şirket girişinden ayrılacağım sırada seslenişi ile durdu beni.
"Bay Jeon."
Arkamı döndüm.
"Dinliyorum."
"Bay Kim sizin kendi odasına da uğramanızı emrettiler efendim."
Emretmişmiş havalara bak.
Ama seviyorum kardeşim. Biraz azgın falan ama olsun.
Asansörle sonunda doğru kata geldiğimde indim ve koridor boyu Yeonjun'un odasına adımladım. Odasının cam alanından -çekilmiş perde sağolsun- bir şey görülmediğinden içeride olduğundan emin olamamıştım. Ama her şeye rağmen yine de kapıyı tıklattım.
Bir ses gelmemişti.
Son zamanlarda onunla çok yakınız. İçeriye birden bir şey demez herhalde...
Ben de kapısız köyden geldiğim için ikinci kere çalmaya tenezzül etmeden pat diye girmiştim içeriye.
"Yeonjun'cuğum bizim düğün için Beyonce'yi çağırayım diyorum- LAN OHA!"
Gördüğüm manzara ile içimden kendime ve görgüsüzlüğümün getirisi olan içeriye pat diye girme eylemime karşı küfürler etmiştim.
Bu şirketteki herkes neden odasında sevişiyor kardeşim?!?!
Üzerini düzelttikten sonra doğruldu ve karşısındaki yüzünü göremediğim partnerini biraz kendinden uzaklaştırdı. Partneri uzun boylu çocuk ise ellerini cebine atmış, sıkkınlıkla nefes verirken bana dönmüştü.
NE?!?!?!?!
"Jeongguk...?"
Gözlerim dehşetle açılırken gördüğüm kişi ile gerçekliği sorgulamak adına ovuşturdum gözlerimi.
"Soobin?!?"
Beni dün evimin önünde alan Hoseok'un yakışıklı kuzeni.
"Siz tanışıyor musunuz?"
Yeonjun'a döndüm.
"Aa şey, evet."
Tam tekrardan konuşacağım sırada kolumda hissettiğim el ile arkamı döndüm. İstemsizce suratıma aptal bir gülümseme yerleşmişti. Hemen kendimi düzeltmiştim fark ettiğim an.
"Bay Kim..."
Yabancıların yanında sana kendi isminle hitap etmek neden beni bu kadar zorluyor?
"Bay Kim mi?"
Soobin gülmüştü bu duruma karşı. Sonradan fark etmiştim, bu kural ihlalini. O sırada Taehyung'un suratını arsız bir gülümseme almıştı, alt dudağını yaladı bakışlarını benden çekerken.
"Gülme. Yanlışlıkla demiştir, değil mi Gguk?"
Soobin hâlâ mal gibi gülüyordu.
O sırada Taehyung kolunu belime yerleştirerek karşımızdaki ikiliye dönerek yanıtlamıştı.
"Nişanlımın bu tür fetişleri var da... bazen kaçıyor ağzından böyle hitaplar."
İkisi de bıyık altından gülmeye başladıkları sırada yüzümün aldığı kıpkırmızı ton ile zar zor kendime gelmiş, elini gövdesine atarak kendimden uzaklaştırmıştım. O ortamdan kurtulmak adına hızlı adımlarla Taehyung'un ofisine doğru adımladım.
Böyle bir şeyi nasıl başkalarının yanında söyleyebiliyor? Utanmaz herif!!!!!
İçeriye girdiğimde hızla kapıyı kapattım ve koltuğa yerleştim. Elimi yanaklarıma götürdüm kontrol etmek amacıyla.
Yanıyor resmen! Beni getirdiğin duruma bak Kim Taehyung!!
Hemen sonrasında kapı tekrardan açılmış ve içeriye girmesinin ardından kapatmıştı yavaşça. Elinde her zamanki kahvesi bulunurken bir eliyle omzundan arkaya attığı ceketini tutuyordu. Bana doğru adımlarken çaldığı ıslık ile daha da sinirlerimi bozuyordu.
Başka yere bakmama rağmen onda olan odağım kulağımda yankılanan ıslık sesiyle bir anlığına tamamen bozulmuştu. Islığın ritmi kulağıma o kadar tanıdık gelmişti ki üzerime eğilen bedeni bile algılayamamıştım.
Bu şarkı...
Annemin bana söylediği şarkı.
Kahvesini masaya bırakırken ceketi tutan elini hiç hareket ettirmemiş, diğer elini bacağımın yanına koymuştu. Yüzüme doğru eğilmişti.
"Bu şarkıyı nereden biliyorsun?"
Gülümsedi. Ama bu seferki gülümsemesi öncekilere göre daha içten, daha samimiydi. Altında tatlı bir masumiyet yatıyor gibiydi.
"Dün gece... bu şarkıyı söylüyordun."
Dün gece...
Utanmama rağmen gülümsemiştim güzel yüze karşı. Tüm buzlarım çözülmüştü o an.
"Bu şarkıyı annem söylerdi bana. Her gece yatmadan önce."
Tam tekrardan konuşacağım sırada gözlerini güven verircesine uzun soluklu kırptı.
"Hatta saçlarını okşardı her zaman..."
Yüzüm duyduklarıma ciddileşirken o ise devam etmişti aklımı soru işaretleriyle dolduran sözlerine. Elini çeneme koydu ve baş parmağıyla yanağını okşadı.
"Biliyorum Jeongguk. Seni, senin kadar biliyorum ben."
.
.
.
Birazcık da romantizm oha saka


