Taehyung
"Jeongguk nerede?"
Hoseok ağzı dondurma ile doluyla eliyle içeriyi gösterdi. Ayakkabılarımı çıkartarak içeriye girdim ve büyük salonda -günlerdir her an gözümün önünde olan- beden ile karşılaştım.
Mutfağın önünü kaplayan siyah tezgah masasının içki bölümünde duvara doğru yaslanmış, sarhoş olduğunu en belli eden şekilde kapalı gözlerle bir şeyler mırıldanıyordu.
Sanırım bir şarkı söylüyordu. Biraz daha yaklaşarak kısık sesini dinledim.
Yumuşak bir tınısı var...
Elini kapalı gözlerine götürdü ve ovaladıktan sonra açtı. Karşısında beni görmesine o kadar da şaşırmamış olacak ki, biraz boş bakışlarla bakıp ardından ise gözleriyle gülümsemişti.
Bakışları öylesine gülümsemişti ki, sanki, Sevdiğine bakarmış gibi...
Öyle ya Jeongguk...
Beni, benim seni sevdiğim kadar seviyor musun?
Sanmam.
"Bay Kim..."
Her tının kulaklarımda yankılanıyor... Niye unutamıyorum? Öylesine bilincime yerleştin ki... rüyalarımda bile duyuyorum yumuşak sesini.
"Efendim, güzelim?"
Yüzüme doğru yaklaştı otururken. Ellerini boynuma doladı ve alınlarımızı birleştirdi. Her an yığılacak gibi olduğundan elimi beline doğru uzattım.
"Geldin."
Gülümsedim.
"Geldim."
Alnını alnımdan çekti ve boynuma sokuldu. Ellerini belime doğru doluyordu bir yandan. Boynuma sürtünüyordu güzel yüzünü. Bir kedi misali...
Büyük ihtimalle sarhoş olduğundan sesi çok fazla çıkmıyordu. Bu nedenle kısık sesle konuşuyordu ve ben onu duymak adına biraz daha yaklaşıyordum.
"Evimize gitmek istiyorum."
Suratıma azıcık belli olsa da gururlu bir gülümseme yerleşmişti. Yıllar geçse bile hâlâ suratımı güldürmeye devam ediyordu.
Senin yüzünden kimseyi sevemedim. Eğer beni sevmemeyeceksen, neden yıllarımı çaldın?
Bu sabah aklıma böyle kazındın.
"Neden bana yalan söyledin Jeongguk?"
Bakışlarını boynumdan kaldırdı ve gözlerime baktı. Öylesine yorgun ama tatlı bakıyordu ki, sorumu bile unutmuştum.
Sana sinirli olmam lazım Jeon Jeongguk. İşleri zorlaştırma.
"Hatırlamıyorum..."
Yanakları içmekten kızarmıştı. Aslında dün gece de onun bu hâlini gördüğümden eskisi kadar korkutmuyordu sarhoş hâli beni. Ondan değil, kendimden korkuyordum. Bedenine yapabileceklerimden. Onun cazibesine yenilmekten. Sarhoş birimden yararlanamazdım.
Ama sanırım dün gece yararlanmıştım. Fakat bu yüzden kendime kızmıyordum. Zira ben de sarhoştum. Ve gece aklıma kazınan kısa kesitlerden birinde, kendisine içmemesi gerektiğini bile söylemiştim. Bu durumda gece yaşananlar benim sorumluluğumda değildi.
"Bana kuzenin Hyunjin'in evinde olacağını, onun doğum günü olduğunu söylemiştin. Ama gel gör ki... Seni nerelerden topluyorum."
Gözlerimi yumdu. Ve bu şekilde yanıtladı sorumu.
"Özür dilerim sevgilim."
Sevgilim mi?
Bir anda vücudumun girdiği refleks ile dönüp kalmıştım. En başta algılayamasam da sonradan ne yaşandığını anlamıştım sanırım. Ben, ilk kez utanıyordum.
Yüzümün kızardığını hissedebiliyordum.
"S-Sevgilim mi?"
Ben...kekeledim mi?
Hâlâ gözleri kapalıyken ellerini boynuma attı. Gülümseyerek kafasını salladı.
"Evet...değil misin?"
Yutkunup, boğazımı temizledikten sonra kafamı salladım.
"Öyleyim."
Boynumdaki ellerini hareketlendirirsen bir anda beni kendisine doğru çekerek dudaklarımızı birleştirmişti. Ben daha ne olduğunu bile kavrayamazken elini kravatıma doğru götürdü ve yavaş yavaş açmaya koyuldu. O sırada dudaklarımda geziniyordu.
Kravatından ellerini kavrayarak biraz aşağıya doğru indirdim ve dudaklarına -bu öpücük daha ileri seviyelere taşınmadan- kısa ve yumuşak bir öpücük kondurarak kendisinden ayrıldım. Gözleri bu hareketimle açılırken istekli bir bakışı almıştı. Bittiğiniz için üzgün gibiydi.
"Sarhoş bedeninden yararlanmak istemiyorum güzelim."
Elimi beline doğru uzattım ve kavramken oturduğu uzun sandalyeden indirdim. Ardından ise belindeki elimi onun eline kenetledim.
"Hadi evimize gidelim."
.
.
.
Bunlar hep fırtına öncesi sessizlik askolar

