Bulundukları oda artık iyice dolmaya başlamıştı elli altmış kadar şövalye, yirmiye yakın diplomat bir o kadar da büyücü vardı. Adalia kaçıncı bardağını içtiğini bilmiyordu. Ama burdan sonra zaten eve gönderileceklerdi, eşyalarını almaları gerekiyordu.Yolda ayılırdı o yüzden fazla dert etmeden içiyordu. Bir iki tane öğrenci daha girdi ama Adalia’nın ilgisini cezbetmemişlerdi. Ne sürüldüğünü anlayamadığı güzel ekmekten bir ısırık daha aldığında salona bir grup denetmen girdi. En yaşlıları bir adım öne çıktı.Uzun beyaz saçlarını ensesinde zarif bir topuz yapmıştı. Kadim bir görünüşü vardı, insana istemsizce saygı duyurtuyordu. Tok bir sesle öksürdü. Öğrencilerden gelen boğuk uğultu bıçak gibi kesildi.
-Hepiniz Taç akademisine hoş geldiniz. Zorlu sınavlar atlattınız. Akademinin ünlü kabul yemeği olan şarap ve ekmeği beğenmişsinizdir umarım.
Cevap beklemeden devam etti. Herkesin yüzündeki memnun gülümsemeye bakarsa bir cevaba ihtiyacı yoktu gerçi.
- Yüz yıllardır kraliyetteki önemli kişileri yetiştirmiş olan akademimizin artık birer öğrencisisiniz. Sizden bu bilinçte davranışlar sergilemenizi istiyoruz. Akademinin kurallarına uymamak disiplin cezasına, ileriki durumlarda atılmaya sebebiyet verir. Kurallar kitapçığını güzelce okumanızı öneririm. Odalarınızda birer tane sizi bekliyor olacak. Bildiğiniz üzere yatılı bir akademiyiz fakat başkentte ikametgahı olanlar bu hizmetten faydalanamazlar. Yurtlar kadın ve erkek binası olmak üzere akademinin iki ucunda bulunur. Tahmin edebileceğiniz üzere girişleri karşı cinse yasaktır.
Şövalye grubundan ufak gülüşmeler duyuldu.
- 3 ana dalın dersleri ayrı yapılır fakat ortak dersleriniz de mevcuttur. Seçmeli derslerinizi öğretime başlanan ilk hafta içinde yapmanız gerekir. Üç gün içerisinde ihtiyaçlarınızı halledip yurda yerleşmenizi istiyoruz.Hafta başında akademi yılı resmi olarak başlayacaktır. Şimdilik sizlere söyleyeceklerim bu kadar. Ben baş denetmen İlter, bir sorunuz olursa sekreterime danışabilirsiniz.
Denetmenler salondan çıktığında boğuk uğultu tekrar başladı. Adalia bardağındaki son yudumu alıp yerinden kalktı. At arabası gelmiş olmalıydı. Şaraptan mayışmış gözleri karanlıkta çok iyi çalışmıyordu. Etrafı biraz inceledikten sonra aile armalarının işlenmiş olduğu arabayı görebildi. Kapıyı açıp büyük bir oflamayla kendini içeri bıraktı. Kafasını kaldırmasıyla kalkan büyüsü yapması bir oldu. Bir çift kehribar göz karanlıkta ona bakıyordu.
-Adalia sakin ol benim.. bir de arkadaşım..
Jan’ın kısık sesini duyduğunda kalkan büyüsünü indirdi.
- Sana haber vermeden arabanı kullandığımız için özür dileriz. Ama mecburduk. Seyise hareket etmesini söylesen yolda durumu açıklasak nasıl olur?
En güzel gülümsemesiyle söylemeye çalıştığı belliydi. Şaraptan keyfi yerindeydi. Macera yaşamak isteyen 2 gence mani olası yoktu.
- Saldırı büyüsü yapmadığım için şanslısınız , dedi göz kırpıp. Sonra arabanın ön camını tıklayıp seyise “Gidelim” diye seslendi.
Jan’a bakmaya çalışsa da kehribar gözlere tekrar bakmak istiyordu. Dürtüsüne ket vurmayı başardı.
- Evet kendi arabanızla niye gidememiştiniz?
- Eeeh, şöyle ki arabalarımız kontrol altında.
Adalia’nın bir kaşı kalkmıştı. Akademiye kabul olur olmaz yasa dışı bir şeye bulaşmak istemiyordu.
- Umarım benim başımı yakmazsınız.
-Ben buradayken o mümkün değil, dedi yabancı.
Sesinin keskinliğiyle aniden ona dönmüştü Adalia. Dolunay’ın ışıldattığı bir yoldan geçiyorlardı. Yabancının yüzü bu ışıkla tamamen aydınlanmıştı. Gece ay ışığında kolaylıkla melek sanılabilirdi.Bu kadar yakışıklı bir yüzü çok yakından görünce biraz afalladı. Sabah gördüğü çocuktu bu, beyaz pelerini ve kraliyet armasıyla karşısında oturuyordu. Şaşkınlıktan gözleri büyümüş ağzı açılmıştı. Jan telaşla konuşmaya başladı.
-Evet sizi tanıştıramadım. Bu Helion, çocukluk arkadaşım. Aynı zamanda 3. Prens.
İsmi ona çok uygundu. Güneşin oğlu demekti, güneş gibi saçlarıyla insanların dünyasına teşrif etmişti sanki.
Adalia oturduğu yerde küçük bir reverans yaptı. Daha saygılı olmaya çalışarak. Şu an bu ne kadar mümkündü bilemiyordu ama.
-Adalia dedi, başını eğerek.
Helion muzip bir tonda
- Saygı da bulunmana gerek yok. Kalabalıkta değiliz , dedi.
Adalia’nın çok da umrunda değildi. Annesi’nin sıkı eğitimleri yüzünden yapıyordu tüm bunları.
- Bu hala benim arabamda neden yolculuk yaptığınızı açıklamıyor.
Jan’a bakarak konuşuyordu çünkü Helion’a bakarken tuhaf bir hisse kapılıyordu ve bu yabancı histen hiç hoşlanmamıştı.
-Ah evet.. Şöyle ki.. Helion ve ben ara sıra saraydan kaçarız. Ben Helionun fedailerinden biriyim. O nereye ben oraya misali. Bazı günler çok bunalınca kimseye fark ettirmeden böyle küçük maceralara çıkıyoruz.
Jan’ın babası son yıllarda sarayda çok yükselmişti. Güvenlilte üst düzey sorumlulardandı.Şövalyelerin atamasıyla ilgileniyordu. Yine de Prensle bu kadar yakın olmalarını beklemiyordu.
- Küçük macera mı buna yardımcı olduğunu öğrenirlerse kellen tehlikeye düşer. Haykırarak söylemişti bunu.
-Ahh, kimse onun yardımcı olduğunu söylemedi. Jan sadece emirlerime uyuyor. Helion’un sesinde bir tını vardı. Çok garip bir şey söylese dünyanın en normal şeyi gibi duyulabilirdi.
-Yaa öyle mi? Umarım beni bu işe bulaştırmadan sıyrılırsınız. Lockt malikanesi kaçak prenslere ve fedailerine kapalı.
Annesi diplomatik bir krize neden olabilecek bu duruma nasıl tepki verirdi tahmin dahi edemiyordu.
-Ahh o konuda.. aslında bizi Aspan davet etmişti.Evinizin başketten neredeyse 1 gün uzakta olduğunu düşünürsek bizi kolay kolay bulamazlar.
Büyük bir kahkahanın dudaklarından firar etmesine karşı koyamadı Adalia.
Annesinin bu duruma tepsini ölümüne merak ediyordu.