"Minho, hadi kalk. Okula gidelim."
Bunu söyleyen Han'dı, normalde bu kadar erken kalkmazdı. Ama sırf Minho'yu kaldırabilmek için erken kalktı.
"Bekle bir dakika..."
Bunu uykudan gözlerini daha yeni açan Minho söylemişti.
"Bunların hepsi bir rüya mıydı?"
"Eminim güzel rüyalar görmüşsündür, şimdi kalk hazırlan amfiye gidelim. "
Memnuniyetsiz bir şekilde yorganı üzerinden atıp sallana sallana üstünü giydi ve klâsik sabah rutinini tekrarladı.
Mutfakta kahvaltı yapan Han'ı görünce, yanına gidip masayı hazırlamak için tabak çıkardı. Han yanında ona yardım eden Minho'yu farketti ve ona bir şeyler sordu.
"Rüya demişken, nasıl bir rüya gördün? Belki iki dudak birbirine oldukça yakın bir mesafedeyken, belkide..."
Eliyle Han'ın ağzını kapattı.
"Biraz daha bu konuları konuşursan, sokakta yaşayabilirsin. Lütfen sessiz sakin yaşam süren iki ev arkadaşı gibi olalım. "
"Ev arkadaşı olduğumuzu da nereden çıkardın? "
Gözleri, bu cümleden sonra hiç olmadığı kadar faltaşı gibi açılmıştı. Çünkü Han'ın bu söylediğine göre, gerçek amacı yavaş yavaş gün yüzüne çıkıyordu.
"Şu an aynı evde iki öğrenci yaşıyoruz çünkü."
Uzunca süren sessizliği, Minho'nun merakı bozdu.
"Biz hep böyle beraber mi yaşayacağız, sen kendi evinden taşınabilir misin acaba benim yanıma? "
"Bak bu güzel bi soruydu."
"Hadi ama, sadece biraz merak ettim! "
"Tamam tamam, cevaplayacağım sorunu merak etme...
...Evimden çıkmayı az çok düşünüyordum zaten, ev sahibim beni çok zorluyor evden çıkmam için. "
"Hmmm..."
***
Sonunda atışmaları bitince, evden hazırlanmış bir şekilde çıkıp okula gidebildiler. Okula giderken evdekinin aksine, oldukça sakin bir şekilde yolculuk yapıyorlardı.
Biraz ağır bir fren ile arabayı okulun otoparkında durdurdu Minho. Tabi bu davranışı Han'ı biraz kızdırdı.
"Biraz fazla mı asabi bir şöförüz?"
" Hem de görebileceğiniz en asabi şekilde, Mr.Malaysian ... "
" Tavırların ve konuşman ile hemende milliyetini belli ediyorsunuz, Mr.French. "
" Milliyetçilik yarıştırma seansımız bittiyse, derse gidebiliriz bence ne dersin? "
"Zahmet olur, Mr.French ... "
Kafasını geri çevirip etrafa bakarak derin bir nefes aldı. Arabanın kaputuna yaslanıp Han'a cevap verdi.
"Aslında, Mr French güzel bir lakap ve ben bu lakabı baya sevdim. Ancak bir sorunumuz var; ben iki kıtaya da hitap eden bir kişilikteyim, bunu unutma. "
Han'ın kafası karıştırmıştı, iki kıtaya hitap etmek? Güzel bir lakap? Kıtalara özel hitap edilen kişiliklere sahip olmak?? Ayrı ayrı kişiliklere sahip olmak?????
Bu çocuk cidden onu delirtiyordu, ancak şu cezbedici ve derin bakan çelik gözlere kimse hayır diyemezdi.
Ve eğer gözlerin güzelliğine kapılmaktan bahsedilirse, bu konuda bilgi almak için Han'a soru sorun.
Çünkü o, çoktan bir çift yeşil gözün cazibesine kapılmış durumda; Yeşil gözlerin ormanına çoktan gömülüvermişti kendini.
