İçeriğe geç

Mon ami à la maison // Minsung

Bölüm 10 · 3 dk okuma

Mon ami à la maison // Minsung

Bölüm 10

"Wow, What a Night!" (Ep.8)

"Bakın, özür dileriz. Gerçekten kötü bir amacımız yok!"

Biraz durup etraftaki ağaçlara baktı. Boğazını temizleyerek tekrardan kendini açıklamaya çalıştı.

"Bayım, biz burada sadece yıllar önce buraya gömdüğümüz bir sandığı arıyoruz. Kötü bir amacımız yok..."

"Ya, demek öyle olmuş.."

"Evet bayım, biz sadece bize ait olan bir sandık arıyoruz. Kötü bir şey yapmıyoruz, şimdi eğer müsaade ederseniz, aramamıza devam edeceğiz. "

"Peki, devam edin."

Elindeki kürek ile sandığı aramaya devam etti.

Uzun uğraşlar sonucu, sonunda sandığı buldu.

"Bak bakalım, içinde ne varmış Han?"

"Sadece kafam boyutunda bir sandığı mı bulmaya geldik? Ne aptalca..."

"Emin ol içindekileri görünce bu seni memnun edecektir."

"Bakalım abarttığın kadar var mıymış?"

"Abarttığım kadar yok çünkü ben abartmıyorum."

"Öyle mi olmuş?"

Bunu söylerken bir adım yaklaştı ona. Zümrüt yeşili gözlerine iyice odaklanmışken, sözlerini tekrarladı.

"Öyle mi olmuş, Mr French?"

"Öyle oldu, Mr Malaysian."

"Güzel."

***

"Sonunda evdeyiz, sence bu sandık için koskoca bir restoranın bahçesindeki ağaç altını kazmaya değer miydi?"

"Han, sende gördün. Restoran açık değildi, yani çok farkedilmedik."

Omuzları geriye düştü, derin bir nefes alıp cümlesine devam etti.

"Bak, oraya sonradan bir güvenlik geleceğini nasıl bilebilirdim ki? Ama bence bu anıları görmen için değer. "

Sesi oldukça heyecanlanmışa benziyordu, sandıkla ilgilenirken bakışlarını Han'a çevirdi.

Bakışırlarken inceden attığı gülüş, cesur bir oğlanın içindeki naif davranışlarının gün yüzüne çıkışı...

Jisung'un bu çocukla aşka düşmemesine hiç bir imkan yoktu. Flörtöz, fakat bir o kadarda beyefendi. Kaslı, ancak bir o kadar da yumuş yumuş...

Jisung'da aşık oldu.

Çünkü aşk, kimin ne zaman düşeceğini bilemediği bir çukur gibidir. Bir kere düştün mü, çıkmak istemezsin o çukurdan.

"Ve bu sandık, aslında bir zaman kapsülü değeri görüyor. Çünkü yaklaşık 20 yıl önce, o restoranın belkide plani bile çizilmemişken ben ve arkadaşlarım oraya anılarımızı gömdük. "

Ellerini sandığın üzerinde gezindirerek tozları siliyordu.

"Birbirimize bir söz verdik; eğer kim 20 yıl sonra hala yaşıyor ve aşkını bulmuş mutlu bir şekilde yaşıyor olursa, sandığı o açacak ve sandıkta ki eşyalarını ömrünün sonuna kadar saklayacak."

"Bekle, ne?"

Afallamıştı. Çünkü Minho bir yandan onunla flörtleşiyor, bir yandan ise aşkını bulduğunu söylüyordu.

Bu çocuk öyle flörtözdü ki, bir bitkiyle bile flörtleşebileceğinden emindi. Ne aptallık ama, değil mi?

Flörtöz bir kişiyle aşka düştüğünüzde; onun başkalarına iltifat etmesini, onlara dokunmasına, yan yana durmasına ve sarılmasına şahit olacağınız bir çok an vardır sizler için.

Sevdiğiniz birinin, başkalarıyla flörtleşmesini izlemek yorucu olduğu kadar düşündürücüdür çünkü sizi sevip sevmediğinden de şüphe edersiniz. Değil mi?

"Evet doğru duydun, aşkımı buldum ve bu sandığı açmakta kendime hak tanıdım. "

Kafasını sallamakla yetinebildi ancak, hoşlandığın kişinin sevgilisi olduğunu öğrenmek ağır gelirdi çünkü insana.

"Her neyse, şu an saat kaç?"

"Ona çeyrek geçiyor."

"Evime gidip eşyalarımı almak istiyorum. Yardımcı olur musun?"

"Gidebiliriz."

***

"Teşekkür ederim, yardımların için."

"Rica ederim."

Kol saatinden saati kontrol etti, söylese mi söylemese iki arada bir derede kalsa da sormadan da edemedi.

"Saat biraz geç olmuş, uyuyalım mı?"

"Hm?"

"Uyuyalım mı diyorum, saat geç oldu."

"Sandığa bakmadan uyutmam seni."

"Ne var sanki şu sandıkta beni uyutmana izin vermeyecek kadar?"

"Ver yetkiyi, gör etkiyi."

Afalladı.

"Ne, ne dedin sen?"

"Boşver. Al bak, bunlar benim yirmi sene önceki anılarım..."

Sandığın içindeki bir fotoğraf dikkatini çekmişti, çünkü daha önce gördüğü hatta kendisine travma yarattığı bir kişi de o fotoğrafta bulunuyordu.

"Minho?"

"Hm?"

"Fotoğraftaki şu uzun boylu, sarışın ve bir kolu sargılı çocuk kim?"

"İsmini anmak bile istemediğim biri işte."

"Eğer o kişiyi hatırlıyorsan, lütfen bana onun nereli olduğunu söyle."

"Avustrulya, neden?"

"Siktir..."

"Han, neler oluyor?"

Boğazında sanki bir yumru vardı ve Han'ı konuşturamıyordu. Güçlükle kendini toplayabilip Minho'ya bakarak anlatmaya başladı.

"Minho, o çocuk... Fotoğrafta şu sana söylediğim sarışın çocuğun arkasındaki yanakları tombul ve alnında bir sargı olan bir çocuk var, görebiliyor musun?"

"Evet, nedenki?"

"O çocuk, benim."

"Evet, neyin oluyor?"

"Öyle değil, o fotoğraftaki çocuk benim. O benim fotoğrafım, önümdeki ise benim travmam. "

Derin bir nefes alıp gözlerini ovuşturdu. Sevdiği oğlanın yanında ağlayıp onun gözünde güçsüz bir insan profili çizdiremezdi çünkü kendisi için.

"O gün, travmamla beraber kameralara son kez gülümsedim. "

Bölüm sonu

2 yorum