Ne yapacağını bilmemek... Yani çaresizlik. Önünde iki yol vardır ama aslında seçeneğin yoktur. Mecbursun. "Mecbur" kelimesi ne kadar da doğruydu.
Gitmeyebilirdim ama gitmek istiyordum. Dün gece meraktan uyuyamamıştım bile. Eğer gitmezsem bu gece de uyuyamayacaktım. O yüzden gitmek zorundaydım. Zorunda olmayı hiç sevmemiştim.
Ben düşüncelerime dalmışken Liora odaya girdi. Yarım saattir odadan çıkmıştı. Sanırım annesine olanları anlatıyordu çünkü annesinin kızgın sesini duyuyordum.
"Liora, sanırım ben kararımı verdim."
Başını salladı.
"Bu yüzü tanıyorum, Alyeska. Gitmeye karar verdin, değil mi?"
Gülümsedim. Beni iyi tanıyordu.
"Öncelikle onu bulmam gerekiyor. O kralı."
Ayağa kalktım ve odada dolaşmaya başladım.
"Liora, o adamın adı ne biliyor musun?"
Liora güldü. Ona "Ne?" der gibi baktım.
"Karan'mış adı. Yani annem öyle söyledi. Yıllardır o yönetiyormuş krallığı. Çok güçlü olduğunu söyledi. Halk onu çok seviyormuş ama aynı zamanda herkes ondan korkuyormuş. Alyeska, bana o adamın çok tehlikeli olduğunu söyledi."
Ciddi bir şekilde söylediklerini dinliyordum.
"Nasıl güçlü?"
"Güç işte, Alyeska. Sihir gibi. Ona doğuştan verilen güçler. Ne olduğunu bilmiyorum ve emin ol, bilmek de istemiyorum."
Yutkundum. Liora da korkuyordu. Karşımızda hakkında hiçbir şey bilmediğimiz bir ırk vardı. Tek bildiğimiz şey, atalarımızın barış yapmaktan başka şansı olmadığıydı. Onlardan herkes korkardı. Benim gibi.
"Ben gidiyorum, Liora."
"Alyeska, dur. Bir yemek ye. Zaten uyumadın."
"Öğleden sonra dönerim."
Kapıya doğru döndüm ve yürüyüp odadan çıktım. Acaba anne ve babam şu anda ne yapıyordur, diye düşünerek aşağı indim ve Lioraların evinden çıkıp meydana doğru yürüdüm.
Normalde herkesin erkenden kalkıp işiyle ilgilenmesi gerekiyordu ama dışarıda hiç kimse yoktu. Sabah güneşiyle beraber meydana doğru yürüdüm. İlk aklıma burası gelmişti. Dün kırılan müzik aletleri, tezgâhlar... Her şey hâlâ yerinde duruyordu. Kimse düzeltmemişti.
Tepeye baktım.
Işık hâlâ yanıyordu.
"Işık hâlâ yanıyor."
Dejavu hissi tüm bünyemi ele geçirdi. Dün gece de aynı böyle olmuştu. Ben tepedeki ışığa bakarken yaşlı adam gelmişti. Şimdi de aynı şey oluyordu. Yavaşça arkamı döndüm ve onu tam karşımda gördüm. Pelerin takmıştı. Pelerinin şapkası yüzünü kapatıyordu.
"Kimsin sen? Neden sürekli karşıma çıkıyorsun?"
Yaşlı adam yüzüne baktığımı görünce yüzünü eğdi.
"Sabah güneşi vururken yüzüne gitmen gerekiyor. O güne... Rüyanda gördüğün gerçek ise gerçek nerede, öyleyse?"
Bu da neydi şimdi? Bu adam neydi? Ne olduğunu nereden biliyordu ve bana ne anlatmaya çalışıyordu?
Kafam karışmış gibi ona baktım.
"Anlamıyorum."
"Zaman, küçük kız. Zaman. Onu iyi kullan. Sana dediklerimi unutma."
Konuşmasını bitirip ormana doğru yürüdü. Ben şaşkınlıkla ona doğru bakarken daha ormanın içine girmeden kayboldu. Sanki bir anda yok oldu.
Kafamı iki yana salladım. Benim hayatıma ne olmuştu birden? Anlamıyordum. Anlamak da istemiyordum.
"Rüya" dediğinde aklımda bir yer canlanmıştı. Yaşlı adam sanırım bana onun yerini söylüyordu ama neden doğrudan değil de bilmece ile söylüyordu?
Orman yoluna doğru yürüdüm. Aklımda bir yer vardı. Orada olduğunu düşünüyordum. Umarım yanılmıyorumdur.
Orman yolunda hızla yürüdüm. Ormanın sonunda bir şelale vardı. Orayı küçüklüğümden beri çok seviyordum. Biraz uzak diye köylüler oraya gitmiyor zannediyordum ama aslında orası sınırmış. Şelalenin hangi tarafa ait olduğu belli değildi. O yüzden oraya kimse gitmezdi ama ben gizlice gidiyordum.
Yaşlı adam "rüya" dediğinde orası gözümün önünde canlandı.
Dakikalarca bildiğim yolda yürüdüm. En sonunda oraya vardım.
Oradaydı.
Benim kendim için yaptığım taştan yerde oturuyordu.
Bilerek fazla ses çıkardım ki geldiğimi anlasın diye ama bir kere bile dönüp bakmadı. Yanına doğru yürüyüp tam karşısında durdum.
"Benim yerimde oturuyorsun."
Ben daha sözümü bitirmeden ayağa kalktı. Nefesimi tuttum. Böyle aniden ayağa kalkınca korkmuştum.
"Otur."
Otur mu? Gerçekten mi? Neden bu kadar sinirliydi? Dünkü rahat tavrından eser yoktu. Çok sert bakıyordu. Tam bir şey söyleyecektim ki Liora'nın dediklerini hatırladım. Güç... Evet, gücü. Benim üzerimde falan kullanırsa burada hiçbir şey yapamazdım. Sesimi bile çıkarmadan oturdum.
Kafasını iki yana sallayıp arkasını döndü.
"Böyle olmaması gerekiyordu."
Ağaca tekme atınca yerimden sıçradım.
Bana doğru döndü.
"Buraya nasıl geldin? Anlat."
Korkuyla yüzüne baktım.
"Sabah uyandım, meydana gittim. Yaşlı adam bana bir bilmece sordu. Ben de burada olduğunu anladım ve geldim. Bu kadar."
Yanıma gelip yere diz çöktü.
"Yaşlı adam kim?"
"Neden bana bu soruları soruyorsun? Buraya ben sorularıma cevap ver diye geldim."
Derin bir nefes alıp yukarı baktı.
"Öyleydi ama doğru gitmiyor. Yaşlı adam kim? Sana ne dedi?"
Bu nasıl saçma bir şeydi böyle? Anlamıyordum.
"Doğru gitmediğini nereden biliyorsun?"
"Alyeska, yaşlı adam kim diyorum."
"Bilmiyorum, bilmiyorum. Birden ortaya çıktı. Tanımıyorum. Benim dışımda kimse görmüyor."
Ayağa kalktı ve burun kemerini sıktı.
"Tam olarak ne dedi sana? En başından anlat, Alyeska. Bu çok önemli."
Dişlerimi sıktım. Ben de sinirleniyordum artık.
"İlk karşılaşmamızda fırındaydı. Gelip ekmek istedi. Fırıncı ona ekmek verdi. Liora da gördü adamı ama fırından çıkınca adamı görmediğini, benim rüya gördüğümü söyledi. Sonraki karşılaşmamızda meydandaydı. Tepedeki ışığa bakıyordum. Işığın o günden beri yanmadığını söyledi ve ortadan kayboldu. Sonraki karşılaşmamız bugün meydandaydı. Işığın hâlâ yandığını söyledi. Ona kim olduğunu sordum. Bana bir şey söyledi, karışıktı. 'Rüya gerçekse gerçek nerede, öyleyse?' Bunu hatırlıyorum. Sonra aklımda burası canlandı. Adam da ortadan kayboldu. Ben de buraya geldim. Bu kadar."
Söylediklerimi dinledi. Her konuştuğumda yüzü biraz daha sertleşti. Gerçekten bir şeyler yolunda gitmiyordu.
"Evine git, Alyeska. Anne ve babanın yanına dön. Sorularını onlara sor."
Ayağa kalktım.
"Şaka mı yapıyorsun sen? Tüm gece uyuyamadım bu sorular yüzünden."
Yanıma yaklaştı, çenemi tutup gözlerimi gözlerine yaklaştırdı. Gözlerinin rengi değişti. Mavi gözleri kırmızıya döndü. Hipnoz olmuş gibi gözlerinin derinliklerine baktım.
Çenemi bıraktı.
Başıma bir ağrı girmişti.
"Ne yaptın sen bana?"
"Evine, Alyeska. Hemen."
Gözlerim bulanıklaşmaya başladı. Ayaklarım bana ait değildi. Ne kadar durmak istesem de yürüyordum. Sanki zihnimin kapıları tek tek kapanıyor, yerini onun sesi dolduruyordu.
"Dur..."
Kelime dudaklarımdan fısıltı gibi çıktı.
Ama vücudum beni dinlemiyordu.
Şeytan kral...
Bana ne yapmıştı?
