İçeriğe geç

MİTOLOJİKLER

Bölüm 7 · 4 dk okuma

MİTOLOJİKLER

Bölüm 7

BÖLÜM 6: TAKİPÇİ

Papaoutai- Stromae

Ben buradayım ve ben buradayken kılına zarar gelmez. Gelirse nasıl bir canavara dönüşeceğimi ise kimse tahmin edemez.

“Bu da ne; bir tür ima mı, yoksa tehdit mi?”

“Bilmiyorum Baek-hyun, ama ya başımıza bir şey gelirse?”

“Ben buradayım ve ben buradayken kılına zarar gelmez. Gelirse nasıl bir canavara dönüşeceğimi ise kimse tahmin edemez.”

“Baek-hyun…”

“Efendim?”

“Ben… Çok korkuyorum. Ne yapacağız Baek-hyun?”

“Annem giderken çantasını aldı mı?”

“Hayır, çantası valizde. Neden sordun?”

“Evin anahtarı çantasındadır.”

“Ama eve dönemeyiz Baek-hyun, doktor bizi gözetim altında tutmak istediğini söyledi.”

“Biz de kaçarız.”

“Hayır, yapmayız.”

Bunu dememle birlikte Baek-hyun’un yüzüne yaramaz bir gülümseme yerleşti.

“Yapmayız, değil mi?”

“Hyun-Joo, annemiz bir gün hastane odasından öylece çıkıp gidiyor ve bir daha haber alamıyoruz, başına ne geldiği belli değil. Babamız desen zaten adamın umurunda değiliz, telefonlarımıza cevap vermiyor.”

“Bir kez daha arasak?”

“İlk aramamızdan beri neredeyse 50 defa aradım. Son aramalarımın hiçbiri ulaşmadı. Telesekretere onlarca mesaj bıraktım. Baksaydı bakardı. Bakmadı ve bu durumda o suçlu.”

Normal bir zamanda bana abilik yapmasından hoşlanmaz, ona kızardım ama şu an buna ne kadar ihtiyacım olduğunu yeni fark ediyordum.

“Hyun-Joo, şu andan itibaren uzun süre sahip olduğumuz tek şey birbirimiziz.”

Senin bir ikizin var, benim hiç kimsem. Biz aslında iki yabancıyız Baek-hyun. Bunu sana demeyi ne kadar istiyorum bir bilsen. Ama ne kadar korkak olduğumu daha iyi biliyorsun.

***

ULSAN/GÜNEY KORE

Balkondan gece sebebiyle ışıklarla donatılan tüm o beton yığınlarına bakarken telefonumun sürekli olarak çalışı kulaklarımda çınlıyordu. Kim olduğunu iyi biliyordum, neden aradığını da. Son aramada ne kadar sakin görünmeye çalışsam da artık çıldırma düzeyine gelmiştim. Sehpanın üzerindeki telefonumu aldım ve kapatma tuşuna basılı tutup tamamen kapattım. Polise haber vermiş olmalılardı. Bu düşünceyle içeri dönüp kendi telefonumu takım elbisemin ceketinin cebine attım ve onun telefonunu elime aldım. Çırpınışı hiçbir işe yaramayacaktı, ama o da içten içe biliyordu; Mecbur kalmasam yapmazdım.

Telefonunun hattını çıkardım ve elimle ikiye kırdım. Ceketimin iç cebinden çıkardığım çakmağı kullanarak yaktım ve balkondan aşağı savurdum.

“Üzgünüm ama bunu yapmak zorundayım.”

Söylediğime tepkisine bakmak için yüzümü ona döndüm. Önüne doğru yavaşça yürüdüm. Çırpınmayı bırakmıştı; ağzındaki bez parçasını ve bağlı olduğu sandalyeyi kabullenmiş gibi görünüyordu. Sadece birkaç saat önceye kadar oldukça bakımlı olan ama şu an o halinden eser kalmayan darmadağınık saçlarının ardından dimdik ve korkutucu bakışlarıyla bana bakıyordu. Yüzümü onunkiyle aynı hizada tutmak için belimden eğildim.

“Yapma, istediği oyuncak alınmamış bir çocuk gibi görünüyorsun.”

Bulunduğumuz odada 8 tane olan adamlarıma baktım ve sonra odanın bir köşesinde sessizce çalışan başka bir adama döndüm.

“Durum nedir doktor?”

“Laboratuara geri dönmem gerekiyor.”

“O zaman seni bırakalım. Gidiyoruz. Sen de iyi bir uyku çek. Yarın fazla yorucu bir gün olacak.”

4 adamım ve doktorla beraber küçük daireden çıktık.

***

SEUL/GÜNEY KORE

“Ne demek 24 saat olması gerekiyor? 24 saat sonra başına bir şey gelirse ne olacak?”

“Bay Park, yasalar böyle. Bizim yapabileceğimiz bir şey yok.”

Baek-hyun’un aksine ben biraz daha sakindim.

“Peki, biz ne yapmalıyız? Evimizin anahtarı bizde, eve mi gitmeliyiz yoksa burada mı kalmalıyız?”

“Burada kalın lütfen.”

“Tamam, ne zaman taburcu olabiliriz?”

“Bu konuyla ben ilgilenmiyorum, lütfen doktorunuzla konuşun.”

“Teşekkür ederiz.”

“24 saat dolunca tekrar gelin lütfen.”

“Tamamdır, görüşmek üzere.”

“Görüşürüz çocuklar. Unutmadan, gülümsemenize dikkat edin.”

Yerimden sıçradım ve arkamı döndüm.

“Hyun-Joo, Hyun-Joo! Hangi ara uyudun ya!”

“N’oluyor ya…”

“Kahvaltı yap, kahvaltı!”

“Ne kahvaltısı?”

“Akşam kahvaltısı.”

“Akşam kahvaltısı mı olur Baek-hyun?”

“Olmaz işte.”

“Olmaz tabi.”

“Hyun-Joo sen beni çıldırtacaksın! Kalk be!”

“Al kalktım. Ver kahvaltımı.”

“Bana ne kalk kendin al.”

Oflayarak kalktım ve kahvaltılarımızı teslim alıp kadına teşekkür ettim.

“Biraz önce gidip güvenlikle görüştüm, 24 saat sonra kayıt oluşturabileceklerini söyledi. Yani saat 2 gibi tekrar gideceğiz. Büyük ihtimalle karakola gideriz, bu yüzden hazır ol.”

“Tamam. Saat kaç?”

“8’i 10 geçiyor.”

“Anime izlemeyecek misin bugün?”

“Hayır, hiç keyfim kalmadı. Biraz dışarı çıkacağım.”

“Tamam.”

“Dikkat et.”

“Tamam. Keyfine bak.”

***

ULSAN/GÜNEY KORE

“Vampir denilen bu canlılarda tüm kan değerleri düşüyor ve kanda tespit edilemeyen bir madde bu değerlerin eksikliğini kapatıyor. Yani birey günlük yaşamına devam ediyor fakat testlerde değerleri düşük çıkıyor.”

“Diğerleri?”

“Onlar için biraz daha araştırma yapmalıyım. Bunun kayıtlarını yapayım, hemen çalışmalara başlayacağım.

“Acele et lütfen.”

“Denek üzerinde çalışma yapmak için şu sözleşmeyi imzalamanız gerekiyor. İmzaladığınız an geri dönüşü olmayacak.”

Önüme konulan sözleşmeye baktım. Birkaç madde gözüme çarptı.

“Madde 3: 4,5 milyon dolar deneğin ailesinden 18 yaş üstü olan tüm mensuplara eşit olarak dağıtılacaktır.

Madde 8: Denek hayatta kalabilir veya hayatını kaybedebilir. İki durumda da tüm sorumluluk ailesindedir.”

Zaten daha önce okuduğum sözleşmeyi imzaladım. Bu yapabileceğim en iyi seçimdi.

***

SEUL/GÜNEY KORE

Kapı açıldığında kafamı telefonumdan kaldırıp kapıya baktım.

“Kahveyi al.”

İkizimin dediğini yapıp elindeki plastik ve kapaklı bardaklardaki kahvelerden birini aldım. O da boşta kalan eliyle kapıyı kapattı.

“Biraz dışarı mı çıksak? Havanın güzel olduğu son günler olabilir. Zaten doktor da annemi bulmadan tedaviye devam edemeyeceğimizi söyledi.”

“Olur. Hazırlanayım da çıkalım.”

“Tamam. Seni bahçede bekliyorum.”

Sonra odadan çıktı. Ben de valizi açtım ve içinden siyah bir tayt ile üstünde gün batımı resmi olan bir mor tişört çıkardım. Günlük bir çanta çıkardım ve belki hava soğur diye ikimize de birer kapüşon alıp çantaya yerleştirdim. Odadan çıktım. Odanın yakınlarında tanıdık gelen biri vardı ama çıkaramıyordum. Biraz bacaklarımı çalıştırmaya karar vererek koridorun sonundaki merdivenlere doğru ilerledim.

Beni takip ediyordu.

Emin olmak için bir şey unutmuş gibi yapıp zaten başında olduğum merdivenlerden tekrar çıkmaya başladım. Odanın kapısını açıp tekrar girdim. Çıktığımda yine çevredeydi.

O an fark ettiğim şeyle resmen kanım dondu.

Bu oydu!

Rüyamda gördüğüm kadın…

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.