İçeriğe geç

MIRRA

Bölüm 1 · 4 dk okuma

MIRRA

Bölüm 1

KAHVEDEN AŞK

Baskıların asla bitmediği aile evinde cezalar da bitmek bilmezdi. Her ailenin farklı baskı konuları olduğu gibi farklı ceza anlayışları da olsa sonuçları hep aynıydı. Psikolojisi bozuk çocuklar...

Babamın benim için seçtiği Mardin'e köye gitme ve telefon kullanmama cezası her ne kadar basit görünse de arkadaşlarımla planladığımız tatili bozmayı başarmış ve onlarla telefondan dahi görüşemeyeceğim sorununu yaratmıştı. Babama göre düşük olan karne notum kocaman bir yaz tatilini elimden almış ve reşit olmanın pekte bir şey değiştirmediğini gözler önüne sermişti. Her ne kadar üniversite sınavım karne notumun aksini gösterecek olsa da bunu notum açıklanana kadar kanıtlamam imkansızdı.

Pilotun iniş konuşması, beni düşüncelerin ortasından çekip çıkarınca, elimde duran telefona veda bakışımı attım. Bütün bir yazın telefonsuz ve arkadaşsız geçmesi beni pekte heyecanlandırmadı. Orada yaşayan bir kaç kuzenim dışında takılabileceğim kimsenin olmaması geçireceğim her günün burnumdan geleceğini gösteriyordu. Uçak inişi tamamlayınca inmek için hareketlendim. İndiğim an çalan telefonla anlık duraksadım.

Pamir arıyor..

Kuzenimin aramasını görünce beni almaya geldiğini anlayarak telefonu açtım.

"Alo Yağmur. Uçağının az önce inmiş olması gerek. Neredesin?"

"İndim şimdi Pamirciğim. Valizimi alıp çıkışa gelirim. Biraz beklemen gerekecek."

"Tamam bekliyorum. Beni bulamazsan arasın."

Telefonu kapatmadan önce Pamir'i onaylayıp birazdan yanında olacağımı söyledim. Valizimi alır almaz çıkışa yönelip yürümeye başladım. Çıkış kapısına vardığımda gözlerimle Pamir'i aradım fakat bulamadım. Telefonun ekranı açıp arama ekranına girdiğim esnada adımın seslenildiği yöne doğru baktım. Çok geçmeden gözlerimiz buluşunca Pamir'in yanına yürümeye başladım.

"Bende şimdi seni arayacaktım."

"Fark ettim. Hadi arabaya geçelim."

Pamir cümlesini bitirdikten hemen sonra arabaya doğru yürümeye başladı. Ardından yürüyerek arabaya ulaştığımda Pamir'in yan koltuğunda yerimi aldım.

"Yolculuk nasıl geçti bakalım?"

Sessizliği bozmak için sorduğu soruya karşılık cevap verdim.

"Gayet güzeldi. Tek sorun burada zamanın nasıl geçeceği aslında."

"Dayım seni bana emanet etti. Sorun etme zamanı yani. Bol bol gezer eğleniriz."

Onun bu cümlesi bir nebze de olsa rahatlatınca başımla onaylayıp yolu izlemeye başladım. Çok geçmeden bir dükkanın önünde durup bana döndü.

"Burada ufak bir işim var. Biraz uzun da sürebilir. İstersen benimle birlikte gel. Beni beklerken oturup bir şeyler yersin. Acıkmışsındır."

Pamir yemekten bahsedene kadar aç olduğumu fark etmemiştim.

"Olur, hadi gidelim."

Pamir arabadan inince siyah gömleğiyle birlikte kombinlediği siyah pantolonuna baktığımda, ona zıt giden beyaz bol tişörtüm ve altıma giydiğim gri şortumla birbirimize hiç uyuşmayan kombin yaptığımızı fark ettim. Daha fazla arabada beklersem kararımdan vazgeçtiğimi düşünecek gibi bakan Pamir'e son bir bakış atıp indim. Çok geçmeden yanında bittiğim Pamir arabayı park ettiği dükkanı es geçip, yan tarafında olan tarih ve şıklığı birlikte kombinlemiş restauranta doğru yürüdü ve içeri geçti.

"Sen bir masa seç ve yemek siparişini ver. Ben işim çok uzarsa haber ederim Yağmurcuğum."

"Tamamdır. Ben bekliyorum. Kolay gelsin."

Ufak bir gülüşle beni onayladıktan sonra yanına gelen adamla birlikte üst kata çıkan Pamir'den sonra rastgele bir masaya oturdum ve menüye bakarak ne yemek istediğime karar verdim. Yan masadan sipariş alan garson, siparişin ardından mutfağa doğru yürüdüğünde seslenip masaya gelmesini sağladım.

"Buyurun ne istemiştiniz?"

İsteksiz çıkan sesine karşılık cevap verdim.

"Müşteri memnuniyeti."

Anlamaz gözlerle bana bakan garsonu daha fazla meraklandırmamak için devam ettim.

"Sesinden gelen isteksizlik iştahımı kapattı. Sevmediğin işi yapıp müşteri mi kaçırmayı hedefliyorsun?"

Dediklerimin onu sinirlendiği yüzüne takındığı ifadeden belli olurken, dişlerini sıkarak konuşmaya başladı.

"Kusura bakma. Sana yardımcı olması için birini yolluyorum şimdi."

"Bence de çok iyi olur."

Böyle insanlara fazla sinirlenmem elimde olmadan gelişen hareketlerimden sadece biriydi. Çocuk konuşmamızın ardından gitmişti. Ben ise telefonumun hala bende oluşundan fırsat bilip Beren'i aradım. Telefon çalmaya devam ederken yanıma tekrar gelen çocuk hafif sırıtarak benimle konuştu.

"Senin de sinirin ekilmenden dolayı sanırım."

"Ekildiğim falan yok. Ayrıca biri artık siparişimi alacak mı acaba?"

Çocuk elinde duran antikaya benzer sürahi ve kap misali bir fincanla bana bakarak konuştu.

"Birazdan biri gelip siparişini alacak. Her müşterimize mırra ikram ediyoruz. Siparişin alınana kadar içmeye ne dersin?"

O bunu diyene kadar elinde duranları hiç fark etmemiştim.

"Peki olur."

Elinde duran fincana güzel kokan kahveden biraz doldurduğunda bana uzatarak;

"Bunu tek yudumda içmen gerek." dedi.

Daha fazla muhatap olmamak için dediği gibi tek dikişte içtim. Biraz acı gelen kahvenin ardından hala bana bakan çocuğa kısa bir bakış attım ve elimde duran fincanı masaya bıraktım.

"Benimle evlenmek mi istiyorsun?"

Sırıtarak sorduğu soruya karşılık boş bakışlarımı görüş açısına yerleştirdim. Ne dediğini anlamadığımı fark edince tekrar söze girdi.

"Mırra gelenekleri olan bir kahvedir. Onu masaya bırakman karşılığında ya bir şey vermen ya da karşındaki kişiyi evlendirmen gerekir. Senin de sevgilin yok sanırım."

Ne?

Bölüm sonu

3 yorum