“Mirasa Sığmayan Aşk” Bazı hikayeler yarım kalmaz… İçine gömülür. Nefes aldıkça sızlar, baktıkça özlenir. Kadir Karakuş’un elleri yine direksiyondaydı. Babasının beyaz Caddy’siyle köy yolunda ilerliyordu ama bu sefer camdan dışarı bakarken aklında yarışlar, rüzgâr değil… Fadime vardı. O sessiz, hamarat, içi içine sığmayan ama bir o kadar da gözlerinden bir ömür süren cümlelerin okunduğu Fadime. 10 yaşındaydılar ilk kez göz göze geldiklerinde. Aynı bahçede ip atlarken, yanlışlıkla Fadime'nin örgüsüne takılan ip yüzünden başlayan sessiz utangaçlık… Yıllar geçti, genç oldular. Aileler bir araya gelince bakışlar hep başka yana çevrildi. Çünkü Karakuşlarla Akkayalar'ın arasında sessiz, geçmişten gelen bir kırgınlık, eski bir miras meselesi vardı. Zamanla unutulmuş gibi görünse de hâlâ her bayram sofrasında bakışlar buz gibiydi. Kübra Karakuş ise her zamanki gibi olayların merkezindeydi. Fadime’nin en yakın dostuydu ama Yusuf onun yumuşak karnıydı. Çocukluktan beri takılır, kavga eder, barışırdı. Yusuf, dağınık saçlarıyla içini dışına vurmuş bir çocuktu. Hayat onda acı bir iz bırakmıştı. Psikolojik çöküşlerin eşiğinden dönmüştü ama Kübra her defasında elini uzatmıştı ona. Gülüşünde teselli, laf sokmalarında sevgi vardı. Ama Yusuf’un içinde bir kördüğüm vardı ki, çözülse bile kanatırdı. Kadir ve Fadime… Aileler sessizce o aşka gözlerini kapattı. "Olmaz," dendi. "Bizim taraf onlardan miras yüzünden soğudu." Oysa ne Fadime’nin gözleri susmuştu ne Kadir’in kalbi... Bazı miraslar sadece mal değil, geçmişin kanayan yaralarıdır. Ve bazı insanlar… Birbirini sevmekten hiç vazgeçmez ama hayat bazen aşkı bile miras gibi bölüştürür. Kime ne kadar düşerse… onunla yetinmek zorunda kalırsın. Düğünden bir hafta sonra… Fadime sabah erkenden kalktı. Bahçede çamaşır asarken güneş gözlerine vurdu ama o, güneşi değil... bir zamanlar Kadir’in bakışlarını hatırladı. Her yaz sabahı onun Caddy'sinin sesiyle uyanırdı. Motor sesi uzaktan duyulduğunda kalbi hep aynı heyecanla çarpar, pencereye koşardı. Şimdi o sesi duyunca bir şey yapmıyordu. Sadece sessizce içinden geçiyordu: “O artık başkasının sabahına uyanıyor.” O gün bir zarf geldi eve. Mahkeme evrakı sandılar önce. Ama değildi. Yusuf’un gönderdiği bir mektuptu. Gönderen adresine sadece "Ankara" yazılmıştı. İçinde tek cümle vardı: "Kübra’ya bunu verin, lütfen." Kübra zarfı aldığında, ilk önce ne yapacağını bilemedi. Açmadan birkaç saat cebinde gezdirdi. Sonunda gece, herkes uyuduktan sonra odasına çekildi. Makyaj aynasının karşısına oturdu, gözlerine baktı. Bir zamanlar Yusuf’un "Bana bakma böyle, insanı yakarsın" dediği o gözlere… Zarfı açtı. Mektup Yusuf’un kaleminden dökülen kırık cümlelerle doluydu....
Bölüm 1
Kadirle de olmazdı...
Bölüm sonu
7 yorum
Eyvah eyvah ne yazdı acaba
Başkasının sabahına uyanıyo uyanmasın daha iyi
Lâ ne güzel dokunuyo cümlerlrr amk
Ah akkayalar ve Karakuşlar ah
Caddyyyy
Başlık kırk yerimde bıcakladı ama haklı
Kapakları ne güzel ediksin la