Konağın kapısından içeri girdiğimiz an gözlerim salona takıldı.
Her yer beyaz güllerle süslenmişti.
Ortada uzun bir masa, üzerinde iki yüzük kutusu duruyordu.
Kaşlarımı çattım.
"Bu da ne?"
Tam o sırada merdivenlerden babam inmeye başladı.
Onu gördüğüm an bütün öfkem yeniden içimde alevlendi.
"Sen..."
Babam hiçbir şey olmamış gibi gülümsedi.
"Hoş geldin, Minevra."
"Benimle konuşma."
Salondaki herkes sessizleşti.
Babam yanıma yaklaşmak istedi ama bir adım geri çekildim.
"Bana yaklaşma."
Karan şaşkınlıkla bana baktı.
"Minevra..."
"Sen karışma, Karan."
Babam derin bir nefes aldı.
"Bugün önemli bir gün."
Alaycı bir şekilde güldüm.
"Senin için olabilir."
Babam parmaklarını şıklattı.
Görevliler salona büyük bir pankart getirdi.
"Minevra Aydın & Karan Gökmen – Nişan Töreni"
Yazıyı görür görmez öfkeyle pankarta doğru yürüdüm.
"Bu da ne demek?"
Kimse cevap vermedi.
Pankartı iki elimle tutup yere çektim.
Kumaş büyük bir gürültüyle yere düştü.
"Ben kimseyle nişanlanmıyorum!"
Babamın yüzündeki gülümseme silindi.
"Bu nişan olacak."
"Olmayacak!"
"Olacak."
"Ben senin kuklan değilim!"
Salonda derin bir sessizlik oluştu.
Babam sert bir sesle konuştu.
"Bu evlilik sadece seni ilgilendirmiyor."
"Umurumda değil!"
Karan araya girdi.
"Amca, Minevra haklı. Böyle bir karar bize sorulmadan alınamaz."
Babam bu kez Karan'a döndü.
"Sen de bu evliliği kabul edeceksin."
Karan'ın çenesi gerildi.
"Ben Minevra'nın istemediği hiçbir şeyi kabul etmem."
Babam soğuk bir kahkaha attı.
"O zaman ikinizi de mecbur bırakırım."
Bu söz üzerine salondaki bütün kapılar kilitlendi.
Koruma görevlileri kapıların önüne geçti.
Ben öfkeyle babama baktım.
"Sen delirmişsin."
Babam gözlerini gözlerime dikti.
"Hayır, Minevra."
"Ben sadece yıllardır kurduğum planın son adımını tamamlıyorum."
O an anladım...
Bu nişandan kaçmak sandığımdan çok daha zor olacaktı.