Koruma kapıyı yavaşça açtı.
Hepimiz nefesimizi tutmuş bekliyorduk.
Kapının önünde siyah bir palto giymiş, yüzünün yarısı kapüşonla örtülü bir kadın duruyordu.
Kadın yavaşça kapüşonunu indirdi.
Gözlerim doldu.
Elindeki kolye...
Boynumdaki kolyenin aynısıydı.
"Anne..." diye fısıldadım.
Kadının gözlerinden yaşlar süzüldü.
"Minevra..."
Dayanamadım, koşarak ona sarıldım.
Yıllardır hayalini kurduğum koku...
Yıllardır özlediğim sıcaklık...
Hepsi gerçekti.
Annem saçlarımı okşadı.
"Çok büyümüşsün."
Gözyaşlarımı tutamıyordum.
"Bana neden gelmedin? Beni neden yalnız bıraktın?"
Annem titreyen bir sesle konuştu.
"Seni bırakmadım, kızım... Seni yaşatmaya çalıştım."
Karan'ın babası sessizce yaklaştı.
"Buraya gelmen büyük hata."
Annem sertçe ona döndü.
"Hata mı? Asıl hata yıllarca kızımı benden uzak tutmandı."
"Başka çarem yoktu."
"Her zaman bir çare vardı."
Karan şaşkınlıkla ikisine bakıyordu.
"Biriniz bana gerçeği anlatacak mı artık?"
Annem derin bir nefes aldı.
"O gece bize saldıranlar şirket için gelmedi."
Hepimiz sustuk.
"Onlar... Minevra'yı almak istiyordu."
"Neden beni?" diye sordum.
Annem gözlerimin içine baktı.
"Çünkü doğduğun gün sana ait olan bir miras vardı."
"Nasıl bir miras?"
Annem cevap verecekken evin bütün ışıkları bir anda söndü.
Koridor karanlığa gömüldü.
Dışarıdan silah sesleri duyuldu.
Korumalardan biri bağırdı.
"Efendim! Konağa saldırıyorlar!"
Karan beni arkasına çekti.
"Korkma."
Tam o anda salonun büyük camı büyük bir gürültüyle kırıldı.
Siyah kıyafetli, maskeli adamlar içeri girmeye başladı.
İçlerinden biri yüksek sesle bağırdı.
"Minevra Aydın! Teslim ol!"
Karan'ın babası silahını çekti.
"Hiç kimse bu evden Minevra'yı alamaz!"
Karan bana döndü.
"Ne olursa olsun yanımdan ayrılma."
Ben başımı salladım.
Ama içimde kötü bir his vardı.
Bu saldırı, sadece başlangıçtı...