İçeriğe geç

MİNEL

Bölüm 4 · 10 dk okuma

MİNEL

Bölüm 4

🐣4🐣

Gökhan Aktuna'dan

Beş gündür gece yarılarına kadar şirketteydim. Çalışmaya daha üniversitedeyken başlamıştım, yani bir on senem vardı ama hiç bu kadar yoğun çalıştığımı hatırlamıyordum.

Herkesin hakkında konuştuğu o küçük şeyi görmek istemediğim için böyleydim.

Arabamdan çıktım. Bu gece hiç eve gelmemiş, saatlerce deniz kenarında dolaşmıştım çünkü bugün test sonuçlarını göndereceklerdi, bunun gerginliği ve aksiliği vardı üzerimde.

Sahile gitmekteki ümidim taşkınlık yapan bir grup bulup kavgaya karışmak, gerginliğimi bir tık olsun atmaktı ama şansıma küstü, bir şey bulamamıştım.

Alayla güldüm. Ben bulaşacak kavga arıyordum, onlarsa bana diyorlardı ki baba olabilirsin. Benden baba mı olurdu Allah aşkına?

Mektupta da dediği gibi kaba saba, öfkeli bir adamdım ben. Yeğenlerim tepkimden korktukları için benimle pek şakalaşmazlardı ki en küçükleri 13 yaşındaydı. Hal böyleyken 3 yaşında, başımı eğmesem görmeyeceğim birine baba olmak, hem de kız babası olmak...

Yok, baba olabilecek en son insan bile değildim ben.

Kucağıma bile alamazdım ki onu, kesin çok sıkıp canını acıtırdım. Ufacık bir şeydi zaten, koltuğa en ucunda oturduğunda bile ayakları yere değmiyordu. O arılı sırt çantası bile ondan daha büyüktü. Ablam bir kez öpse hemen yanakları kızarıyordu, ben böyle narin bir şeyi yaralardım. Biliyordum kendimi, baba olmazdı benden.

Cebimdeki anahtarla kapıyı sessizce açtım. Annem ve babamın uyanmamış olmasını umuyordum. Annemin endişeleri, babamınsa nasihatleri çekilecek gibi değildi. Aynı şeyleri duymaktan sıkılmıştım. Yazları hem abilerim hem de ablam burada kalmasına rağmen benim kendi evimde kalışım da bu yüzdendi.

"Sen buyda bekye, ben gidip geyicem."

Tam merdivenlerden çıkmak üzereyken duyduğum bu cümleydi beni durduran. Uyanmış mıydı, biri var mıydı yanında, kimle konuşuyordu?

Bir de... Niye bu saatte uyanıktı lan?

Adımlarım oturma odasına yöneldi, sadece kapıdan bakıp gidecektim. Bir şeyleri kırıp bize iş çıkarmasın, annemin seçtiği o antin kuntin vazoların kırıklarıyla bizi uğraştırmasın diye yapacaktım bunu; merak ettiğim yoktu.

Orta sehpanın önünde dizlerinin üzerinde duruyordu. Sehpanın üzerindeki melek biblosuyla tavşanını konuşturuyordu. Toz pembe bir pijama takımı giyiyordu, karnı hafifçe açılmıştı. Saçları da düne göre daha bir bukle bukleydi sanki, annem akşam onu yıkamıştı, ablam söylemişti, belki de bu yüzdendi.

Melek biblosunu masaya hafifçe vurarak yürüttüğünde dudağımın bir köşesi iznimi bile almadan kıvrıldı. Arkamı döndüm, küçük insan iyi olduğuna göre gidip uyuyabilirdim. Birkaç adım attım.

Bahçe kapısı açık mıydı? Havuzun yanına gider miydi? Düşerse ne olacaktı? Yüzme bilmiyordu belki de. O kadın yüzme mi öğretecekti ona? Kesin bilmiyordu, belkisi yoktu.

Derin, öfkeli bir nefes aldıktan sonra geri döndüm. Oturma odasına girip kapının yanındaki koltuğa oturdum. Ani girişimle irkildi, bakışları bana dönerken ayağa kalktı. Bibloyu da bırakmıştı hızlıca.

"Oynuyoydum." diye mırıldandı direkt olarak gözlerime bakarken. Bir şey demediğimde gözlerini kaçırdı, birleştirdiği ayaklarına baktı. Toz pembe çoraplarından gördüğüm kadarıyla başparmaklarını hareket ettiriyordu. "Biy şey yapmadım, geyçekten."

Sesi korkuluydu, hatta hafifçe titrekti. Biliyordum, baba olamayacağımı biliyordum ve bu da en büyük kanıtıydı. Beş gündür ona hiçbir şey demediğim, yapmadığım halde benden korkuyordu. Hatta birazdan ağlayacak gibiydi.

"Tamam." dedim ağlamaması için. Çocuk sesi de sümüğü de çekemezdim. "Oynamaya devam et."

Birkaç saniye bekledikten sonra başını kaldırdı, yüzümü incelemeye başladı. Bunu Hakan abime de yapmıştı, karakoldayken. Açık yeşil gözlerini kocaman açmış, dakikalarca abimin yüzüne bakmıştı. Hayatım boyunca abime baktığım süreleri toplasak o kadar etmeyeceğine kalıbımı basardım.

Daha fazla bu insan minyatürüne bakmak istemediğim için telefonumu çıkardım, sosyal medyada gezinmeye başladım. Karşımda ya maç videoları vardı ya da araba reklamları. Arabamı çok seviyordum ama piyasayı bilmekten de zarar gelmezdi.

Ayaklarını zemine çekinerek basa basa yanıma geldi, dizimin dibinde durdu. Bir dakika boyunca görmezden gelip izlediğim maç pozisyonuna odaklanmaya çalışsam da olmadı, başımı kaldırdım bıkkın bir nefes verirken. Rahat da vermiyordu.

"Ne oldu?"

"İzyeyebiyiy miyim?"

Maçtan ne anlayacaksın küçük sen, demek istesem de uğraşmadım. Yanımdaki yeri gösterdiğimde gülümsedi, koltuğa çıkıp geriye yaslandı. Tavşanını da kucağına yerleştirdi.

Ayakları değil yere değmek, tam anlamıyla geriye yaslandığı için koltuğun yastığından bile dışarı çıkmıyordu.

Cüce.

Videoyu izlemeye devam ettim. Sesi kısık olduğu için yanımdaki bücürün bana göre hızlı ve kısa olan nefes sesleriydi duyulan şey. Ara sıra da kendi kendine bir şeyler söylüyordu ama çok kısıktı sesi, anlayamıyordum. Anlamak da istemiyordum, ne konuştuğunu ne yapacaktım?

Başka bir videoya geçerken telefonu diğer elime aldım. "Göyemiyoyum." diye sızlandı. Derin bir nefes verdim, onun tarafındaki kolumu kaldırıp koltuğun üstüne attım. Vücudunu bana yasladı, tavşan bacağımla onun arasında kaldığında "Bu burada mı olacak?" diye sordum.

Neyi işaret ettiğime baktı. "O benim tavşanım." dedi sonra. Bu cümle tavşanın aramızda sıkışarak beni rahatsız edeceği anlamına mı geliyordu?

Bu oyuncak sinirimi bozmaya başlamıştı.

Başka bir şey dememe bırakmadan telefonuma odaklandı. Kıvır kıvır, sarı saçlarıyla bakıştım.

Ben bu kızdan kaçmayı planlıyordum, ne ara başını bana yaslamış bir şekilde maç videolarımı benimle izler hale gelmişti?

"Acıktın mı?" diye sordum birkaç video sonra. Acıktıysa müştemilattakilere haber verirdim, bir şeyler hazırlarlardı, elmasız bir şeyler. Alerjisi vardı çünkü.

"Hayıy." Başını kaldırdı. "Şen?" Saçları yüzünden döküldü. Ceyda denen kadına çok, çok benziyordu. Gözleri aynı yeşil tonundaydı ve bu benzerlik tesadüf olamazdı, şu ana kadar başka kimsede görmediğim kadar açık yeşildi ikisinin gözleri de. Zaten kimliğinden de belliydi, Ceyda'nın kızıydı. Baba adındaysa benim adım yazmıyordu, Aykut'un adı vardı, Ceyda'nın beni aldattığı adamın.

"Yok."

"Tamam."

Başını eğdi, Instagram'daki kısa futbol videosunu izlemeye devam etti. Videonun sonu başıyla aynıydı, döngü gibiydi. Bu yüzden video yeniden başladığında fark etmedi. Bir kez daha izledi, sonra bir kez daha ve bir kez daha. Başka bir videoya geçmesem herhalde yüz kez izleyecekti aynı şeyi.

"Minel? Neredesin?"

Ablamın sesi koridordan geliyordu, ufaklık başını kaldırdı. "Buydayım." diyerek sesini hafifçe yükseltti. Daha sonra duyulmadığını düşünüyor olmalıydı ki koltuktan indi, tavşanını kendi yerine dikkatlice oturttu, kapının önünde durup koridora doğru bir kez daha seslendi.

"Buydayım Haye."

Ablama ben bile abla diyordum, bu cüce Hale mi diyordu?

"Seni kaçak! Yine nereye kayboldun sen?" Ablam Minel'i kucağına aldı, yanağına sert bir öpücük bırakıp odaya girdiğinde beni fark etti. "Aaa..." dedi kaşları alayla kalkarken. "Asıl kaçak buradaymış. Hoş geldin."

Başımı eğdim. "Eyvallah da kaçak değilim."

Koltuğa oturup Minel'i de dizine oturturken gözlerini devirdi. "Aynen canım ya..." dedi sahte bir tebessümle. Onu ikna etmeye çalışmadım. Ben ikna etmek için fazla umursamazdım, ablamsa ikna edilmek için fazla inatçı.

"Babama saat dokuzda sonuçları atacaklarını söylediler dün."

Göğsüne yaslanmış Minel'in saçlarını okşarken kurmuştu bu cümleyi. Kolumdaki gümüş saate baktım, dokuza on vardı. Tüm ailenin en az bir saattir uyanık olduğuna ve herkesin beş dakika içinde buraya doluşacağına adım kadar emindim.

Öyle de oldu. Benim video izleyerek geçirdiğim beş dakikanın sonunda tüm aile üyeleri olarak salonda toplanmıştık. Babam; Hakan abim ve annem arasında oturuyordu, abimin diğer yanında Engin abim vardı. Doruk, Kuzey ve Arda koltuğun arkasına dizilmişlerdi. Ayaz'sa tekli koltuğu kapmış, bacaklarını kendine çekmiş oturuyordu.

Hepsi heyecanlılardı da heyecanlanacak ne vardı? Ben babası değildim. Çok istiyorlarsa sonradan Minel'i evlat edinebilirlerdi, nasılsa annesi olacak kadın terk edip gitmişti. Gerçek babası da ya o kadınlaydı ya da Minel'i istemiyordu, yani kimse bu ufaklığı arayıp sormazdı. Kendi torunları gibi büyütebilirlerdi.

"Geldi mi sonuçlar Raif?"

"Gelmedi Gülten, gelmedi." dedi babam bıkkınca. Telefonundan gözlerini bir saniye dahi ayırmıyordu. Bir iki dakika daha geçti. Doruk "Kalp krizi geçireceğim şimdi!" deyip abartılı bir tavırla elini kalbine koyduğunda Minel güldü.

Herkes ona döndü, ben başımı kaldırmadım. Çocuktu işte, gülüyordu, ne vardı bunda?

"Kız, komiğine mi gitti senin? Biz burada heyecandan ölelim, hanımefendi gülsün."

Doruk'un dediklerine sesli bir tepki vermedi, büyük bir ihtimalle utanmıştı. Ablam Engin abimle konuşurken duymuştum. "Minel çok utangaç." demişti. "Hemen kendini geri çekiyor."

"Geldi sonuçlar."

Babam oturduğu yerde dikleşti, bir şeye tıkladı. Hale ablam ve Minel dışında herkes oraya toplanıp bir anda telefona odaklandığında sonuçları ilk okuyan kişi Hakan abim oldu.

"Gökhan Aktuna'nın %99,99 ihtimalle biyolojik babası olabileceği tespit edildi."

Bir dakika, ne?

Abim ne saçmalıyordu?

Hızlıca ayağa kalktım, kimsenin bir şey demesine izin vermeden babama elimi uzattım. Anladı, telefonunu verdi. Büyüterek okudukları yere odaklandım.

"Gökhan Aktuna'nın %99,99 ihtimalle Minel Pınar'ın biyolojik babası olabileceği tespit edildi."

Tekrar okudum cümleyi, tekrar ve tekrar. Az önce kendi içimde Minel'le sırf aynı videoyu izlediği için dalga geçen sanki ben değildim, en az on kez okumuştum aynı şeyi.

Başımı kaldırdım, ablama baktım. Herkesin odak noktasına yerleşmiş kız masum masum ablamın dizinde oturuyor, başını ablamın göğsüne yaslamış, hareket bile etmeden bizi izliyordu. Ona baktığımı görünce bana baktı merakla.

Bu kız benden çok daha iyi bir babayı hak ediyordu.

Telefonu babama geri verdikten sonra odadan rüzgar gibi çıktım, merdivenleri üçer üçer atlayıp ikinci kata geldikten sonra yazları hep oturduğumuz terasa girdim. Korkulukların önüne gidip tam aşağıdaki havuza bakarken zihnim berbat haldeydi.

Lan!.. Ben baba olacak insan mıydım? Nefret edecekti benden. Benim gibi bir babası olduğuna, bu DNA testinin yapıldığı güne lanet edecekti.

"Burada durman o testin sonucunu değiştirmiyor, biliyorsun, değil mi?"

Babamın sesini duymamla omzumun üzerinden ona baktım. Yaşlanmasına rağmen biraz bile kamburlaşmayan sırtını duvara yaslamış, ellerini cebine koymuş, bana bakıyordu. Aramızda birkaç adımlık mesafe vardı.

"Biliyorum." dedim aksi bir sesle. "Hatırlatma için sağ ol."

Bu tavrıma normal bir zamanda kızardı ama şu an kızmadı, sırtını duvardan ayırırken ellerini ceplerinden çıkardı. Tam yanımda durup ellerini beyaz, işlemeli korkuluklara yasladı.

"Neden kaçıyorsun bu kadar?"

"Soruyor musun?" dedim şaşkınca. Dudaklarım alayla kıvrılırken ellerimi üç numara kestirdiğim saçlarımın üzerinde gezdirdim. Gökyüzüne baktım, dudaklarımındaki alaylı gülüş önce sesli hale geldi, sonraysa sönüp gitti. Babama döndüm.

"Benden baba mı olur?" Kendimi gösterdim öfkeyle. "Bu sorumluluğu kaldırabilecek bir adam mıyım sence? Bir baksana bana."

Elimi korkuluklara çarptım. Nefes nefese kalmıştım bir dakika içinde, öfkemden dolayıydı. İki elimi de korkuluğa koyup destek alırken yine havuza baktım. Babamın duymayacağı birkaç küfür mırıldandıktan sonra konuştum.

"O kız çok daha iyi bir babayı hak ediyor."

Babam birkaç saniye yüzüme öylece baktı, daha sonra gülümsedi. Başımı diğer tarafa çevirip yüzümü sıvazladım, delirlememe ramak kalmıştı. Utanmasalar çeyrek altın takacaklardı çocuğum olduğu için.

"Şoktasın diye sana kızmıyorum, bana abuk subuk hareketler yapma." Elini omzuma koydu. Az önce bana küçük bir racon kesen o değilmiş gibi sakince "Oğlum..." diye devam etti.

"Senin bunları düşünmen bile iyi bir baba olacağını gösteriyor. Hepimiz senin içindeki babayı görüyoruz da bir tek sen göremiyorsun."

"Hepimiz dediğin sen ve annem herhalde." diye alay ettim. Babam otoriter bir insandı ve bugün sınırlarını çok zorluyordum, nasihat etme kısmına geçiş yapmazdı umarım, hiç çekemezdim, kavga ederdik.

"Abilerin ve ablan da aynısını düşünüyor."

Doğruldum. Kollarımı kavuştururken sahte bir şekilde gülümsedim. "Niye böyle düşündünüz? Meraktan soruyorum."

Kahve gözlerini ağaçlardan ve gökyüzünden oluşan manzaraya çevirdi. Dirseklerini korkuluklara yasladı, çok rahattı. Sanki bana ne kadar iyi bir baba olacağıma dair binlerce neden sunabilecekmiş gibi rahattı.

"Seni tanıyoruz. Biraz vakit geçirdikten, Minel'i tanıdıktan sonra onu yanından ayırmak istemeyeceğine eminim."

Ben onun kadar emin değildim. Hatta dimdirekt böyle bir şey olmayacağını düşünüyordum ama sustum, kendimi anlatmak istemiyordum.

"Bir çocuk psikoloğuyla konuşup söyleyelim her şeyi." Başımı kaldırdığımda dinlediğimi anlayıp konuşmaya devam etti.

"Annesi terk etmiş zaten. Üstüne üstlük tüm çevresi değişiyor, bir de babası çıkıyor ortaya. Kaldırması zor şeyler bunlar. 3 yaşında bir çocuk için daha da zor."

Başımı salladım. Haklıydı. Ben otuz yaşındaydım da bir haftadır derbeder haldeydim, neye uğradığımı şaşırmıştım, o ne yapacaktı?

"Nüfusumuza almak için de işlemleri başlatalım."

Babamın dudakları kıvrıldı. Ellerini pantolonunun ceplerine sokuştururken kaşlarını kaldırdı. "Soyadımızı vereceksin yani ona?"

"Tabii ki vereceğim." dedim babamın bana söyledikleri küfürmüş gibi. "Yurda bırakacağımı falan mı düşündünüz?"

Terastan çıkmadan önce "Düşünmedik ama bu kadar çabuk olmanı da beklemiyordum." diye seslendi. "Yarın babası olduğunu söyleriz, nüfus işlemleri için de avukatla bugün konuşurum." Sesi uzaklaştığı için boğuklaşıp azalsa da ne dediğini anlamıştım.

Birkaç dakika daha havuza, evin geniş bahçesine baktım. Bir doğa manzarasıyla rahatlayacaksam bu genelde kayalıklarda, hırçın ve dalgalı denize bakarak olurdu ama şu an elimde bu vardı, evden de çıkmak istemiyordum, adım kaçağa çıkıyordu sonra.

"Gökhan Aktuna'nın %99,99 ihtimalle Minel Pınar'ın biyolojik babası olabileceği tespit edildi."

Başımı iki yana sallayıp kafamda dönüp duran cümleden kurtuldum, ellerimi korkuluklardan çekip eve girdim. Çalışma odama giderken düşünceliydim.

Havuza koruma için bir şey almak veya yaptırmak lazımdı. Çok derindi, düşerse boğulurdu. Acaba bir yüzme hocası mı tutsaydık? Her gün havuzun başında bekler, acil bir şey olursa müdahale ederdi.

"Alo, Kâmil? Konuşmayı kes de beni dikkatle dinle. Bana çok iyi bir yüzme hocası buluyorsun, tamam mı? Mümkünse en iyisini. Ne kadar para istediği önemli değil."

Bölüm sonu

4 yorum