İçeriğe geç

MİNEL

Bölüm 15 · 16 dk okuma

MİNEL

Bölüm 15

🐣15🐣

Imposiblety'den

Aktuna torunları Gökhan amcalarını -Ayaz'ın dayısıydı- Minel'in yanından ayrılmaya ikna etmişlerdi -bayağı zor olmuştu, adam dünkü alerji krizinden sonra kızının yanından ayrılmak istemiyordu, sadece öfke anında gidecek gibi olmuştu, onda da Minel'i görür görmez vazgeçmişti- çünkü kuzenleriyle kendi başlarına kalmak istiyorlardı.

"Sen bekye, ben sonya geyicem, tamam mı?"

Kuzey ve Doruk en küçük Aktuna'nın odasına girmeden önce duydukları cümlelerle gülümserken Arda şahit oldukları alerji krizinin potansiyel sonuçlarını görebilme ihtimaliyle tedirgindi, Ayaz'sa aynı sebeplerden dolayı gergin.

"Minel, prensesim, biz geldik." dedi Kuzey yavaşça. Kızın seslere olan duyarlılığı herkes tarafından bilinir olmuştu. Bu yüzden odasına girdiklerinde kısık bir sesle kendilerini belli ediyorlardı.

Minel hafifçe irkilip başını kaldırdı, abilerini görünce şirin bir şekilde gülümsedi. "Hoş geydin Kusey abi, Doyuk abi, Ayda abi, Ayas." diyerek herkesi saydığında karışık tepkiler aldı.

"Hoş bulduk güzelim."

"Adım Arda."

"Hoş bulduk fıstığım."

"Ayaz abi, abi!"

Birbirine giren seslerle gözlerini kırpıştırdı, hiç kimsenin ne dediğini tam olarak anlayamamıştı ama sormadı. Aktunalar çok kalabalıktı ve genel olarak gürültücülerdi, anlayamadığı her şeyi soramayacağını yavaş yavaş fark ediyordu.

Oluşan sessizlikte Kuzey ve Doruk Minel'in iki yanına otururken Arda ve Ayaz karşılarına geçti. Böylece Minel'in yuvarlak, şirin halısının üzerine çember şeklinde dizilmiş oldular.

"Ne yapıyordun ufaklık?" diye sordu Kuzey. Minel halının üzerinde duran bebeklerine baktı. "Oyun oynuyoydum. Bu anne." deyip sarı, uzun saçlı; yeşil gözlü, yetişkin Barbie bebeği gösterdi. Sonra çocuk olan kıvırcık saçlıyı işaret etti. "Bu da kısı."

"Kısı diyor ya, ısıralım mı seni illa?"

Doruk'un sözde sorusuna cevap vermedi, Doruk da "Sükut ikrardandır." diye düşünüp Minel'in kolunu hafifçe ısırdı. Geri çekildiğinde Minel ona birkaç saniye baktı, eğildi, Doruk'un alt koluna dişlerini geçirdi.

Doruk kolunda hissettiği yumuşak ısırışla güldü, kuzeninin saçlarını karıştırdı. Bu Hobbit dün akşam herkesi deli gibi korkutmuştu, bu yüzden normalde de itirazı olmayan ısırıklara şu an hiç itiraz etmezdi.

"Seni ışıydım." dedi Minel geri çekildiğinde. Keyifli bir şekilde güldü.

"Zevk alıyor, şuna bak!" dedi Ayaz. Üzerindeki durgunluk dağılıyordu. Dünden beri kendi kendini yemişti Minel'in nefes alamadığı anları düşünüp. Sabah yukarı çıktıklarında pek vakit geçirememişlerdi çünkü babasını gören Minel hızlıca odadan çıkmıştı, Arda ve Ayaz da Gökhan'la konuştuğunu görünce Minel'i yalnız bırakmışlardı amcalarının öyle olmasını isteyeceğini düşünüp. Şimdi onu böyle kıkırdarken görmek içini rahatlatıyordu.

Doruk "Yaramaz işte, ne olacak?" dediğinde gülüyordu ama Minel gülmedi. Uzattığı ayaklarının başparmaklarını birbirine değdirirken "Ben yayamas değiyim." dedi sessizce. Fıstık yeşili tişörtünü avcunda topladı. "Yayamasyık yapmam. Yayamas değiyim. Usyu çocukum."

Doruk düşündüğü her biri birbirinden kötü olan senaryoları bakışlarıyla anlatmak için abisine döndü. Kuzey kardeşinin bakışlarını görünce sıkıntılı bir nefes aldı, kendisi de Minel'in bu cümlelerinde çok üzücü ve korkunç şeyler seziyordu.

Yine de içindeki bu bunaltıyı, Minel'e olan büyük sevgisinden kaynaklı endişesini belli etmedi. Edemezdi, kuzenlerine ve kardeşine sakin görünmeliydi. Gözlerini üç haftalık Aktuna'ya çevirirken "Evet güzelim." diyerek onu onayladı. "Sen uslu bir çocuksun. Doruk abin istemeden biraz abarttı, niyeti kötü değildi, bir an düşünememiş."

"Evet fıstığım, özür dilerim." dedi Doruk. Hatalıysa özür dilemekten çekinmezdi. Hem karşısındaki kişi öpmeye doyamadığı kuzeniydi, küçük kız kardeşiydi. Ondan özür dilemeyip kimden dileyecekti?

Minel ayağa kalkıp Doruk'un boynuna sarıldı. "Önemyi değiy Doyuk abi." dedi onu üzmekten korktuğu için. Doruk kollarını Minel'e sararken bir yandan da kuzenlerine ve abisine dil çıkardı. Minel ona sarılmıştı.

"Çok üzgünüm Minel." diye duygu sömürüsü yaptı sarılışı ve gördüğü tatlı şefkati uzatmak adına. Kız çocuğunun tepkisini de merak etmişti.

Minel gözlerini hem merakla hem de şaşkınlıkla açtı. Geri çekildi ama kolları hala daha gevşekçe Doruk'a sarılıydı. Kendisine duygu sömürüsü yapan kuzeninin pürüzsüz yüzüne bakarken "Neden üsgünsün?" diye sordu.

"Benim hiç oyuncak bebeklerim olmadı."

Minel birkaç saniye sessizce Doruk'a baktıktan sonra geri çekildi. Abisine üzülmüştü. Yerdeki bebeklerini aldı, Doruk'a uzattı. "Ay." dedi bebeklerini çok sevmesine rağmen. Doruk abisinden önemli değildi. Zaten şu ana kadar da tavşanı dışında bir oyuncağı olmamıştı. Alışıktı.

"Benim tavşanım vay."

Hepsinin içi gitti.

Arda Minel'e gülümsedi, bu küçük anda kendisinden bir parçayı kız çocuğunda görür gibi olmuştu ve bu, onu mutlu etmişti. Minel de duygusaldı ve yaş olarak çoğu sorumluluğa oldukça uzak olmasına rağmen sevdikleri için fedakârlık yapmaya hazırdı.

"Fıstığım..." dedi Doruk elindeki Barbie bebeklere bakarken. Şaşırmıştı, Minel'in sorgulamadan kendi bebeklerini vereceğini hiç düşünmemişti çünkü. Şaşkınlığına rağmen oyununu devam ettirdi. "Çok teşekkür ederim."

Minel konuşmak yerine başını salladı. Kollarını Doruk'un boynuna dolarken "Mutyu oydun mu?" diye sordu. Doruk Minel'in yumuşak boynundan öpücükler çalarken "Olmaz mıyım?" diye mırıldandı. Bir dakika kadar sonra Minel geri çekildi, Doruk bebeklerini ona uzattı. "Şaka yapıyordum fıstığım."

Minel gözlerini merakla açtı. "Neden şaka yapıyoydun?"

"Canım istedi."

"Neden canın istedi?"

"Tepkini görmek istedim, çok tatlıydın."

"Tatyı mıydım? Neden tatyıydım?"

Doruk diyecek bir şey bulamadı. "Çünkü..." Etrafa baktı gördüğü eşyalar ona sufle verecekmiş gibi. Tabii ki böyle bir şey olmadı, Doruk saçmalamak zorunda kaldı. "Tatlısın. Öyle doğmuşsun. Genlerin öyle. Öyle yani."

Ayaz güldü. "Cümlelerin özeti: Öyle."

Doruk normalde güleceği bu cümleye dalga geçilenin kendisi olması sebebiyle gülmedi, en küçük olma tahtını Minel'e üç hafta kadar önce devreden kuzenine ters -daha doğrusu ters olduğunu düşündüğü ama aslında komik, hatta şirin- bakışlar attı.

Minel yanında oluşan bu alay ortamını fark etmedi, sakince bebeklerini Doruk abisinden aldı, onları halının üzerine nazikçe oturtup kendisi de eski yerine oturdu.

Arda oluşan sessizliği fırsat bildi, dakikalardır konuşmak için cesaretini topluyordu. Dingin bir sesle "Nasıl hissediyorsun Minel?" diye sorduğunda herkesin bakışları önce ona, sonra kız çocuğuna döndü. Tüm kuzenlerin aklının arka planında bu soru vardı, her birinin aklı çıkmıştı dün.

Aktuna çocuklarının hepsi az veya çok yaralıydı. Ayaz dışında hiçbirinin annesi yoktu, Ayaz da babasıyla pek görüşmüyordu. Zaten eksikken ailelerinden bir kişiyi daha kaybetmeye, hatta değil kaybetmeye, böyle bir ihtimalin varlığını hatırlamaya dahi tahammülleri yoktu.

Hele de söz konusu olan kişi korumak için sonsuz ve içten bir istek duydukları ufak, şirin, masum kuzenleriyse.

Minel tüm bu düşüncelerden habersiz bir şekilde baktı Arda abisine. Neden herkesin dünden beri nasıl olduğunu sorduklarını anlamasa da kibar bir kız olduğu için cevap verdi.

"İyiyim, teşekküy edeyim, sen naşıyşın?"

Arda sorusunu Minel'in normal bir hal hatır sorma zannettiğini anlasa da ona asıl sorusunu açıklamanın çok zor olduğunu düşündü, bu yüzden gülümsedi. "Ben de iyiyim."

Bir sessizlik oldu. "Biz de seninle oynayalım." dedi Ayaz halının üzerindeki bebeklere gözü takılınca. "Ne oynuyordun, bize de öğret."

"Şey..." dedi Minel. Herkes sabırla bekledi cümle kurmasını. Zaten utangaçtı, sözünü keserlerse içine daha da çok kapanırdı. Şu ana kadar en küçük olup kimseyi düşünmek zorunda kalmamanın etkisiyle insanları pek incelemeyen, duyguları hakkında derin düşünmeyen Ayaz bile bunun farkındaydı.

"Şey... Bebekyey konuşuyoy."

"Bebekleri mi konuşturacağız?" diye sordu Kuzey, teyit etmek istemişti.

"Ben yaptım, siz değiy." diye itiraz etti Minel. "Sizye, sizye..." Etrafa bakınıp oyun düşündü. "Şey... Doktoycuyuk oynayayım."

"Tamam fıstık, öyle yapalım."

Onaylanınca mutlu oldu Minel. Odasının dağılmaması için bebeklerini alıp ayağa kalktı. Onları ikinci kutuya koydu, orası bebeklerinin kutusuydu. Sonra başka bir kutudan küçük, pembe, plastik bir kutu çıkardı. Doktor seti onun içindeydi.

Kutuyu halının ortasına koydu. "Doktoycuyuk oyuncakyayım buyda!" dedi enerjik bir şekilde. Kuzey kendisine engel olamadı, spesifik bir şey yapmamasına rağmen çok tatlı olan kuzeninin yanağından öptü.

"Kim doktor olacak?" diye sordu Ayaz. "Tabii ki benim fıstığım!" diye yükseldi Doruk. Elini Minel'in çenesine koydu. "Şu tipe, şu yüze bak!" Minel masum masun gözlerini kırpıştırdı. "Doktor değil de ne? Bu iş için doğmuş."

"Biz de hastayız o zaman."

"Siz hasta olabilirsiniz." dedi Doruk. Doktor setinden bir şeyler alıyordu o sırada. "Ben doktor yardımcısıyım. Sorarım size, tüm iş yükünü Minel'e yüklemek hangi iş etiğine sığar?"

Kuzey başını iki yana salladı. Doruk'un Minel'le daha çok vakit geçirmek için söylemeyeceği yalan, yapmayacağı duygu sömürüsü, kasmayacağı duyar yoktu.

Doruk pembe tonlarındaki oyuncakları incelerken Kuzey kutunun içinden steteskobu aldı, Minel'in boynuna astı. "Doktor Hanım, steteskobunuzu unutmuşsunuz." demeyi de ihmal etmedi. Minel utangaç bir tebessümle baktı Kuzey'e, Kuzey bunu görünce içinin adeta eridiği kızın alnından yumuşak bir biçimde öptü.

"Biz de sıraya geçelim Arda." dedi Ayaz. "Hastayız sonuçta." Arda sessiz kaldı, başını salladı. Halının dışına çıkıp önde Ayaz, arkada Arda olacak şekilde düz bir sıraya girdiler.

"Ben de hastayım, bir dakika..." deyip Arda'nın arkasına geçti Kuzey. Sahte bir şekilde öksürdü. Minel onun bu hallerine şirince güldü.

"Hastaları içeri almaya başlamalıyız Doktor Hanım." dedi Doruk bir anda role girip. Bulduğu pembe, plastik, yuvarlak gözlükleri düzeltti. "Çok hastamız var, hatta bir hastamız öksürdü, duydunuz mu?"

"Duydum." dedi Minel başını sallayıp. Yanında duran tavşanını özenle düzeltti. "O zaman başyayayım."

Ayaz dizlerinin üzerinde, ellerini yere koymadan emekleyerek halının üzerine geldi. Doruk "Neyiniz var hasta?" dediğinde "Ateşim var, öksürüyorum, kusuyorum, başım dönüyor." diye salladı. Doruk Minel'e baktı. "Bu bizi aşar Doktor Hanım, çok bozuk bu, sıradaki!"

Ayaz hayal kırıklığıyla Doruk'a bakarken Minel "Öyye oymaz Doyuk abi." dedi gülerek. Ayaz'a yaklaştı. Oyuncak ateş ölçeri alıp güya ateşini ölçtü. "Hıı!" dedi hemen. "Ateşi çok yüskek!" Duraksadı. "Doğyu mu söyyedim?" diye sordu Ayaz'a bakıp. Ayaz hasta rolünden kısa bir süreliğine çıktı. "Hayır, yüksek demen lazım."

"Yüksek." diye tekrar etti Minel. Doktor rolüne tekrar büründü. "Ateşi çok yüksek!"

"Kaç?" dedi Doruk onun telaşına ayak uydurup. Minel aklına gelen ilk sayıyı söyledi. "Yiymi."

Ayaz da Doruk da dayanamayıp kahkaha attı, Kuzey başını eğip belli etmemeye çalışarak güldü, Arda gülümsedi. Minel anlamadan baktı her birine. Kahkahası çabuk biten Ayaz eğilip kuzeninin yanağından sertçe öptü. "Öldüm ben o zaman." diye dalga geçmeyi de ihmal etmedi. Doruk arkadan "Ben aslında yoğum." dediğinde bir kez daha güldüler.

"Neden güydünüz?" diye sordu Minel. "Ayda abi, neden güydüyey?"

Arda derin bir nefes aldı. "Gülünç bir şey söyledin." diye açıklamaya çalıştı.

"Ne söyyedim?"

"Ateşi için yirmi dedin."

Minel neyin yanlış olduğunu anlamadı. Ayaklarını sallayıp birkaç saniye düşündükten sonra yine bir yanlış bulamayınca vazgeçti. Onun yerine "Ne dicem?" diye sordu.

"Otuz dokuz diyebilirsin, belki kırk da diyebilirsin. Bunlar ihtimaller dahilinde sayılar."

"Otuz dokus, kıyk."

"Evet." diyerek onayladı Arda. Minel mutlu oldu. "Teşekküy edeyim!" diye cıvıldayıp Arda'nın yanağından öptükten sonra eski yerine geçti. Ayaz yüzünde kahkahasından kalan izlerle onu bekliyordu.

"Ateşin otuz dokus." dedi Minel ciddi ciddi. "Şimdi... Ayaka kaykay mışın?" Ayaz kaşlarını çattı neden Minel'in böyle dediğini anlayamadığı için ama dediğini de yaptı. Minel tavşanını yerden aldıktan sonra Ayaz'ın elini tuttu. "Gey."

Doruk, Kuzey ve Arda da bir şey anlamamıştı ama müdahale etmediler. Ayaz'ı sürükleyen Minel'i takip ettiler merakla.

Minel babasının odasına girdi. Doruk, amcasının özel alanına girilmesinden hiş hoşlanmadığını bildiği için tedirgin bir şekilde "Girmese miydik bu odaya?" diye sorduğunda aldırmadı. Banyonun önüne gelince durdu, kafasını kaldırıp Ayaz'a baktı.

"Banyo yap."

"Ne?"

Minel abilerinin şaşkınlığının nedenini anlayamadı. "Annem öyye yapay." dedi bilmiş bilmiş. "Ateşin vaysa..." Banyonun kapısını itti. "Git, hadi." Ayaz'ı içeri itmeye çalıştı bacaklarından bastırarak.

Bu sefer Arda bile sesli bir şekilde güldü.

"Ya güzelim..." dedi Kuzey dizleri üzerine çöküp. Minel'i kucağına aldı, göğsüne bastırıp yanaklarından defalarca öptü. Yok, çok farklıydı bu kız. Daha önce hiçbir kuzenini, hatta kardeşi Doruk'u bile böyle öpmemişti.

"Ayaz abinin cidden çıkmadı ateşi, biliyorsun, değil mi?"

Minel herkesin ona gülmesiyle utandı, yanlış bir şey yaptığını anlamıştı. Ayak başparmakları birbirine değerken "Biyiyoyum." dedi sessiz sessiz.

Arda Minel'in bu sessizliğini anladı, çok iyi anladı. Kendisi olsa o da böyle hissederdi, güldüğü için kendisini suçlu hissetti.

"Bence Ayaz banyoya girmeli." dedi aynı duyguları hisseden Doruk. Kız çocuğunu istemeden de olsa üzmek hoşuna gitmemişti.

Minel gözlerini açtı, hayretle "Ne?" diye sorduğunda "Tabii." diyerek devam etti Doruk. "Doktor yardımcısı olarak kararınızı ben de onaylıyorum Doktor Hanım." Ayaz'ı kolundan tuttu. Banyoya sürükleyecekti ki Gökhan amcasının odasında olduklarını hatırladı. "Burada olmaz, gelin, gidiyoruz.'

Kuzey kucağında Minel'le ayağa kalktı, Doruk'u takip etti. Ayaz büyümüş gözlerle "Doruk abi saçmalama!" dediğinde Doruk kaşlarını çattı. "Doruk abi derken? Mesafemizi koruyalım, ben bugüne bugün doktor yardımcısıyım."

Ayaz tam tekrar itiraz edecek, olmadı Kuzey abisinden yardım isteyecekti ki Minel'in gülüşünü duydu. Arkasını dönüp baktığında kızın çok eğlendiğini gördü. Geceyi hastanede geçirdiği ve nefes almakta zorlandığı aklına gelince omuzlarını çökertip kaderini kabullendi.

Abi olmak bazen fedakârlık yapmayı gerektiriyordu.

En yakın oda Doruk'un odasıydı, içeri girdiklerinde "Aaa, Doyuk'un odaşı." dedi Minel bu odaya girmeleri imkânsızmış gibi.

"Evet, benim odam Doktor Hanım." diye onayladı Doruk. "Sizin odanız kadar güzel olmasa da..."

Minel odasına iltifat edilince mutlu oldu, gülümseyip yanağını Kuzey'in omzuna yasladı.

Doruk Ayaz'ı banyoya götürdü, herkes içeri doluştuğunda da duşakabine itip hiç beklemeden suyu açtı. "Ya abi!" diye isyan etti Ayaz. "İnsan en azından haber verir, ayıp ediyorsun."

"Abi değil, sayın doktor yardımcısı diyeceksin. Karşında dayı oğlun yok." Kısa bir bakışma yaşadılar. Doruk, Ayaz'ın dayı oğluydu çünkü.

Bir dakika geçti. Kaderine razı gelen Ayaz'ın tüm kıyafetleri sırılsıklam oldu, kahverengi saçları ıslanıp alnına yapıştı. Bıkkınca "Yetmedi mi?" diye sorduğunda Doruk Minel'e döndü. "Sizce ateşi düştü mü, yeterli mi Doktor Hanım?"

"Yeteyyi."

"Tamam o zaman, çıkabilirsiniz hasta beyefendi."

Dolabından bir havlu alıp Ayaz'a attı. Evin içi ılıktı, bu yüzden Ayaz hiç üşümemişti ama yine de havluya sarındı. Saçlarının suyunu sıktıktan sonra "Gidip üzerimi değişeyim." deyip banyodan çıktı.

"Biz de kliniğimize dönelim Doktor Hanım, diğer hastalarımız da var."

Minel gülümseyip başını salladı. Tek başına oynamıyordu, bir sürü insan onunla oynuyordu artık. Hem de Doruk abisi sırf o üzülmesin diye Ayaz'ı suyun altına bile sokmuştu.

Keyifle güldü. Karşılığında da Kuzey abisi tarafından yanağından öpüldü.

.

.

.

"Babane, dede..."

Pıtı pıtı adımlarla oturma odasına girdiğinde hem Raif'in hem de Gülten'in gözleri sarı, kıvırcık saçların sahibine döndü. Torunları fıstık yeşili bir tişört ve siyah, dizlerine kadar gelen bir tayt giyiyordu. Ayaklarında da fıstık yeşili çoraplar vardı. Ona bunları giydirenin Hale olduğundan emindi Raif. Bir tanem dediği kızının izlerini diğer bir tanesi Minel'de görmek içindeki huzur hissiyatını tetiklerken gülümsedi.

"Ne oldu canımın içi?"

Minel koltuğa çıktı, tavşanını yanına oturtup "Doktoycuyuk oynadık!" dedi heyecanlı heyecanlı. Raif "Kimle oynadınız bir tanem?" diye sordu torununun saçlarını geriye itip açtığı alnına bir öpücük kondururken.

"Kuzey abim, Doyuk abim, Ayda abim, Ayaz." diyerek herkesi saydı Minel. Gülten şefkatle gülümsedi. "Ne güzel, hepiniz berabermişsiniz." dediğinde Minel başını salladı. "Hıhı, hepimiz beyabeydik."

Açık yeşillerini oturma odasında gezdirdi. Babaannesi ve dedesi dışında birini göremeyince "Dev adam neyde?" diye sordu merakla. Raif yanıtladı. "Terasta onlar bir tanem."

Minel inmek için hareketlenmişti ki Raif belinden tuttu. "Güzelim olmuyor böyle." dedi alınmış bir şekilde. "İnsan azıcık da bizimle vakit geçirir, hemen babana koşuyorsun."

Minel gözlerini kaçırdı. "Napıcam?" diye sorduğunda Raif torununun nahifliğine gülümsedi. "Ne yaptığını anlatabilirsin. Abilerinizle oyununuz nasıldı?"

"Çok güzeydi!" diye cıvıldadı kız çocuğu. "Ben doktoy oydum. Doyuk abim yaydımcı oydu. Sonya... Sonya... Ayas hastaydı." Keyifli keyifli güldü. "Onu yıkadık."

"Yıkadınız mı?" diye sordu Gülten kaşlarını kaldırıp gözlerini burnunun ucuna iterek, yanlış duyduğunu düşünmüştü ama başını sallayıp büyük bir enerjiyle "Evet." diyen torunu düşüncesinin yanlışlığına büyük bir kanıttı.

"Neden yıkadınız?" dedi Raif gülerek.

Minel "Çünkü... Şey..." derken doğru kelimeleri hatırlamaya çalışıyordu. "Ateşi vaydı." Başını salladı kendi kendini onaylamak için. "Kıyk ateşi vaydı!" dedi gözlerini büyütüp dedesine bakarak. "O yüsden yıkadık."

"İyi yapmışsın meleğim, keşke diğerlerini de yıkasaydınız. Güzel kokarlardı."

"Raif!"

"Yalan mı? Hale'm ve Minel'im kadar mis kokmuyor hiçbiri."

Raif rahattı çünkü erkek torunları her türlü şeye alışıktı, küçükken babaları ve dedeleriyle güreş yaparak büyümüşlerdi, Ayaz'ın azıcık ıslanması pek de önemli değildi. Hatta komikti. Raif çağrılmayı beklerdi ama anlaşılan yaş sınırının üstünde kalıyordu.

"Torunlarına ve oğullarına laf ettin, bir de beni dışarıda bıraktın, ne güzel!"

Raif boştaki kolunu Gülten'in beline sardı, aralarında Minel olduğu için belli bir mesafe olsa da karısının mavi gözlerine dikti kahverengi gözlerini. "Sen benim hayatım kokuyorsun." dedi duygu dolu bir sesle.

"Çocukluğumdaki çiçek bahçelerinin, gençliğimin heyecanlı zamanlarının, orta yaşlarımın huzurunun, tüm ailemle aynı sofrada oturmamın mutluluğunun kokusu var sende. Ben seni nasıl dışarıda bırakırım?"

Gülten iç çekti gözlerini eşinin gözlerinden çekmeden. Raif'in şair ruhlu biri olduğunu biliyordu ama bazen, çocukları ve torunları dolayısıyla bu halini belli etmeyince unutuyordu onun içinde yeşeren dizelerin varlığını. Hatırlayışı da böyle güzel, kalp gıdıklattırıcı oluyordu her seferinde.

"Çok usun konuştun dede!"

Minel'in şaşkın sesini duyduklarında aralarındaki yoğun atmosfer bozuldu. Raif de Gülten de başlarını eğip aralarında kalan şirin varlığa baktılar. Raif güldü, karısıyla arasındaki anı bozmasına rağmen söylenmeyeceği birkaç insan vardı sadece. Belirtmeye gerek var mıydı, Minel de onlardan biriydi.

"Sen nasıl tatlısın, canımın en içi." dedi Gülten torununun çenesine avcunu koyup yüzünü milyon dolarlık bir tabloyu izler gibi izlerken. Onun için 3 yaşında ve Minel'den daha şirin, daha sevilesi hiç kimse yoktu şu an bu dünyada.

"Teşekküy edeyim babane. Şen de tatyısın."

Gülten de gülmek konusunda Raif'e katıldığında Minel ayaklarını salladı, dedesi ve babaannesinin kendisini izleyip sessiz kaldıkları birkaç saniyede canı sıkıldı. "Dev adama gidicem." dedi tavşanını alıp koltuktan inerken.

"Merdivenlerden çıkarken dikkatli ol bir tanem."

"Tamam dede, dikkatyi oyucam."

Minel merdivenleri hızlı hızlı çıktı. Saçlarını geriye ittirip koşarak açık bir alan olduğundan klima işe yaramadığı için pek kullanılmayan, bugünse normal bir yaz gününe göre daha serin olduğu için tercih edilen terasa girdi.

"Pastasını sarı yaptıralım, kesin öyle ister."

"Bence de, hediyelerini de...'

Konuşmaları Minel'i fark etmeleriyle kesilince Minel "Ben geydim!" dedi sessizliği fırsat bilip.

"Hoş geldin meleğim." dedi Gökhan herkesten önce davranıp. Kızının ne diyeceğini tahmin etmişti zira.

"Gel ballım."

"Özlettin kendini bebişim."

Minel mutlu oldu, halasına ve amcalarına utangaç bir bakış attıktan sonra sallana sallana babasının yanına gitti. "Kıymızı bayık göyde kıvyıya kıvyıya yüzüyor." Gökhan yine tekli koltukta oturuyordu, bu yüzden yanına oturmasının imkanı yoktu.

Başını kaldırıp masumca babasına baktı, Gökhan bu bakışlara karşılık iç çekip yanağını hafifçe okşadıktan sonra kız çocuğunu kucağına aldı, dizlerine yan bir şekilde oturttu. Minel büyük bir alışkanlıkla başını adamın göğsüne yaslarken eli de künyesine gitti.

Böyle durunca ne anlatacağını unutmuştu en küçük Aktuna, içindeki huzur ve güvenle sessizce oturdu. Babasının, amcaları ve halasının sohbetine çok nadir katılmasıyla, saçlarına öpücükler kondurup avuç içini okşamasıyla geçirdi birkaç dakikasını. Gözleri bile kapanabilirdi hafif esintiyi yüzünde hissedip kuş cıvıltılarını duyar, babasının sıcaklığıyla mayışırken.

Ayaz abisini yıkadıkları an aklına gelince tüm uyuşukluğu geçti, hızla doğruldu.

"Dev adam!" dedi heyecanla. Gökhan'ın gözleri hareketlenir hareketlenmez Minel'e dönmüştü zaten. Bu yüzden "Efendim babacığım?" deyip yanağını okşamakla yetindi.

"Bis Ayaz'ı yıkadık!"

Gökhan kaşlarını kaldırdı. Hale oğlunun adını duymasıyla Minel'e odaklanırken Engin ve Hakan da Gökhan'ın tarafına döndüler. Hale doğru mu duyduğundan emin olamadığı için "Ne yaptınız bebişim?" diye sordu hafif şaşkın, hafif de güler bir tavırla.

"Ayas'ı yıkadık haya."

Engin güldü. "Bal kızım bahar temizliği yapıyor." Hakan hafifçe güldü onun bu dediğine, daha sonra boğazını temizleyip gülüşünü sessiz bir tebessüme çevirdi. "Neden böyle bir şey yaptınız güzelim?"

"Çünkü..." diye başladı Minel. "Doktoycuyuk oynuyoyduk. Ayas'ın da ateşi vaydı, hem de kıyk tane!" Ellerini açıp on parmağını oynatarak gösterdi. Gökhan gördüğü minik, tombul parmaklara dayanamadı; kızının elini kavradığı gibi avuç içine sesli bir öpücük bıraktı.

"Sonya, sonya... Banyo yap dedim. Doyuk abim de şeydi, şey..." Etrafına bakındı doğru kelimeyi ararken. Bu sırada kendisine tüm dünyaları verecekmiş gibi bakan amcalarından, büyük bir anne şefkatiyke onu izleyen halasından ve yanaklarını ısırmamak için dişlerini birbirine bastıran babasından habersizdi.

"Yaydımcıydı. O da öyye dedi. Ayas'ı yıkadık." Ellerini çırpıp büyük bir enerjiyle devam etti. "Aytık hasta değiy!"

"Kurban olurum ben sana." dedi yerinden kalkıp Gökhan'ın dizinin dibine gelen Engin. Yeğeninin ellerini tutup iki eline de art arda öpücükler kondurdu. "Abartma." diye söylendi Gökhan ama abisine engel de olmadı, Minel'in gülümsediğini görmüştü çünkü.

Hale Minel'i ısırmak için ayağa kalksa bile hem Engin'den fırsat kalmayacağını hem de Gökhan'ın aksileşeceğini bildiği için oturmaya devam etti. "İyi yapmışsınız bebişim." dediğinde kız çocuğunun bakışlarının kendisine çevrilmesiyle öpücük attı. "Hava sıcaktı zaten, serinlemiş oldu."

"Hava sıcak." diye tekrar etti Minel. Gökhan kızının kıvırcık saçlarını kaldırıp ensesini açtı. "Bunaldın mı babacığım?"

Minel kelimeyi anlamayınca sessiz kaldı. Gökhan bunu fark etti. Cümlesini basitleştirebileceği kadar basitleştirdi. "Sıcak kötü mü?"

"Hayıy. Sıcakı seveyim." Başını babasının göğsüne yasladı. "Soğuku sevmem." Çünkü soğukta kaldığı zamanlar çok olmuştu, onu hep apartmanda oynaması için gönderirdi Ceyda ve Aykut, apartman boşluğu da soğuk olurdu.

"O zaman ev hep sıcak olacak." deyip tebessüm etti Hakan. Minel amcasının dediğinin ne anlama geldiğini anlamasa da güzel bir şey olduğunu hissetti, mutlu oldu.

Gökhan kucağındaki kız çocuğunu daha sıkı sardı, yanağından öptükten sonra abileri ve ablasının konuşmasını dinlemeye devam etti. Dakikada bir Minel'i öpmeyi de ihmal etmedi tabii, sonuçta Minel onun kızıydı, Gökhan da bir babaydı.

Bölüm sonu

5 yorum