Her insanın hayatı biraz zor ve karmaşık olurdu. Mesela bazı insanlar aileleriyle anlaşamazdı . Bazıları arkadaşlarıyla . Bazılarıysa hiç kimseyle anlaşamazdı ,anlaşılmak istemezdi... Ben hangisine giriyorum diye soracak olursanız sanırım üçüncüsüne giriyordum. Ben beni kimsenin anlamasını istemezdim zaten istemediğim zaman kimse de anlamazdı. Elimdeki sıkıcı takdirname belgesiyle güneşin altında küçük adımlar atarak ilerliyorum. Yüzüm terlemeye başlayınca elimdeki belgeyi yelpaze gibi ileri geri sallayarak rüzgar yaratmaya çalıştım ve başardım da. Ben Açelya Çelik 16 yaşındayım. Okula iki yıl erken başladığımdan dolayı sınıfımdaki herkesten küçüğüm ve 12. Sınıfa geçtim. Annem Yasemin ile yaşıyorum. Gerçi annem bu aralar daha çok sevgilisinin evinde kalıyor ama olsun. Babam iki yıl önce vahşice öldü daha doğrusu onu ben öldürdüm... Aklıma yine babam gelince yüzümü yellemeyi bıraktım ve her tarafını ezberlediğim yola bakmaya başladım. Her zamanki gibi değişen hiçbir şey yoktu. Önüme gelen sarı saçlarımı geriye doğru iteklerken eve gelmiştim bile. Kapının önünde bir tane pahalı bir araç vardı. Buradan annemin sevgilisi Pars Çakmağında evde olduğunu anlamıştım.Evin kapısını çalmak yerine sessizce anahtarla açmıştım çünkü içeriden bilgisayarımı alıp çıkacaktım ve eğer ki geldiğimi onlara belli edersem kırk saat beni bırakmazlardı. Kapıyı açtığım gibi sessiz adımlarla içeri girdim ve yine sessizce kapıyı kapattım. Tahminim doğru çıkmıştı Pars Çakmak buradaydı. Oturma odasından annemin ve onun gülüşmeleri geliyordu. Gözlerimi devirerek hızlı fakat sessiz adımlarla odama gittim. Elimdeki belgeyi masanın üzerine bıraktım ve babamın benim için aldığı bilgisayarı , bilgisayar çantasına koydum ardından bir yıl alabilmek için götümü yırtarak çalıştığım ve sonunda aldığım son model tabletimi de çantanın içine koydum. Buradaki işim bittiği için sessizce odadan çıktım. Oturma odasının önünden tam geçecekken annem "Yaaa Pars biz şimdi bu akşam evleniyor muyuz?" Diye mutlu bir edayla mırıldandı. Adımlarım mıh gibi yere çakılırken Pars dan gelecek cevabı bekliyordum. Pars gülerek "Evet Hayatım bu geceden sonra artık benim oluyorsun,sadece benim " Dedi. Şoka girmiş bir vaziyette kapının ağzının yanında bekliyordum ve idrak etmeye çalışıyordum. Babam öleli bir yıl olmuş olabilirdi fakat...öff bilmiyorum yani annemle babamın normal bir ilişkileri hiçbir zaman olmamıştı Yani babam annemi seviyordu fakat annem babamı sevmiyordu. Bunun için haklı bin tane sebebi vardı ona bir şey söyleyemiyordum fakat içim biraz tuhaf olmuştu. Annem "Ya çocuklar birbirlerini kabul etmezlerse ayrılmamızı isterlerse ne yapacağız " deyince Pars annemi rahatlatmak için "Sıkıntı çıkarsa sadece Açelyadan çıkar çünkü benim oğlanlar bir kız kardeş için her şeylerini verirler. Sen de anlamışsındır onların kız kardeş sevdalarını. Hem sen Açelya çabuk uyum sağlar dedin belki ilk başlarda sorun çıkarsa da ileride alışır " dedi Annem onu haklı bulmuş olacak ki "Haklısın hem Açelya da benim mutluluğumu ister ..." Annemin cümlesinin devamını dinlemek yerine yine sessiz fakat aceleci adımlarla kapıyı açıp evden çıktım. Çıktığım gibi derin bir nefes aldım ve dolan gözlerimi kırpıştırarak göz yaşlarını geri içeriye yollamaya çalıştım. Bu çabamın boşa olduğunu anlayınca elimle göz yaşlarımı sildim ve hiçbir şey olmamış gibi yürümeye başladım. Aslında annem için çok mutluydum fakat bazı konularda bazen vicdan azabı çekiyordum. İçimden "olması gerekeni yaptım" diye tekrar ede ede Efe ile buluşacağımız kafeye gelmiştim. İçeri girince beni ilk hoşuma giden bir soğuk ardındansa pasta kokusu karşılamıştı. Gözlerim etraftaki masaları taradı ve her zaman oturduğumuz masada Efe'yi gördüm. Hızlı adımlarla onun yanına gittim ve karşısındaki sandalyeyi çekerek oturdum. Efe başını bilgisiyardan kaldırdı. Beni görünce gülümseyerek "Hoşgeldin Prenses"dedi. Ben de ona gülümseyerek "Hoş buldum benim tatlı Kurbağam" dedim. Benim bu sözlerime alıştığından dolayı kafasını öyle olsun der gibi sağa doğru eğdi ardından da bilgisayarda yaptığı işine geri döndü. Ona gülümseyerek baktıktan sonra bende çantamdaki bilgisayarımı çıkardım. Bilgisayarın açma tuşuna bastığımda garson da yanımıza gelmişti. Ben her zamanki gibi çikolatalı ve karamelli dondurma istemiştim Efe ise sadece su istemişti. Gıcık şey çalışırken yemek yemeyi sevmiyordu. Onun görmeyeceğini bildiğim halde gözlerimi devirdim. Efe'ye annemin bu akşam evleneceğini anlatmak konusunda kararsızdım bundan dolayı bakışlarım Efenin üstündeydi. Efe kendinde olan bakışlarımdan rahatsız olmuş olacak ki kafasını kaldırıp buz mavisi gözlerini gözlerime dikti. "Ne oldu prenses" demesiyle telefonumun çalması bir olmuştu. Cebindeki telefonu çıkardığımda annemin aradığını gördüm. Efeye parmağımla bir dakika işareti yaptıktan sonra Sesimi neşeli tutmaya çalışarak "Dünyanın en güzel annesi" diyerek telefonu açtım. Annemin o güzel sesi hafif sitemle "Açelya neredesin hani on birde evde olurdun" dedi. Sesimin Neşesini düşürmeden "Kurbağamla birlikteyim. Bir şey mi oldu?" Annem biraz daha sakin bir şekilde "Eve gelmeni bekliyordum birlikte zaman geçiririz diye de düşünmüştük" dedi. Bilmezden gelerek "Tük derken" diye mırıldandım. Annem neşeli bir sesle "Pars burada onunla tanışmak istersin diye düşündüm o seni çok merak ediyormuş da " dedi. Son cümlesini ona bakarak söylediğine emindim. Sesimdeki neşe ister istemez kaçarken "Anne Kurbağamın yardıma ihtiyacı varda ben gelemem" dedim. Annem sesli bir şekilde nefesini verip "O zaman akşam dokuzda buluşalım heh hem Pars'ın oğulları da gelecek size önemli bir şey açıklayacağız" deyince gözlerimi iki saniye kadar kapattım o çok önemli şeyin ne olduğunu biliyorum da neyse. Derin bir nefes alarak sakinleşmeye çalıştım ardından "Annem canım annem üzgünüm ama ben gelemem,dediğim gibi Efenin bugün yardımıma ihtiyacı var ve dediğine göre işimiz on ikiden erken bitmez hem o da beni bırakmaz. Ama çok istiyorsan o önemli kararı açıklayacağınız zaman beni de görüntülü ararsınız ben de yanınızdaymış gibi duymuş olurum heh ne dersin" dedim. Sonlara doğru sesim yine neşelenmişti. Annem nefesin verdi ve "Senin de burada olmanı isterdim" dedi. İçimden kendime tüm küfürleri ederken "Ama ben minnoş kurbağamı bırakamam ki hem o önemli karar nedir? Hamile değilsin değil mi? Bir tane daha kardeş kaldıramam lütfen hamile olma " dedim. Annemin minik kahkahasını duydum ardından "Hayır hayır henüz hamile değilim" dedi. Henüz kelimesi de gözümden kaçmış değildi. "O zaman ben akşam seni ararım ama aradığım zaman o telefon açılacak . O tatlı kurbağana da selamımı söyle.çok yormayın kendinizi hadi öptüm" dedi ve telefonu kapattı. Telefonu kulağımdan çekerken titrek bir nefes aldım ardından Efe'ye baktım. Mavi gözleri sorularla doluydu. Anneme neden yalan söylediğimi merak ediyordu. Efe tam ağzını açıp ne oldu diye soruyu soracakken ben ondan hızlı davranıp "Annem ve Pars Çakmak bu akşam evleniyor" dedim. Dudakları şaşkınlıkla aralanınca devam ettim "Eve gittiğimde birbirleri arasında konuşurlarken duydum tabi duyduğumdan haberleri yok bu akşamda evlendikten sonra çocuklarına söylemek için bir yemek organizasyon ediyorlar." Derin bir neden verip "Yani yalan söylememin nedeni oraya gidip onlarla tanışmak yerine başka bir yerde onları görüntülü olarak dinlemeyi seçtim." Dedim. Efe bir kaç saniye daha bana şokla baktıktan sonra hemen kendini düzeltip "Nikahlarını basalım mı?" Diye sordu. Bu soruyu o kadar normal sormuştu ki bir an her gün birinin Nikahını basıyormuşuz gibi hissettim. Gözlerimi devirerek "Saçmalama annem o adamı seviyor ve kendi bencilliğim yüzünden onun hayatını mahvedemem. O sevdiği müddetçe istediği adamla evlenebilir " dedim. Efe kaşlarını çatarak "O zaman neden annene yalan söyledin"dedi. Derin bir nefes alıp "Çünkü benim bir ailem var her ne kadar sakat olsa da var işte ben...ben istemiyorum yani istediği kişiyle evlenebilir fakat ben bu düzenimin bozulmasını veya hiç tanımadığım bir adama baba felan demek istemiyorum anlıyor musun? " Dedim beni anlamasını ümit ederek. Efe kafasını yavaşça sallayıp "Anlıyorum"dedi ve ardından ekledi; "Aileyi hiç araştırdın mı?" Diye sordu. Kafamı yavaşça iki yana sallayıp "Ciddi bir ilişkileri olduğunu düşünmediğimden pek umursamadım. Benim için bakabilir misin şuan çok üşendim deee. Adı Pars Çakmak " diye mırıldandım. Garsonun getirdiği dondurma kaşığını elime aldım ve kaşığı içine daldırıp ağzıma attım. Efe kafasını sallayarak araştırmaya başladı. Yaklaşık on dakikadır Efe araştırmasına devam ederken ben de istediğim ikinci dondurmayı yiyordum. Efenin işi bitmiş olmalı ki kafasını bilgisayardan kaldırdı. Ben sandalyemi onun yanına bilgisayarı görebileceğim bir yere koyduktan sonra oturdum. Efe yan masalar bizi duymasın diye fısıltıyla anlatmaya başladı. "Türkiyenin ileri gelen zenginlerinden biri. Bir çok sektörde adı yazılı mesela ilaç,turizm,tasarım ve daha bir çok sektör de adı var fakat en yaygın olanın internette ilaç olduğu gösteriliyor fakat yalnış." Merakla ona bakınca anlatmaya devam etti. "Bence silah üretimiylende ilgileniyor hatta fabrikası olduğuna da eminim . Kanıt istersen Çakmakların logosu adından belli olduğu sürece çakmak. Baban ölmeden önce gittiğimiz görevde hatırlarsan oradaki silahların ve mermilerin üstünde Çakmak işareti vardı. Hatırlıyor musun?" Diye sordu. Babam biz küçükken kendi pis işlerini halletmesi için yedi kişilik bir grup kurmaya karar vermişti. Benim dışımda yanına aldığı altı çocukta sahipsizdi.Emir vardı grubun şaklabanı ve en iyi silah kullananı. Berkay vardı en güçlümüzdü. Akif vardı en psikopatımızdı. Miraç vardı en hızlı koşamızdı. Kutay vardı gruptaki en küçük üyeydi. İnsanları manipüle etme konusunda uzmandı. Efe vardı grubun heckeriydi. Ben vardım aralarında en çok eğitilen kişiydim. Onların yaptığı her şeyin en iyisini yapmakla birlikte grubun zekasıydım. Tüm planları kurar ve onları yönlendirirdim. Tabi bu babamı öldürene kadardı. Şuan Kutay ve Efe hariç hepsi başka bir şehirde kendi hayatlarını kurmuşlardı. Efeye geri dönüp kafamı hatırlarcasına salladım bir şeyi gördükten sonra asla ama asla unutmazdım. "İşte o silahı bence onlar üretti biraz daha araştırsam bulabilrdim de seni bekletmeyeyim dedim. Yani anlayacağın bence çok masum da değiller " dedi. Söyledikleri kafamda yer edinirken devam etmesi için onu bekledim. Bilgisiyarda bir kadın resmi açtı ve tekrar anlatmaya başladı. " Bu Aysun Çakmak sekiz yıl önce sözde bir trafik kazasında ölmüş fakat ben masum bir trafik kazasıyla öldüğünü düşünmüyorum şuan elimde kanıt Yok ama endişelenme bir ara bulurum " dedi. Eğer düşündüğüm gibi bu işlerin yanında mafyacılık da oynuyorlarsa bende öylece bir trafik kazasına öldüğünü inanmam. "Bu çiftin 6 tane çocukları var" dediğinde ona şok olmuş bir şekilde bakıyordum. "İki tanesi nerelerine yetmemiş be altı tane ne ayyy" diye burun büktüm. Efe gülerek "hepsi erkek" dedi. Ona ciddi misin der gibi baktım baktım. Gayet ciddi gözüküyordu. "Ben olsam hepsini evden kovardım" dedim. Efe bu halime güldükten sonra anlatmaya devam etti. "En büyükleri Tuğrul Çakmak otuz bir yaşında. Son sekiz yılını yurt dışında geçirmiş. Babasının verdiği işler başında truzime bakıyor" dedi ve fotoğrafını açtı. Fotoğraf belden yukarısını gösteriyordu. Yakışıklı bir şeye benziyordu. Kahve renginde saçları vardı ve çok uzun değildi. Gözleri elaydı. Kirli sakalları buradan bile belli oluyordu. Efe "Bora Çakmak Ailenin iki numarası 30 yaşında. O da abisi gibi babasının şirketlerinin başında İlaç sektörüyle ilgileniyor" dedi ve bu kez onun fotoğrafını açtı. Gözlerimi bir kaç kez kırptım çünkü abisinin saçları kahve iken onunki sarıydı hatta altın sarısı. Gözleri maviydi benimki kadar koyu olmasa da onunda koyu görünüyordu.saçları Tuğrul gibi kısa değildi aksine alnına dökülüyordu. Efe bunu da yeterince anlattığını düşünerek öbüründen devam etti. "Ümit Çakmak 28 yaşında. Abilerinin izinden gitmek yerine aşçı olmayı tercih etmiş şuan türkiyede en çok aranan aşçılardan biri" dedi ve onun da fotoğrafını açtı. Fotoğraf yeşillik bir alanda çekilmişti. Onun da saçları Bora gibi uzundu. Yeşil gözleri ve kahverengi saçları vardı. sakalları felan da yoktu. Efe öbür kişiye geçti."Ahlas Çakmak Ailenin belalısı baba parası yiyor. Şuan bir yerde çalışmıyor sadece motosiklet yarışlarına felan katılıyor" dedi ve onun da fotoğrafını açtı. Ahlas sırtını bir aynanın yaslamıştı. Öbürleri gibi renkli gözleri yoktu. Kahve gözleri ve kahve saçları vardı. Sol kolu dövmelerle doluyken sağ kolunda sadece bir tane vardı. Efe onu da geçti. " Şimdi sırada evin en küçüklerine geldik. İkiz kardeşler Çınar Çakmak ve Deniz Çakmak 22 yaşındalar. İkisi de evin serserisi her gün farklı bir olayla karakola gidiyorlar. Bar hayatları diğerlerine göre daha geniş. İkiside mimarlık okumuş fakat şuan çalışmıyorlar" dedi ve ilk Çınarın fotoğrafını açtı. Üstünde siyah bir gömlek ile çekilen fotoğrafına baktım. Kahve rengi saçları ve mavi gözleri vardı. Yani diğerleri gibi yakışıklıydı. Efe bu kez Deniz Çakmağın fotoğrafını açtı. Büyük ihtimalle kendi çekmişti. Bir yatağın ortasında uzanıyordu.üstünde kahve bir kazak vardı ve güneş üstüne vuruyordu. Saçları güneşin vurmasıyla biraz sarıya dönmüştü ve gözleri de ikizi gibi maviydi. Hiç tanımayan biri tek bakışta onların ikiz olduğunu anlayabilirdi çünkü birbirlerine çok benziyorlardı. Efe bana onlarla alakalı bilgiler verdiğinden beri düşünüyordum ve hepsinin kim olduklarını aklıma yazıyordum. BİR KAÇ SAAT SONRA Saat çoktan dokuz olmuştu bile. Annemin aramasını bekliyordum ve bunu Efe ile sokağın ortasında yürüyerek yapıyodum. Efeye dönüp "Canım çok sıkılıyor" diye sızlandım. Efe bu halime gülüp " sabahtan beri sıkıldım diyerek beni her tarafa götürdün acaba artık sıkıldım demesen mı?" Diye nazikçe rica etti. Haklıydı onu götürmediğim yer kalmamışti.Ona tatlı tatlı gülümseyerek "Ama ben sıkıldım" dedim. Efe sabır çekti. Tam ağzını açacakken telefonum çalmaya başladı. Ona pis pis gülümsedim ve hemen telefonu açtım. Karşımda annem belirdi. Ona gülûmseyerek "Anneciğim nasılsın" dedim.annem telefonu masadaki herkesin beni görebileceği bir yere bıraktıktan sonra "iyiyim canım" dedi. Masadaki diğer sekiz kişiye öylesine bir baktım ve "Merhaba " diye mırıldandım onlarda aynı şekilde bana karşılık verdiler. Bir kaç dakika herkes birbirini sordu sonra masada bir sohbet konusu açıldı. Direk söylemelerini istediğim için "Annem acaba söyleseniz mi artık" dedim. Nasıl hitap etmem gerektiğini bilmediğim Pars Çakmak "Öncelikle bize vakit ayırdığınız için çok teşekkür ederiz eminim şuan hepinizi neden çağırdığımızı merak ediyorsunuz "dedi ve elini buradan görebildiğim kadarıyla annemin elinin üstüne koyup "Biz evlendik" dedi. Benim bildiğim haberi oğulları duyunca ilk başta hepsinin yüzünde bir şok dalgası yayıldı. Anladığım kadarıyla hepsi sindirmeye çalışıyordu. Annem telaşla bana bakıp "Açelya sana haber vermek isterdim fakat istemezsin diye korktum" deyince onun aksine daha sakin bir şekilde gülümseyerek "Anneciğim sen nasıl mutlu olacaksan onu yap. Ben de kendi mutlu olduğum şekilde yapacağım sana kızmıyorum hatta seviniyorum çünkü hayatın devam ettiğinin farkındasın bundan dolayı Allah mutlu mesut etsin. Benim işlerim var sonra tekrar konuşuruz" dedim ve aramayı sonlandırdım. 🌺 🌺 Çakmak Malikanesinde bu akşam diğer akşamlara göre daha gergindi. Pars elini karısının elinin üstüne koydu ve elini hafifçe okşayarak "Biz evlendik" dedi. Çakmak erkekleri şokla babasına bakarken Annesi de telefondaki kızına bakmıştı. Larcivert gözlerinde şaşkınlık göremeyince kızının bildiğini anlamıştı. Telaşla "Açelya sana haber vermek istedim fakat istemezsin diye korktum" dedi. Açelya annesinin aksine sakince "Anneciğim sen nasıl mutlu olacaksan onu yap. Ben de kendi mutlu olduğum şekilde yapacağım sana kızmıyorum hatta seviniyorum çünkü hayatın devam ettiğinin farkındasın bundan dolayı Allah mutlu mesut etsin. Benim işlerim var sonra tekrar konuşuruz" dedi ve aramayı sonlandırdı. Çakmak kardeşler nasıl bu kadar sakin bir şekilde onay verdiğini anlamaya çalışırken Yasemin hanım anlamıştı bile. Ondan uzak ne yapıyorsa yapmasını istiyordu. Pars bey oğullarının şaşkın ve biraz da kızgın suratlarına baktıktan sonra "Bir şey demeyecek misiniz" diye sordu. Tuğrul babasının yüzüne kızgınlıkla baktı " Ne dememizi bekliyorsun ki sen zaten her şeyi kendi kafana göre yapmışşın " dedi ve masadan kalktı. Tuğrul böyle boş bir şey için yurt dışından geldiğine inanamıyordu. Deniz bir şey söylemek yerine masadan kalkıp gitmeyi tercih etmişti. Onu yalnız bırakmak istemeyen Çınar babasına bir baş hareketi ile selam verip onun arkasından gitmişti. Ümit" Baba yani siz zaten kararınızı vermişsiniz hatta vermekle kalmamış icraata da geçirmişşiniz bizden ne dememizi bekliyorsun bilmiyorum ama...umarım pişman olmazsınız" dedi ve oda masadan kalktı. Pars geriye kalan iki oğluna baktı. Bora emin olmak istermiş gibi babasına bakıp "Şimdi siz evlendiniz mi" "Evet evlendik" Bora hemen karşısında duran telefona baktı. Sonra Yasemin hanıma bakıp "Yasemin teyze o telefondaki kızın mıydı?" Diye sordu. Yasemin anlamayarak sadece kafasını salladı. Bora hemen babasına bakıp "Benim şimdi kız kardeşim mi oldu " dedi. Pars oğlunun bu haline bakarak kafasını salladı. Çakmak kardeşler bir kız kardeşe hasret bir şekilde büyümüşlerdi. O kadar çok kız kardeş istiyorlardı ki anneleri yaşıyorken her allahın günü onlara baskı uyguluyorlardı. Bora ise bir kız kardeş için canını dahi verebilirdi. Arkadaşlarının kardeşlerini hep kıskanmıştı ve şimdi sonunda bir kardeşi mı olmuştu. Bora otuz iki diş sırıtarak yanında oturan Ahlasa baktı ve "kız kardeşimiz oldu lan" diye sesli bir şekilde sevindi . Ahlas kafasını gülümseyerek iki yana salladı ve "Sanırım gerçekten oldu " dedi. Bora gerçek olup olmadığını anlamak için "Rüya değil değil mi?" Diye sordu. Ahlas gülerek "Valla sanırım değil. Bizim de artık kız kardeşimiz var." Dedi. Bora hemen babasına dönüp "Adı ne kaç yaşında kaçıncı sınıfa gidiyor en çok nelerden hoşlanıyor. Veya söylemeyin ondan öğreneğim" dedi ve ayağa kalktı. Babasından müsade istedi ve giden kardeşlerinin yanına gitmek üzere malikaneye girdi. Son olarak Ahlas kalmıştı. "Ne denir bilmiyorum ama haberimiz olsaydı daha iyi olurdu sonuç olarak hepimiz yetişkin insanlarız ve senin mutlu olmanı çok isteriz ama Allah utandırmasın " dedi ve o da ayağa kalkıp kardeşlerinin yanına gitmek üzere malikaneye girdi. İçeri girdiğinde yolu bildiğinden etrafa bakmadan direk merdivenlerin yanına gitti ve çıkmaya başladı. Hepsinin Tuğrul'un odasında olduğuna emindi. Hızlı adımlarla Üçüncü Kata çıktı ve abisinin odasına kapıyı tıklatıp girdi. Tahmin ettiği gibi hepsi buradaydı. Beşinin de gözü Ahlas'a kaydı. Ahlas onları umursamadı ve sırtını kapıya dayayıp onları dinlemeye başladı. Deniz "Ne yapacağız" deyince Bora gülen bir sırayla "Valla sizi bilmem fakat ben kız kardeşimin yanına gideceğim ve onunla olan hayallerimi gerçekleştireceğim." Dedi. Çınar ona ciddi misin der gibi bakınca Bora gülerek "otuz yıldır kız kardeşim olmasını istiyorum. Şuan üvey de olsa bir tane var ve onu kaçıracak halde değilim" deyince hepsi derin bir sessizliğe boğulmuştu. Çakmak kardeşler hep bir kız kardeş istemişlerdi fakat hiçbir şekilde kız kardeşleri olmamıştı. Deniz abilerinin suratına bakıp "bir dakika bu evde benden küçük bir insan mı olacak" diye sordu. Deniz ailenin en küçüğüydü. Çınar ondan beş dakika erken doğduğu için ona çoğu zaman abilik taslıyordu. Deniz gülerek "Şimdi ben de birilerine abilik taslayabilecek miyim?" Diye sordu. Hepsi kafasını sallayarak gülünce "Ne bakıyorsunuz en küçüğüm diye her gün psikolojik şiddet görüyorum şimdi kendimden küçük bir kardeş bulmuşken hiç bırakmam" dedi ve küçük bir çocuk gibi kollarını göğsünde bağladı. Ümit kafa karışıklığıyla "Şimdi bizim kız kardeşimiz mi oldu"diye sordu. Tuğrul ifadesiz bir suratla "Sanırım" diye mırıldandı. Bora abisine ve kardeşlerine bakıp "Adı Açelya'ydı değil mi? Soyadı da Çelik olmalı " Diye mırıldandı ve cebindeki telefonu çıkarttı. Adını googleye yazıp arattı fakat hiçbir şey çıkmadı. Bora "E Google de yazmıyor" deyince Ahlas göz devirerek "Tabi yazmaz abi" diye göz devirdi. Bora Kara kara nereden kıza ulaşacaklarını düşünürken Tuğrul "Bu kadar istekliyseniz bir arkadaşımı arayıp onu araştırmasını isteyebilirim"dedi. Deniz heyecanla "Evet abi lütfen. Hemen onunla tanışmak istiyorum" dedi. Tuğrul onayladı ve telefon görüşmesi yapmak için odadan çıktı. Bu sırada Çakmak kardeşler kız kardeşleri ile yaşayacakları anları düşünüyordu. Tuğrul tekrar içeri girdiğinde hepsi onun ağzına bakıyordu. Tuğrul derin bir nefes alıp "Yarım saate bilgiler elimizde olur. Ama siz kendinizi fazla kaptırmayın. Kız bizi istemeyebilir ki haklı da . Sonuç olarak öz abileri değiliz." Dedi. Tuğrulun amacı onların heveslerini kırmak değildi. Kız onları istemezde hayal kırıklığına uğramalarını istemiyordu ki henüz kızı tanımıyorlardı da. Bu aileye zararı dokunabilirdi veya bu ailenin ona zararı dokunabilirdi. Bu gece iki farklı yaşamlara sahip iki farklı aile tek bir aile olmuştu. Çakmak Malikanesinde herkes heyecenlı ve mutlu iken Doğa yine tek başına babasının mezarına gelmişti. Babasına nefretle bakarken gözlerinden akan yaşları sildi. Her ne yaşamış olursa olsun içinde bir vicdan vardı ve o vicdan bugün sızlıyordu. Annesi için her ne kadar mutlu olsa da yine verdiği bir sözü tutamamıştı. O gün bir karar verdi. Bundan sonra kimseye söz vermeyecekti ve bu duruma düşmesini sağlayan herkesin cezasını kendisi kesecekti.
Bölüm 1
1. Bölüm Evlilik
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.