Hı everybodyy
Bugün günlerden cumartesi idi. Dün işten çıktıktan sonra eve gelip işleri halletmiştim. Sonrasında annem gelmişti ve sohbet etmiştik. Annem açık açık benden şüpheleniyordu. Bense görmezden geliyordum.
Odamda giyinip, süslendikten sonra son defa aynada kendime baktım.

Buraya geldiğim an sıcaklar basmıştı yine de üstüme ince bir hırka aldım salonda oturan anneme baktım. Bugün tatildi yarın tekrar gidecekti, çok değişik.
"Ben Azra ile ödev yapmaya gidiyorum." Dedim bana döndü ve baştan aşağı süzdü.
"Maşallah kız, git hadi." Dedi gülümseyerek evden çıktım. Arslan beni almak istemişti ama otobüs kullanmakta inat etmiştim. Annem şüpheleniyordu kesin biri fark eder yetiştirir anneme.
Sokakta yürürken hiç görmek istemediğim biri ile karşılaştım.
Babam.
Beni fark ettiği an yanıma geldi. Zayıflamıştı, göz altları çökmüştü... Kolumdan tutup beni çekmeye başlayınca onu sertçe ittim.
"Ne yaptığını sanıyorsun?" Dedim.
"Bu hal ne! Milletin ağzına laf mı veriyorsun." Dedi.
"Ne saçmalıyorsun?" Sinirle yüzüme baktı ve dişlerinin arasından konuştu.
"Yavuz'un kızı orospu olmuş -" sertçe sözünü kestim.
"Benimle düzgün konuş ayrıca sen çoktan milletin ağzına laf verdin herkes ne konuşuyor biliyor musun?" Anlamayarak bana baktı.
"Yavuz karısını aldatmış, metresi varmış, kendinden utansın boyu kadar kızı var diyorlar. Yerinde olsam dışarıya çıkacak yüz bulamam." Dedim ve onu sertçe iterek durağa doğru yürüdüm. Arkamdan konuştu.
"Babanım lan ben senin!" Bok babamsın.
Sanki kendi çok düzgün insanmış gibi beni yargılıyordu. Gelen otobüse binip boş bir yere oturdum. Elhamdülillah bugünde dozumu aldım babam sayesinde!
Otobüsten inip Arslan'ın evine yürüdüm. Evi durağa bir tık uzak kalıyordu.
Sonunda evine ulaşınca zili çaldım. Açılınca günlük spor kıyafetleri olduğunu gördüm. Beni görünce gülümsedi ve kendine çekip öptü.
İçeri girince hırkamı çıkardım ve astım. Ona dönüp ellerimi boynunda birleştirdim. Ellerini belime doladı ve tekrar beni öptü. Temas bağımlısı değil hastasıydı!
Öpüşürken, sert bir şekilde öpüyordu geri geri gitmem ile sırtımda duvarın soğukluğunu hissettim.
Sonunda ayrıldığımız da soluklandım.
"Kek yapmalıyız." Dedim ama duvar ile arasında kalmıştım.
"Başka şeyler yapabiliriz." Dedi dudaklarıma fısıldayarak. Gülerek kolunun altından geçtim.
"Şu an olmaz, kek yapalım." Dedim.
"Hay senin kekine..." Dedi bu dediğine güldüm. O merdivenlerden çıkınca şaşırıp ben de peşinden gittim. Yatak odasına girdi ve bana döndü.
"Biraz spor yapmalıyım." Dedi. Kafamı sallayıp yatağına oturdum.
"Yap." Dedim.
Şınav çekmeye başladı. Şınav çekerken benimle konuştu.
"İstersen dolabımdan rahat bir şeyler alabilirsin." Aslında hayır diyecektim ama hep hayalini kurduğum bir şey!
Dolabını açtım ve beyaz bir tişört çıkarttım. Odasına bağlı olan banyoya gittim ve eteğimi çıkartmadan tişörtü giydim. Tişört eteğin boyunu aşmıştı.
Tekrar yanına gittim hala şınav çekiyordu. Aklıma gelen fikir ile gülümsedim.
"Bakalım ne kadar güçlüsün." Dedim.
Yanına gidip üstüne oturdum ve boynundan sarılarak uzanır pozisyona geldim. Gülerek cevap verdi.
"Çocuk oyuncağı." Haklıydı zayıftım zaten.

İki dakika sonra zorlanmasın diye kalktım benden dakikalar sonra o da kalktı.
"Ben duş alacağım, istersen sen de gel." Bugün bu adama bir şeyler olmuştu.
"Sen duş al ben malzemeleri hazırlayım." Dedim.
(Herkes Defne'ye sövüyor dimi)
Odasından çıkıp mutfağa indim. Yapmak istediğim tatlı (!) şekersiz cevizli kakaolu kekti. Bol bol yapılışını izlemiştim. Ezberden tüm malzemeleri hazırladım. Malzemeleri tezgaha toplayınca kapıdan giren Arslan'ı gördüm. Hala saçları ıslaktı.
"Ne yapacaksın?" Dedi.
"Şekersiz, kakaolu, cevizli kek." Şaşırarak bana baktı.
"Defne sevdiğin bir şey yap."
"Sevdiğim bir şeyi yapıyorum zaten."
"Defne sen şekersiz her şeyden nefret edersin."
"Arslan uzatma seviyorum ben, artık." Gülümseyerek alnıma bir öpücük kondurdu.
"Fransızca hocası senin mutfağın olduğunu anlamaz değil mi?" Bana döndü.
"Her gün kadını mutfağıma davet ediyorum Defne (!)" Yaptığı şaka ile gözlerimi devirerek telefonumu bir yere sabitledim.
"Şimdi ben merhaba cevizli kek yapacağım demem lazım." Kafasını salladı.
"Bonjour, je vais faire un gâteau aux noix." Akıcı konuşması ile ağzım açık kaldı ben nasıl öyle konuşayım.
"Anlamadım." Gülerek bana baktı.
"Bonjour." Dedi daha yavaş bir şekilde onu taklit ettim. Telefondan videoyu başlattım keserek düzenlerdim.
Bana tekrar etti sürekli ben de kameraya dönüp söylemeye çalıştım. Ama benden kelimeler Arslan da ki gibi çıkmadığı için gülmeye başladım. Arslan da gülerek yanıma geldi. Saçımı kulağımın arkasına attı.
"Hadi tekrar dene akıcı konuşman imkansız zaten güzelim." Tekrar eski yerine döndü gülmeden konuşmayı başardım.
"Şimdi ilk olarak iki yumurtayı karıştırma kabına alalım demeliyim." Benim dediklerimi Fransızca olarak tekrar etti.
"Tout d’abord, mettons deux œufs dans le bol à mélanger."
Zar zor ara sıra gülerek konuştum. Sırada cevizleri atmak vardı. Cevizleri atınca kadraja tekrar Arslan girdi. O böyle habire girdiği için benim bu videoyu editleme işim Zor olacaktı. Kucağına alıp tezgaha oturttu. Bir eli çıplak bacağımı okşarken diğer eli yüzüme çıkmıştı.
"Tatlı diye seni yesem olur mu?" Bu dediğine güldüm.
"Kameranın önünde mi?"
"Bir şey olmaz" boynumu nazik bir şekilde öpmeye başladı.
🍿
Sonunda keki fırına atmıştık. Video da hazırdı eve gidince düzenleyecektim.
Beraber salonda koltukta oturuyorduk. Bir süre sonra gözlerime hakim olamamış koltukta yatar pozisyona gelmiştim. Arslan'ın dizinde uyuyakalacaktım. Saçlarım ile oynuyordu ve bu çok rahatlatıcı idi...
Tam uykuya dalacaktım ki başımı nazikçe yastığa koyması ile gözlerimi araladım.
"Kek mi oldu?" Dedim kek için fazla heyecanlı olduğum belli oluyor mu?
"Gel." Dedi peşinden ben de mutfağa girdim. Kekin kokusu mutfağı doldurmuştu Arslan keki çıkardı ve tezgaha koydu.
"Soğusun sonra yeriz." Dedi. Ona kafamı salladım ama çalan kapı aramızdaki büyülü anı bozdu.
"Ben bakarım." Kapıya doğru ilerledim, kapıyı açınca Cem, Azra ve Esra vardı. Doğru ya Esra bugün evde değildi. Üçü muhtemelen bir yere gitmişti.
"Ooo bu koku da ne bizsiz eğlence mi yapacaksınız?" Dedi Cem ve eve girdi ardından herkes girdi.
Arslan salonda benim telefonumdan bir şeye bakıyordu ve henüz ona yaklaşan Cem'i fark etmemişti. Cem aniden telefonu çekti. O sırada hepimiz koltuğa oturmuştuk.
"Arslan sen böyle güler miydin?" Cem bizim videomuzu izliyordu!
"Senin..." Arslam ağza alınmayacak küfürler edip telefonu aldı ve cem'in ensesine vurdu.
"Neden geldin sen?" Dedi Cem'e.
"Öyle gelelim dedik." Cem Azra'nın yanına oturdu.
Bir süre aramızda konuştuk.
"Size bir haberim var." Hepimiz Esra'ya döndük.
"Ebediyen buradayım!" Dedi. Cem ve Arslan tam belli etmeselerde sevinmişlerdi.
"Ablam?" Dedi Arslan ablam dediği Esra'nın annesi oluyordu.
"O da geliyor." Arslan'ın yüzünde kendini belli eden bir mutluluk vardı ablasını seviyordu.
"Annen kaç yaşında?" Dedim Esra'ya.
"38"
Azra ile ikimiz Esra'ya imalı bakışlar atıyorduk. Çünkü burada kalmasının bir sebebi de Özgür abimdi.
"Tabi üniversite için tekrar gideceğim ama sürekli burada olacağım." Dedi. Yani bir kaç ay sonra gidecekti.
"Keke bakayım." Dedi Cem ve koşarak mutfağa gitti.
"Atacağım seni bu evden." Dedi ve Arslan'da peşinden gidince biz kız kıza konuşmaya başladık.
"Aranız nasıl?" Dedi Azra Esra bize baktı.
"Yani gönlümü almak için yemek yemeye çıkardı konuştuk bence pişman oldu. Ara ara mesajlaşıyoruz. Bence bizden olur." Bu iyi bir gelişme idi. Bir ara Özgür'ün ağzından laf almalıyım.
"Özgür abi senle mesajlaşırken Esra diyor mu?" Dedim. Eğer Esra diyorsa aralarına mesafe koymak istiyordur ama adını kullanmıyorsa aralarında bir şans vardır.
"Diyor hatta çok fazla Esra diyor." Esra'yı kırmamak için yalan söyledim.
"O zaman aranızdaki buzlar yavaş yavaş eriyordur." Dedim. Esra heveslenmişti umarım elimde patlamaz.
Onları yalnız bırakıp mutfağa gittim. Cem ile Arslan konuşuyordu kapının arkasında saklanıp onları dinledim.
Ayıp.
"Bu akşam geliyor mu?" Dedi Cem.
"Evet ama kötü bir şey yapmış." Arslan'ın sesi.
"Ne yapmış?"
Onları dinlememek için mutfağa girdim beni gördüklerinde sustular. Kimden bahsediyoardı? Bu akşam kim gelecekti? Bir bıçak alıp keki kestim.
"Cem tabak versene." Cem tabakları alıp bana verdi kekleri koydum ve bir şişe tatlı şarap aldım.
Herkese kek ve şarabını verdikten sonra koltuğa oturdum. İlk ısırığı Arslan'ın almasını bekledim.
Arslan ağzına bir parça attı.
"Olmuş mu?" Dedim.
"Senin yaptığın bir şeyin olmama ihtimali var mı güzelim?" Gülümsedim. Ortam sessiz olduğu için diğerlerine dönünce bizi izlediklerini gördüm.
"Ne bakıyorsunuz be?" Dedim Cem Arslan'a imalı bakıp bir parça yedi.
"Defne insan şeker atar!" dedi Cem.
"Arslan şekersiz seviyor onun için yaptım. Beğenmediysen kendine yap paşam." Cem Arslan'a bakarak konuştu. Artık Arslan nasıl baktıysa konuşmaya başladı.
"Yok beğendim estağfurullah sen yapcan da beğenmeyeceğim mi?" Azra'ya döndüm.
"Olmuş mu?" Bana baktı.
"Çok güzel olmuş aşko." Esra da ona katıldı.
Ben de kekten bir parça alınca güzel olduğunu fark ettim. Ama beğenmedim çünkü şeker yok! Ama şarap biraz yatıştırıyordu.
Arslan üçüncü kekini yiyordu. Ben daha birincisini yeni bitirmiştim. Gerçekten çok beğenmişti...
Çalan kapı ile Arslan kalktı.
"Seninle birini tanıştırmak istiyorum." Dedi ve kapıya ilerledi kapıyı açınca salona bir kadın ile girdi.
"Kuzenim Eyşan." Eyşan dediği kadına bakınca buz kestim. Konuşamadım.
Bu kadın...
Bölüm sonuuuuuuuuu
Evet Eyşan kim ayolll
Bölümü hemen attım diğer bölümde yarın ve ya ertesi gün gelirrrr
Attığınız yorumları ss alıp alıp baktıkça mutlu oluyorum( sapık değilim)

Haydbay
Bay
Bay

