İçeriğe geç

Mezarlıkta mahşer

Bölüm 1 · 2 dk okuma

Mezarlıkta mahşer

Bölüm 1

1.1 Kara

Masanın etrafını saran ağır, boğucu sessizliği bölen tek şey, Karan Bey’in fincanını tabağına bırakırken çıkardığı o pürüzsüz porselen sesiydi. Salonun yüksek tavanlarından süzülen loş ışık, babamın yüzündeki sert ve tavizsiz çizgileri herzamankinden daha belirgin kılıyordu. Karşısında oturan Cem ise ortamdaki bu ağır havadan zerre kadar rahatsız değilmiş gibi arkasına yaslanmış, dikkatle parmaklarıyla oynuyordu.

​"Rusya’ya gidiyorum," dedi babam. Sesi o kadar düz, o kadar duygudan arındırılmıştıki birkaç aylığına ülke değiştireceğini değilde basit bir iş toplantısına geç kalacağını söylüyor gibiydi. "Birkaç ay dönmiyeceğim."

​Gözlerimi kırpıştırdım, dudaklarım şaşkınlıkla aralandı. "Ne? Nasıl yani Rusya? Baba, bu da nerden çıktı şimdi?"

​Beni duymamış gibi devam etti. Bakışları yüzümde tek bir an bile takılı kalmadan masanın üzerindeki kalın dosyaya kaydı. "Tüm işleri, şirketteki yetkileri ve üzerimdeki sorumlulukların tamamını sana devrettim Ecem. Artık reşitsin. Kendi ayaklarınınüzerinde durma vakti geldi."

​"Reşit miyim?" Sesim, salonun soğuk duvarlarına çarpıp yankılandı. Oturduğum sandalyeden öne doğru fırladım. "Baba, ben daha dün 18 yaşıma bastım! Mantıklımı sın sen? Şirketin, o kadar insanın, işlerin yükünü bana mı bırakıyorsun? Ben daha ne olduğunu bile anlayamamışken..."

​"Konu tartışmaya kapalı," diyerek lafımı kesti. Oturduğu yerden ağır bir hamleyle kalktı, takım elbisesinin önünü ilikledi. Yüzünde ne bir endişe nede bir tereddüt kırıntısı vardı. Onca yükü omuzlarıma öylece yıkıp arkasını döndü. Yürüyüşü her zamanki gibi emin, adımları soğuktu. Büyük ahşap kapı arkasından kapandığında salonda sadece Cem ve ben kalmışdık.

​Kanım beynime sıçramış gibiydi. Göğsüm hızla kalkıp inerken, kalbimin güm güm vuruşunu kulaklarımda hissedebiliyordum. Şokun ve öfkenin pençesindeyken,Cem’in o her zamanki umursamaz, ciddiyetsiz sesi duyuldu.

​"Yani..." dedi Cem, yüzüne yerleştirdiği o sinir bozucu sırıtışla. Sandalyesinde hafifçe öne doğru eğildi. "Aşırı abartmıyor musun? Bence olaya iyi tarafından bakmalısın. Adam bildiğin krallığın anahtarlarını sana bırakıp gitti. En azından biraz rahatlarsın, tepende dikilen biri olmaz. Fena mı?"

​O an içimde patlamayı bekleyen volkanın fitili ateşlendi. Bakışlarımı ağır ağır ona çevirdim. Yüzündeki o zevzek ifadeden, o umursamaz tavırlarından öylesine nefret etmiştimki parmaklarım masanın kenarını hırsla kavradı.

​"Çık," dedim, sesim fısıltı kadar kısık ama bir bıçak kadar keskindi.

​Cem şaşkınlıkla kaşlarını kaldırdı. "Ecem, saçmalama sadece—"

​"Sana çık dedim Cem!" diye kükredim bir anda. Oturduğum sandalyeyi geriye fırlatırcasına ayağa kalktım. "Derhal bu odadan defol! Şu sinir bozucu çeneni de alıp defol git!"

​Gözlerimdeki saf öfkeyi görmüş olacakki gülüşü yüzünde dondu. İtiraz etmek için dudaklarını açtı ama işaret parmağımı kapıya doğru uzattığımı görünce vazgeçti. Ellerini teslim olur gibi havaya kaldırıp yavaşça ayağa kalktı ve söylene söylene kapıya yöneldi.

​Kapı sertçe kapandığında, devasa salonda tek başıma kaldım. Babamın masada bıraktığı o siyah dosyaya baktım. 18 yaşımın ilk gününde, bütün hayatım birkaç saniye içinde darmadağın olmuşdu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.