Nasıl öleceğimi hiç düşünmedim, aklımda sadece bir ölüm şekli vardı oda kendimi sonsuzluğa bırakmak.
İçimde kavrulan, tüm bedenimi cayır cayır yakan vicdan azabıydı belki ama ben gözlerimi bile kapatmadan birinin canını yakabilirim. Adalet doğru ilerlemiyor en azından benim adalet anlayışım. Birisi dur demeliydi ve bu bensem elimden bir şey gelmez. İyilik ya da kötülük kavramına inanmadım hiç. Kimse doğuştan kötü olamazdı ama yeni kötülerin doğmasına neden olabilirdi. eğer benim kaderim ve hayat amacım bu değilse neden hala yaşıyor olurdum ki zaten.
Yaşamak neydi orasını bilemem. Bildiğim tek şey canın nasıl yandığı , nasıl yakabileceğim.
Polis gelmiş ve yine hiç bir şey bulamamıştı ya da denememişlerdi, çünkü benim yaptığımı onlar yapsa çok şey kaybederlerdi ama benim kaybedecek bir şeyim yok.
Pek kimsenin bilmediği bir ormanda eski ama büyük bir evde tek başıma oturuyordum. Nadiren insanlar geçerdi ama kimse içerde acı çeken birinin yaşadığını düşünmezdi.
mühim bir konumuz var.
Yalnızlık...
Herkesin yalnız olduğu ve hayatını bir ekrana sıkıştırdığı bu sıkıcı ve gaddar Dünyada, kimsesizliğe tutunmuşuz çünkü tutunacak bir dal yok.
Ama bahsedeceğim yalnızlık benim yalnızlığım.
Yorgunsun ve eve dönüyorsun. Yorgunsun ve elin zile gidiyor ama duraksıyorsun .Kapıyı açacak kimse yok. Sonra kulağına güzel bir müzik geliyor ama doğru bunu göstereceğin kimse yok. Dışarı çıkıp bekliyorsun ama bu kalabalık Dünyada sana selam verecek kimse yok.
Düşüyorsun
Eve gidiyorsun ,yatağa giriyorsun. Duvarlar ve avizeler dışında sana iyi geceler diyen yok. Ne kadar yalnız olduğuna göre de o kadar seslerini duyuyorsun.
Üzgünüm bir aşk kitabı ya da bir mafyanın bir kadına işkence etmesini anlatan bir kitap okumuyorsun. Bu kitapta kimse öpüşmeyecek benim gibi bir ruh emicinin aşkla işi olmaz. Ben Azrail'den korkanların ona şükretmesi için yaratılmış kanatsız bir meleğim. Şeytan değilim çünkü kötü olmak için bile bir duygu gerekir ama melekler öyle değil ne amaçla yaratıldıysa öyle ölüyorlar. Gerçi şeytanda bir dönem melekti belki bende bir gün şeytan olurum ama iyi olur mu, bilemem.
Saçlarımı toplayıp yağmuru aldırmadan dışarı çıktım ve koşmaya başladım. kocaman ormanlık bir araziydi evler benim yaşadığım yerden çok aşağıdaydı ve çoğu boştu. Genelde yazları bu tarafa gelir insanlar. biri ölse kimsenin haberi olmaz, birileri öldü bile.
Koşmayı bitirip eve döndüm. Köpeğimle ilgilendim biraz, bayadır onunla ilgilenmiyordum. Yıllardır benimleydi ama artık çok yaşlı bazen yattığı yerden zor kalkıyor ama yine de benim yanımda.
Kim bilir, belki de o kadar yalnız değilim.
Bunu okurken sizde diyeceksiniz en azından köpeğin var diye. Gerçi oda olmasa bu yaşlı evde ne halt yerdim bilmiyorum.
Bir süredir kulağıma bir çete geliyor. Ufak çaplı başlayan ama büyüyen hırsızlıklar yapıyorlar. Hırsızlarla uğraşmam ama ilgimi çeken bir tarafları var nasıl bu kadar masum bir şekilde yapabilirler. Yani ben onlar gibi büyük bir vurgun yapsam herhalde bir kaç kişi ölürdü ama bunlar çok temiz hallediyorlar.
***
Uzun süre sonra o ara yoldaki bara girdim. Kerem beni görüp gülümsedi ve beni yanına çağırdı.
''Sen yataktan kalkıp buralara gelir miydin?''
''Gelebiliyormuşum demek. Bana şu yeni çeteden bahset ne iş bunlar. kimler, neciler ve ne uğruna çalıyorlar.''
''Bildiğim tek şey yakında burada olacakları. Kasada sakladığımız şu üç harita vardıya geçen sene ikisi çalındı. Sonuncu ise hala burada gelip almalarını bekliyorum. Nedenini bilmiyorum fakat babanın peşinde olabilirler. Çünkü baban kaçmadan önce onda bir şifre olduğunu çözerseniz yerimi bulacağımızı söyledi.''
''Ne var bu haritada?''
''sadece sayı.''
''Sayı mı?''
''Evet.''
''Bir yerin frekans şeyi ıvır zıvırı olamaz mı ?''
''Sanmam.''
Duraksadım.
''Hmm, yine ne istiyor bu adam. Buldukları yerde öldürürler onu. Kim bilir belki de asıl amaç bulunmak değildi. Hatırlıyor musun evde elmas kolyeli bir kadın resmi vardı ,babam bu kadına bakıp ağlardı geceleri gizlice. O tablonun arkasında bir kasa ,o kadının olduğunu düşündüğüm elmas bir kolye ve bu kağıtlar vardı. Ya bu kağıtlar bu kolyeye gidiyorsa."
Kerem bana ilgileneceğini anlatan bir bakış attı ve arkaya gitti onun yerine yeni bir barmaid geldi.
bu kızı daha önce görmemiştim yeni eleman anlaşılan.Kısa siyah saçları vardı gömleğinin kollarını katlamıştı ve sırayla dövmeleri gözüküyordu. Benden kısa bir kadındı tahminimce ve benden güçsüz.
''Ne içersin?''
''İçmem.''
''Yeni misin burada?'' diye sordu bana. Gülümseyerek cevap verdim.
''Bence sen yenisin beni tanımadığına göre, ben buranın gerçek sahibiyim.''
''Ama Kerem-'' dedi sözünü bölüp ''kardeşim'' dedim.
''Kız şaşırmışa benziyordu ama bir şey çaktırmamaya çalışıp önüme bir bardak sade soda koydu.''
''Kız kardeşim gelirse ona soda ver demişti. Anlamalıydım zaten; aynı gözle, aynı saçlar.
Bana yaklaştı.
''Gerçi senin gözlerin daha bir ayrı bakıyor.''
''Nasıl bakıyormuş?''
''İçinde mavi alevler varmış gibi,çok hoş.''
Gülümsedim, oda kafasını geriye çekti ve bardakları silmeye döndü.
...
Pek kimse kalmamaya başlamıştı sadece şu yeni kız, kardeşim ve ben vardık ve bir kaç kapıya atılması gereken ayyaş. Kerem kıza çıkabileceğini söyledi ama ben otursun biraz bizimle dedim. Kız istemeye istemeye yanımıza oturdu. Kerem'le ikisi yan yanaydı bende karşılarında.
Cebimden telefonu çıkardım ve Kerem'e tabloyu gösterdim.
''Hatırlıyor musun bu tabloyu, kadının kolyesini?''
kızın ilgisini çekmişti.
''Hatırlıyorum da, bunluk ne var şimdi?''
''Geçen bunun yerini buldum ama orada bıraktım, gerçi satabilirdim ama yapmadım.''
Kıza döndüm.
''Kolundaki Anka kuşu dövmesi çok hoş, ablam efsanelerini anlatırdı biz küçükken. Uçtuğu zaman her yere kanadının gölgesi düşermiş ve Kaf dağında yaşarmış.
Kerem gülerek ;
''Bu masallara hala inan mıyorsun dimi Alev?''
konudan ayrılıp
''Lan biz kardeşiz, isimlerimiz niye bu kadar uyumsuz ?
''Kerem güldü ve konuşmaya devam etti.''
''Bir gün gelip bize kardeş değilsiniz desinler diye.''
Babamın Kerem diye bir sağ kolu vardı normalde kardeşimin adını Volkan koyacaklarmış ama adam babam için ölünce adını Kerem koymuşlar. Kerem benden bir yaş büyük ama genelde arkasında hep ben olurum.
Ben doğmak üzereyken evde yangın çıkmış ev alev alev yanarken zor kurtulmuşuz ve adımı Alev koymuşlar doğmadan dünyayı yakabildiğim için.
...
Bir süre sonra kızın iki arkadaşı geldi. İki motorlu çocuk içeri doğru geldi Kerem çocuklarla yakın gibiydi selamlaştılar. Sonra oturup sohbet etmeye başladılar bende iki çocuğu da inceledim. Kıvırcık saçlı olan daha cana yakındı. Ahhh ,şu kıvırcık saçlılar zaten. Diğer çocuk daha ciddiydi yeşil gözleri ve dağınık saçları vardı. Saçları gözlerini kapatıyordu biraz ama rengi
net bir şekilde görülüyordu .Ama dikkatimi çeken başka bir şey vardı oda dövmeleri hepsinde farklı şekil de ama aynı kuş vardı.