Kulağımın dibinde bağırıyordu Behram.
“Çünkü bugün konuştuk” dedim sakince.
“Bugün konuştunuz öyle mi?! BUGÜN KONUŞTUNUZ?!”
“Evet neye şaşırdın Behram Alper benim arkadaşım, komşum beni merak edemez mi?”
“Edemez Meyra! Seni merak edemez! Seni arayamaz!”
“Saçmalıyosun şu an Behram! Git yat kendine gel!”
“Kendime mi geleyim?” Avazı çıktığı kadar bağırıyordu.
“Evet kendine gel!”
Eğildi yerden paramparça olmuş telefonumu aldı ve tekrar duvara fırlattı. Sonra tekrar ve tekrar. Öfkesinden ne yapacağını şaşırmış bir vaziyetteydi.
Duvara fırlatacak bir telefon kalmayınca ceketini alıp gitmişti. Bende yatağa uzanıp sakinleşmeye çalıştım. Olmuyordu, hele o sesleri duyan ev halkının yüzüne sabah nasıl bakacaktım. Bunları düşünerek sızmışım. Kapı açıldığında uyandım etraf yeni aydınlanıyordu saat 5 buçuk civarıydı. Yataktan kalkıp Behrama baktım. Ayakta duracak hali yoktu. Işığı yakıp bana baktı, elindeki ceketi sandalyenin üzerine bırakıp kapıyı kapattı. Ayağa kalktım bişeyler söylemesini bekliyordum ama konuşmuyordu. Bana doğru yaklaştı yorgundu. Gözlerimin içine baktı konuşmamı bekliyordu sanki.
“Bu ne hal?” Dedim sessizce
“Ne hali?” dedi sendeleyerek.
Buram buram alkol kokuyordu. Nefesine kibrit çaksam havaya uçacaktı.
“Bu kadar içmeye ne gerek vardı?!”
“Ne içmesi? Ben mi? İçmedim”
“Yalan söyleme bari! Kokuyorsun Behram”
“Tamam birazcık içmiş olabilirim azıcık” diyerek eliyle azıcık içtiğini göstermeye çalıştı.
“Sen insanı çıldırtırsın! Yat uyu artık yeter bak delirtiyosun beni” dedim sitem ederek
“Asıl sen beni delirtiyosun Meyra!” Burnumun dibindeydi artık. Alnını alnıma yaslamış dik dik bakıyor öfkeyle konuşuyordu.
“Ben seni delirtmiyorum. Senin deliresin varmış.” diyerek geri çekildim yatağa doğru bir adım attım.
Behram kolumu tutup kendine çevirdi beni. O kadar sarhoştu ki hızını alamayıp benim üzerime düştü. İkimizde beraber yatağa çakılmıştık. Daha kötüsü Behram benim üzerimdeydi. O büyük cüssenin altında eziliyordum.
“Behram kalk üzerimden” diyerek ittirdim.
“Bir daha beni sakın! Sakın aldatmaya kalkma” diyerek yüzüme baktı. İki kolunun arasına almıştı beni
“Sen hiç iyi değilsin Behram! Ne aldatması ya?! Ben senin karın…..”
Ben senin karın olmayı bile sindiremedim. Demek istemiştim ama cümlemi bitirmeden Behramın dudakları dudaklarımdaydı.
“NE YAPIYORSUN SEN?!” diyerek ittirdim Behramı.
İttiremiyordum da gerçi. İçimde öfke patlamaları oluyordu. Beni nasıl öperdi!
“Seni geberticem oğlum! Bittin sen!” diyerek bağırdım.
“Her geçen gün ölüyorum ben zaten Meyra. Sana bu kadar yakınken bir o kadar uzak olmak beni öldürüyor!”
“Sarhoşsun! Ne dediğini bilmiyorsun sen”
“Farkeder mi?” diyerek boynumdan öpmeye başlamıştı.
Küçük öpücükleri boynumdan göğüslerime doğru ilerliyordu. Yumuşak dudakları tenimi okşuyordu sanki. Durması gerekiyordu ama, durmalıydı. Ben onu istemiyor ona karşı bir duygu beslemiyordum. Hele ki karısı olmaya hiç niyetim yoktu.
“Behram… dur artık” dedim sessizce.
Durup bana baktı, uykusuzluktan bayılacak gibiydi.
“Durdum, istemediğin hiçbir şeyi yapmam. Dayanamam sana” diyerek yanıma yüz üstü uzandı.
Kalbim küt küt atıyordu, kıl payı kurtulmuştum. Apar topar ayağa kalktım kıyafetimin yakasını düzelttim. Behram öperken üstümü başımı dağıtmıştı. Sessizce odanın kapısını açtım dışarı çıkacaktım ki Behramın sesi odayı doldurdu.
“Hiç bir yere gitmiyorsun Meyra, gel ve yat uyu”
“Uykum yok benim”
“Odadan çıkmıcaksın”
“Ama neden”
“Ben öyle istiyorum. Yanımda uyuyacaksın”
Başka çarem yoktu, istemeye istemeye yatağa girdim ve uzandım. Behram hala yüz üstü uyuyordu. Ne biçim bir adam ya! Uyurken nasıl anladı dışarı çıkacağımı?!
Sabah kapının çalınmasıyla uyandık. Behram apar topar ayağa kalkıp kapıyı açtı. Gelen Elifti
“Behram abi annem kahvaltıya çağırdı” dedi bebeksi sesiyle.
“Geliyoruz bebeğim” diyerek içeri girdi Behram.
Gözlerimi ovuşturarak baktım Behrama. Gömleğini uyurken çıkarmış olmalı ki üzerinde yoktu. Sadece pantolonuyla duruyordu.
“Kahvaltıya inelim” dedi ceketini ve gömleğini alarak.
“aç değilim”
“Ayıp olacak Meyra, insanlar bizim için uğraşıyor.”
“Biz diye bir şey yok!”
“Var”
“Yok!”
“Kabullensen iyi olur”
“Kabullenmiycem!”
“Ağlayarak günlüğüne yaz o zaman” diyerek çıktı.
Of oflaya kalkıp üzerimi değiştirdim. Elimi yüzümü yıkadım avluya indim. Herkes daha yeni iniyordu avluya.
“Günaydın güzelim” dedi Behram oturduğu yerden bana seslenerek
“Manyak ruh hastası” dedim kendi kendime fısıldayarak.
Sofraya oturduk, herkes sessizdi ta ki Elif sessizliği bozana kadar.
“Behram abi sabah niye tişörtün yoktu senin ?”
Hem Behramı hem beni öksürük tutmuştu. Biz dışında herkes kıkır kıkır gülüyordu.
“Olur mu öyle şey abim. Çok sıcak olmuştu o yüzden çıkardım ben onu.”
“Elif! Annem çok ayıp hiç öyle şey sorulur mu abiye.” diyerek araya girdi Asiye yenge
“Yok yengecim yanlış anladınız siz” dedi Behram
“Olur öyle yengem, karı kocasınız siz Allah Allah. Suç bizim sıpada”
Nazan bana bakıp imalı imalı gülüyordu. Keşke yerin dibine girseydim! Utançtan ölüyordum.
“Kahvaltıdan sonra biz yola çıkalım. İşler beni bekler.” dedi Behram konuyu değiştirerek.
“Biraz daha kalın oğlum” dedi Hasan ağa
“Sonra yine geliriz amcacım. Düğüne de siz geleceksiniz. Artık buradayım hep”
“İyi bakalım öyle olsun”
Kahvaltıdan sonra odaya çıkıp bavulumu toparlayıp çantamı aldım. Nazan da bana yardım için gelmişti.
“Hiç gerek yoktu teşekkür ederim” dedim
“Ne teşekkürü canım yine bekleriz. Belki bu sefer üç kişi olursunuz” dedi gülerek
“Nazan” dedim mızmızlanarak.
“Dün gece gelen seslerden belliydi ama. Sen gidince bir test yap” diyerek gülüp gitti.
İmdat allahım ya! Bir kavga nelere sebep oldu.
